banner1503
banner2038

Hayat içerisinde yaşadığımız olayları değerlendirirken genellikle zahiri tarafından değerlendirir ve bu değerlendirme sonucunda bir önyargı oluşur.  Yaşanan olayın sonuçlarını göz önünde bulundurduğumuz için karar verme anlamında etken olan, o olaya ait son durumdur. Yaşanan olayın sonucuna gelene kadar geçen süreci göz ardı ederiz. Aslında sonucu etkileyen, başlangıçtan itibaren nice yaşanmışlıkların birikimidir. Hiçbir şey resen ortaya çıkmaz. Mutlaka sebep-sonuç ilişkisi vardır. Sonuçları doğuran ise sebeplerdir. Sebepleri kale almadan, değerlendirmeden, sebep-sonuç ilişkisini somutlaştırmadan objektif karar vermek mümkün değildir.

Uzun bir süredir görüşmediğimiz, aramayan, sormayan, eş dost, akraba, arkadaş hakkında, karar verme noktasında ilk akla gelen bizi unuttuğu, ilişkiyi bitirdiği, dostluğun buraya kadar olduğu, ahde vefa duygusundan yoksun olduğu şeklinde değerlendirerek bir ön yargı oluşur. İçeriğine hakim olmadığımız konu hakkında en masum insanlara bir takım olumsuzlukları atfederek, mesnetsiz ve haksız önyargılarımızla ne kadar çok hata yaparız. Bundan dolayı, sıklıkla nedametini içimizde hissederiz.    Aklımıza şunu getirmeyiz, bizi aramayan kişinin başına olumsuz bir vaka gelebileceği, sağlık ve/veya sosyal bir problemi olabileceği, ruhsal bir çöküntü içinde olup-olmadığı… Ve yüreğimizin sesini dinleyerek aramayanı aramak gibi…  Sosyal ilişkilerimizde bu düşünce egemen olmaması nedeniyle eş dostla, arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle haksız kırgınlıklar yaşar, anlamsız örseleniriz. Beşeri ilişkilerimizde, hayatı güzelleştiren ve kolaylaştıran değerleri dünden bugüne harmanlayarak ön plana çıkarıp yaşamı daha değerli, çekilebilir, paylaşılabilir ve pratik hale getirebiliriz. Nüanslara takılmadan, egomuzu alt ederek, sevgi ve muhabbeti içimizde büyüterek var edebilirsek mutlu ve umutlu anları yaşar ve yaşatırız.

İkili ilişkilerimizde zaman zaman tartışmalar yaşarız. Tartışma sonrasında her iki taraf birbirinden özür dilemeyi bekler. Asıl olan hatalı tarafın özür dilemesidir. Lakin hata, hatalı olan tarafından da kabul edilmediği için özür genellikle karşı taraftan beklenir. Tartışma sonrasında egodan uzak ilk özür dileyen kişi olmak gibi erdemli bir davranış sergilemek, hatayı kabulleniş değildir; değer vermektir, nezakettir,  insani bir davranıştır. İkili ilişkilerimizin devamlılığı bağlamında affetmek, hoş görmek, güzel düşünüp, iyi tarafından bakmak hedef olup, işin temelini teşkil eder.

Önyargılarımıza dair, ibretlik, ilham verici- duygu yüklü ve ders alınacak bir hikayeyi paylaşmak istiyorum:

Öğretmen bir gün denizin ortasında batmak üzere olan bir geminin hikayesini sınıfta öğrencileriyle paylaşır.

Gemideki çift cankurtaran botunun yanına kadar gelir ve sadece bir kişilik yer olduğunu görür.

Hikayenin gerçekliği hakkında tamamen emin olmasam da, hepimizin hikayeden ders çıkaracağını zannediyorum.

Öğretmen, hikayeyi anlatmaya başlar.

Gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. Gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür.

O an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar.

Batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur.

Öğretmen bir an durur ve öğrencilerine, “Sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar.

Öğrencilerinin çoğu: “Senden nefret ediyorum. Nankör herif!” demiştir diye cevap verir.

Öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. Çocuk, “Öğretmenim bence ‘Çocuğumuza iyi bak demiştir' diye cevap verir.

Öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “Daha önce bu hikayeyi duymuş muydun?”

Çocuk kafasını sallar ve “Hayır ama annem babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.

Öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “Cevabın doğru” der.

Gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir.

Yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur.

Meğerse, çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. O kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış.

Baba günlüğünde, “Denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… Ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.

Hikaye biter ve sınıf sus pus olur.

Öğretmen, çocukların hikayeden gereken dersi çıkardıklarını düşünür. İyiyle kötüyü ayırmanın, aralarındaki ince çizginin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu anladıklarını düşünür.

Unutmayalım ki bir gün sevenlerimizden, sevdiklerimizden ayrılacağız. Sevdiğimiz insanları kaybetmeye başlamadan hayatı önemsemeye başlayalım. Hayat ne gideni geri getir, ne de kaybettiğin zamanı geri döndürebilir. Yaşaman gerekenleri bihakkın zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye nedamet duyup ağlamayacaksın.

İnsanın hayatı içinde hüzünlendiği, sıkıntılarını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını yüreğine sığdıramadığı, şikayetçi olup ağladığı nice günler vardır. Yaşanan pişmanlıklar nedeniyle zaman olur, insan o ağladığı günler için de hüzünlenir ağlar. Her damla yaş süzülürken göz pınarlarından, geçmişin pişmanlıklarının yükünü taşır. Yaşanan olayların olumsuz etkisiyle sukutu hayale uğradımızda beğenmediklerimiz ve küçümsediklerimizin bir başkasının hayali olabileceği gerçeğini unutmamak gerekir.

Binaenaleyh, Günlük yaşamın telaşı, koşuşturması, debdebesi ile yaşanan olaylara yüzeysel olarak bakmamalı ve önyargıyla yaklaşmamalıyız. Kırdıklarımızın, incittiklerimizin, kaybettiklerimizin telafisi yok bu hayatta. Birlikteyken beraber kurulan hayelleri ve sohbetlerini özleyeceğimiz insanların hayatımızdayken kıymetini bilelim ve kaybetmeyelim. Kaybetmemek için çaba sarfedelim. Yaşama dair biriktirdiğimiz enstantaneler birer resim karesi olarak hayat albümünde yerini almaktadır. Esas olan değer üzerine değer katmak/katabilmektir. Katabildiğimiz değer kadar hayatın içindeyiz.  Hayat albümünün içindeki biriktirdiğimiz resimler filim şeridi gibi gözümüzün önünden gelip geçtiğinde, yüreğimizi kaplayan bir başka hüzünle “ bunlar, hayatımın en güzel günlerini geçirdiğim insanlardı”  diye anımsayacağız.

Hasbi Demirtaş 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner948

banner1876

banner2035