banner1503

Genişlemek, sayıca artmak, güçlenmek, yaşı artmak, boyutları artmak, önem ve değer kazanmak, şiddeti artmak, eskisinden daha büyük ve güçlü duruma gelmek büyümenin emarelerindendir. İnsan fıtratı gereği, doğumundan itibaren hep gelişmek, öğrenmek ve büyümek ister.

Fakir, yoksul biriyken günün birinde ummadığı bir yerden gelen servetle! zengin olursa, mal varlığı artar, maddi olarak büyür.            

Yaşadığın her yılın sonunda yeni bir yaş alırsın, doğum gününü kutlarsın yaşça büyürsün.

İki kişilik bir aile iken çoluk çocuğa karışırsın, üç, dört… olur, birey sayısı arttıkça sayıca büyürsün. Mal varlığın artış gösterdikçe ekonomik olarak büyürsün.

Çocukların büyür, her biri evlenir. Farklı yaşam tarzlarından gelinin, damadın olur.  Yöresel farklılıkları ve kültürünü de bünyene katarak ailece genişleyerek büyürsün.

İlk, orta, lise, üniversite derken yurt dışında mastır, doktora yaparsın, birkaç dili mükemmel konuşursun, eğitimini iyi bir iş kariyeri ile taçlandırır, pozisyon olarak koca koca şirketleri yönetirsin; önem ve değer kazanarak büyürsün.

Spor aktivitelerinde; kulüpler taraftarlarıyla, kazandıkları galibiyetlerle, şampiyonluklarla ve almış oldukları kupaların sayısıyla, müsabakalardan elde ettikleri gelirlerle büyürler.

Büyük okullar vardır; nicelik olarak derslik (sınıf) sayısı, geniş bir arazi üzerine yapılmış devasa okul binalarında bulunan derslik sayısına kıyasla çok az olabilir, lakin nitelik olarak eğitsel anlamda donanımlı öğrenci yetiştirir ve topluma kazandırır. Bu nedenle her anne babanın gönlünde çocuğunu bu düzeyde bir okulda okutabilme arzusu vardır.  Ülkesine, topluma ve insanlığa bilim insanı kazandırdığı için bu okul değerli ve büyüktür.

Çiftçinin iktisaden büyüklüğü; kaç yüz dekar tarlasının olması ile değil, ekip biçtiği, elde ettiği hasattın maliyeti ile ürünün satışından elde ettiği gelir arasındaki farkın büyüklüğüdür. Her yıl bir önceki yıldan daha az kar elde ediyorsa, girdi maliyetleri artışı oranında karını arttıramıyorsa, birileri toprak emekçisinin üstüne basa basa büyüyor demektir.

Kol ve beden gücüne dayanarak kendi ekonomik faaliyetinde bulunan, küçük esnaf, orta ölçekli esnaf kendi yağıyla dahi kavrulamaz durumda, kredi batağına saplanmış ve çıkış yolu arayışıyla her gün bin bir ümitle dükkanının kepenkleri açarken, akşam hüzünle, çaresizlik içerisinde, gönülleri kırık, başları eğik olarak evlerinin yolunu tutar. Bu insanların tek sermayesi; yarına taşıdıkları inançları, umutları, beklentileri, geleceğe olan güvenleri, azimleri ve yüreklerinde hiç eksilmeyen manevi güçleridir. “Körler ülkesinde, görmek bir hastalık sayılır.” Cenap Şehabettin

Siyasi partiler, geniş toplum kitlelerine ulaşarak, projelerini, anlatırlar. Sosyal beklentilere, ekonomik beklentilere, geçlere, asgari ücretle hayata tutunmaya çalışan emekçilere, öğrencilere, okulundan yeni mezun olmuş gençlere, yaşlılara, emeklilere, üretimin içinde dinamik olan herkese ütopik vaatlerde bulunurlar. O partiye yönelim sayısı artıkça, teveccüh göstereler çoğaldıkça, partinin toplum içindeki gücüde o oranda artış gösterir. Parti kitlesel olarak büyür.

Her yeni yıl ile birlikte insanlar bir yaş daha büyürler. İnsanın dünyaya gelişinden son ana kadar geçen süreçte biyolojik olarak büyüme devam eder. İnsan biyolojik olarak büyürken mental olarakta, psikolojik olarakta tekamül ederek gelişme gösterir. Behemehal büyüme denen süreç her ahvalde gözlenebilen, hissedilebilen, somut ve objektif bir değerdir. Eğer ki; büyümeyi, salt belli bir kesim,  bu da çok azınlıkta olan bir kesim hissediyor ve doyasıya içselleştiriyorsa, büyümenin çoğunlukta hiçbir yansıması hissedilmiyorsa, bu, çoğunluğun duyumsayamadığından değil, eşit ve adil olmayan haksız bölüşümden pay alamamasıdır. Bölüşümün hakkaniyetten uzakve adil olmayışıdır. Büyümeye katkı sağlayan üretici gücün, bu büyüme oranın aksine gelişme göstermesi tam bir paradoks değil mi?

Reel enflasyon ve devalüasyon karşısında her gün alım gücünü –artarak- kaybeden işçi, memur, esnaf, emekli, küçük sanayici gün be gün küçülürken, büyüdüğü ifade edilen pastadan, hak ettiği payı alamayan bu kesimler, toplumun dinamiği olmayı nasıl sürdürecekler. İslam dini paylaşıma ve yardımlaşmaya çok önem vermektedir. Toplumsal barış ve huzurun tesisinde yardımlaşma ve paylaşım son derece önemlidir. İnsani ve vicdani görev olarak telakki edilen yardımlaşma hususunda peygamber efendimiz şu sözüyle dikkat çekmiştir. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” Toplumda dar gelirli, kendi yağıyla kavrulan, üretime emeğiyle katkı sağlayan insanlar genel olarak spiritüal (ruhunu huzura kavuşturmayı bilen, iç dünyasında kendisi ile barışık olmayı seçen ve düşünce biçiminde pozitifliği benimsemiş)  düşüncenin egemen olması nedeniyle içlerindeki manevi dünyanın huzuruna sığınıyorlar.

İnsanın, sürekli gelişmek, öğrenmek ve büyümek isteği fıtratı gereği doğduğu andan itibaren başlar. Büyüyen ekonomi karşısında, git gide küçülen, günü dahi kurtararamayan, açlık ve yoksulluk sınırının altında kalmayı hak etmeyen emekliler, asgari ücretle yaşama tutunmaya çalışanlar, çiftçiler, köylüler, öğrenciler hülasa alın teriyle, emek gücüyle hayatın içende olanlar… Yeni yılda işçiler için asgari ücreti tespit ederken (asgari ücret henüz açıklanmadı), memurlar ve memur emeklileri için yüzde dört zammı bir lütuf olarak görmeyip, halkın her kesiminin eşit şekilde faydalanacağı, büyüme oranında adil paylaşım yapılarak, ekonomik özgürlüğe –kısmen- kavuşmak ve insanca yaşamak bağlamında değerlendirilmesi gerekmez mi?

Özdemir Asaf’la yazımızı noktalayalım.” İnsan büyüdükçe mi artıyor dertleri? Yoksa büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner948

banner2035