banner1503

Evlilikte Mutlu Olabilmek

            Evlilik, insanın ahir ömründeki mutluluğunun ilk sıradaki belirleyicilerindendir. Eşit hak, eşit sorumluluk ve eşit paylaşım esastır. Hayallerimizin ve hayatımızın en birinci genel geçeri olarak evlilik, kendi filminin başkahramanları tarafından doyurulmayı ve beslenmeyi bekler, doyurulup, keyfi iyi edilmezse o da sizin keyfinizi kaçıracaktır.

            Evlenmeden önce yaşamın içerisinde bireysel olarak hayatımızı devam ettirirken, evlendikten sonra iki kişilik ortak hayat oluşur. Artık iki kişilik düşünmek zorunda kalırız. Bir nevi dört gözle bakar, dört kulakla işitiriz.  Bir insan “Hem evli olacağım hem de özgür olacağım.” diyorsa bu, evliliğin doğal sürecine aykırıdır. Birlikte yaşamak için bireysel özgürlüklerimizden feragat ve fedakarlık yapmalıyız. Çünkü evlendikten sonra; farklı elementlerin birleşerek, oksijen ile hidrojen doğada serbest ve özgür olarak bulunurken bir araya geldiğinde özgürlükleri sona eriyor ve su (H2O) olması gibi farklı bir hayat kaynağı, yeni bir mutluluk alanı, yeni bir denge oluşturuyorlar. Evliliğin selameti, uzun soluklu ve huzuru açısından böyle düşünülmelidir.

            Eşler arasındaki ilişkide yıllar boyu hep aynı çözümsüzlük içinde (kısırdöngü)  yaşamaya çalışan karı koca vardır. Eşlerden biri küser, darılırken diğeri kızar, öfke krizine girer sonuç hep açmazdır, çözümsüz denklem gibi. Konu bazen eve alınacak bir eşya, bazen de farklı bir hikaye olabilir. Sonunda çözümsüzlük vardır. Bu, evlilik için kötüdür.  İlişkide birden fazla formülünüzün, biri olmadığında yerine ikame edeceğiniz başka bir seçeneğinizin olması gerekir. Çözüm üretemeyen ve bazı alanlarda uzlaşamayacağının farkında olamayan çifter restleşme batağına saplanır. Restleşme eşler arasında ilişkide örselenme yaratır. Haklı olmak ile mutlu olmak arasında –kazanmak esas- olduğundan, haklı olmak tercih edilir ve mutlu olma treni kaçırılır. Sürekli restleşmenin kazananı olmaz. Önemli olan içeriye bakmak, bakabilmektir. Aslolan kimin, kimin kalesine gol attığıdır. Halbuki iki kalede evliliğe aittir ve gol yiyen evliliktir.

            Günlük yaşam koşuşturmasında yeri geliyor kırk şekle giriyoruz: anne, baba, eş, sevgili, bazen başarıyla coşkuya ulaşmış, bazen hayat gailesiyle ezilmiş, kah öfkemizin doruğa ulaştığı, kah sevinçle coştuğumuz, korkularımız, endişelerimiz, saymakla bitmez insanın çeşit çeşit hali…  Binaenaleyh her yeni hal ve ahval esnemeyi ve yeniden yapılanmayı gerektirir. Bunu yapamazsak, esneklik gösterip içinde yaşadığımız şartlara uyum sağlayamazsak kırılırız, dökülürüz, üzülürüz.

            Mutlu evlilik; yalnızlıktan kurtulma, cananı olma, yaslanacak omuz, el ele tutuşma, şefkat, birlikte seyahat etme, televizyon seyretme, sohbet etme, kavga etme ama küsmeme, çabucak barışma, kıyamama, özleme, özlemin kıymeti bilme, ferahlık, huzur, çocuklar, torunlar, eş dost sahibi olma, ana babasını sevme, samimiyet ve tükenmek bilmeyen ömürlük fantezi…

            Mutlu evlilik, mutsuzluk gerekçelerini tespit edip bunları izole ederek bertaraf etme hususunda eşlerin uzlaşması, yaşanacak dertlerin çok, çeşitçe bol olması nedeniyle ortak akıl ile problem çözme yetisinin geliştirilmesidir.  Karşılaşılan sorunlarla baş ederken birden fazla çözüm biçimi üreten çiftler daha iyi sonuç alırlar. Kimi çiftler, evliliklerinde sorun çözmede, yaşanan muhtelif dertlerle baş etme konusunda farklı farklı çözüm mekanizmasına sahiptir. Hoşlanmadıkları ya da kızdıkları bir olay karşısında kah söylenir, kah kızar, kah kavga eder, kah geri adım atar, kah mizah kullanır, kah gönül alır, kah iltifat eder. Ancak sonuçta mutlaka bir çözüm üretilir. Bazen de tartışılan konu üzerinde uzlaşamayacaklarını anlayıp ikna olurlar, ki bu da bir nevi çözüm şeklidir. Bu, birlikte nefes almanın, birlikte aynı yolu yürümenin, birlikte aynı hayatın içinde var olmanın vazgeçilmez şartıdır.

            Malzemesi insan olan, istekleri ve öncelikleri her daim değişen evlilik, kendi değişim performansını da dinamik tutmalıdır. Zira hiçbir ilişki yıllar içinde değişmeden, dönüşmeden kendi içinde aynı kalmıyor, kalamıyor. Eşyanın tabiatı gereği kendi süreci içerisinde evriliyor,  tekamüle uğruyor.  Esneyebilen evliliklerin daha huzurlu ve uzun ömürlü olduğu söylenebilir. Esneyebilmek ve yeniden yapılanmanın önünü açmak iyidir.  Esnemeyen her şey kırılır. Bir fizik kuralıdır. Evlilikte de yaşamsal ve zamansal değişikliklerle yeni pozisyonlar belirlemek önemli ve kaçınılmaz gereksinimdir.

            Evlilikte ne kadar az biriktirirsen o kadar iyi olur. Öfke de, muhabbet de biriktikçe acılaşır, ateş olur, önce içindekileri yakar.  Biriktirmeyin, bırakın aksın, kendi mecrasında akıp gider. Tek tek, birikime mahal vermeden sorunları çözmek ve uzlaşmak daha pratiktir. Uzlaşma, eşler arasında anlaşma ve huzuru getirecektir. Uzlaşamayacağınız alanlar olacağı kısmında da uzlaşmalıdır. İçgörü sahibi olmak, kendini bilmek, insana da evliliğe de yakışır. Gönül bağının devamı için; daha çok dokunmak, dinlemek, sarılmak, elini tutmak, gözlerinin içine bakmak, özlemek, özlenmek, beğeniyorum demek, güzelsin demek, gönülden gönüle köprü kurmak ve daha ne varsa, sevgi ve muhabbet adına kullanmak…

            Evlilik, hayatın içerisinde birlikte yaşayacağınız eşinizle çıkmış olduğunuz uzun bir yolculuktur. Bu yolculuk sırasında güzel günlerde vardır, fırtınalı günlerde vardır. Eşler birlikte emek vererek mutluluklarını çoğaltarak, fırtınalı günlerin sıkıntılarını ve acılarını tolere edebilirler. Evlilik iyi bir iş birliği kurmaktır, kurabilmektir. Bu nedenle, iyi bir iş birliğinin kurulabilmesi için kişilik uyumunun olması, evlilik olgunluğunun ve becerilerinin geliştirilmesi gerekir. Doğal olarak eşler birbirini daha iyi tanıdıkça, birbirlerini daha gerçek bir şekilde gördükçe ve aradaki bazı engeller aşılıp, güven duygusu oluşmaya başladığında aşk sevgiye ve bağlılığa dönüşür. Büyük aşkların evlendikten sonra sihrini koruyamaması aşkın bittiği anlamına gelmiyor, bilakis aşk evrim geçirerek, değişim ve dönüşüm ile bir ömür boyu sevgi olarak insanın yüreğinde yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyor.

            Mevlana der ki: “Ey aşık! Hani özlem çekiyorsun ya sevgiliye, bil ki sevgilidendir özlemin özü. Odur asıl sana özlem duyan. Çünkü o tutuşturmayınca alevi, kimsede olmaz ateş. Ve AŞK ateşi önce sevilene, ondan sonra sevene düşer.”

Huzurun, saygının, sevginin, muhabbetin, birlikte biz olmanın egemen olduğu, coşkuyla yaşanası, güneşin hiç batmadığı yuvalarınızda – doyasıya - evli olmanın tadını yaşamaya çalışın.

Hasbi Demirtaş           

YORUM EKLE

banner2250

banner2587

banner2588