banner1503
banner2038

Sosyal ilişkilerimizde davranışlarımız yaşamımızı etkileyen ve belirleyen etmenlerdir. Beşeri ilişkilerimiz genellikle edindiğimiz ilk bakış, ilk yargı ve önyargı ile şekillenir, ifade bulur. Başka şahıslara veya gruplara karşı haksız, ayrımcı, hoşgörüsüz tutumların ön plana çıktığı önyargı: dogmatik kanaat ve oluşumları içerdiği için değiştirilmesi ve yok sayılması oldukça zordur.

Önyargıda stereotip (Kuralcılık) düşüncenin baskın olduğu gerçeği yadsınamaz. Kalıpyargı sosyal sınıflar tarafından oluşmuş inançlardır. Bir bütünün ortak paydası gibi, önyargı ve kalıp yargı birbirini tamamlayan kavramlardır. Her ikisi de sosyal gerçekliği şematize etmeye yarayan sürecin bir unsurudur. Önyargı da kalıp yargı da, insanın gerçekliğe ilişkin sosyal ve zihinsel biçimlendirme işlevini görür.

Örneğin, kimini memleketinden dolayı, kimini siyasi görüşünden dolayı, kimini inancından dolayı tasnif eder, kafamızda bir profil oluştururuz. Ve bu kalıplara istinaden iyi ya da kötü olarak sıfatlandırırız. Zihnimizde oluşturduğumuz bu görüntüye göre de ilişkilerimizdeki tutumumuz şekillenir ve bu ilişkide koyacağımız mesafeyi belirleriz. Olumsuz ve/veya olumlu kalıpyargılar önyargıların oluşumunda etkindirler. Yani, bir kişinin olumlu ya da olumsuz özelliklerinin ön plana çıkması, o özellikle ilintili diğer özellikleri de çıkarsamamıza yol açar.

Önyargılarımız sübjektif olması nedeniyle, karşımızdaki kişiyi tanıma fırsatı vermez. Kişi hakkındaki olumlu veya olumsuz önyargılarımız davranışımızın belirleyicisidir. Biri hakkında kötü duyum aldıysak, hakikati göz ardı ederek o kişiyle aramıza mesafe koyma eğiliminde oluruz. Halbuki tanıma, anlama, kabullenme gibi insani olan özelliklerimizi ön plana çıkararak, önyargılarımızı izole edip kurtulabiliriz.

İnsanın en büyük zaaflarından biri de, öncelikli olarak her şeyde peşin hüküm verme hevesidir. İnsan kendini vehimlerden, karamsarlıktan, çıkar duygularının pençesinden kurtarmalıdır. Bu peşin hükümler ve sabırsızlık nedeniyle nice mutluluklar yaratılmadan bozulmakta, ne derin dostluklar başlamadan son bulmakta, ne sevgiler yeşermeden solmakta ve ne büyük maddi ve manevi kayıplara uğranmakta. La Bruyere’nin deyişiyle “Bizi hiç tanımadan hakkımızda kötü düşünenler, bize haksızlık etmiş sayılmazlar. Bize değil, kafalarındaki hayalete saldırıyorlar çünkü.”

Bu bağlamda, önyargılarımız çevremizdeki insanlarla sağlıklı ilişki kurmada, ya da tutumlarımızı objektif olarak belirlemede ciddi anlamda engel olup, belki samimi bir dostluğu, belki mutlu bir evliliği, belki başarılı olacak bir iş ortaklığını, belki de yaşama dair hayatımızın akışına yön verecek bir ilişkiyi önleyecek. Unutmayalım, fikrini değiştiremeyenler, hiçbir şeyi değiştiremezler. Önyargılarından kurtulamayanlar, hiçbir insanı tanıyamaz, anlayamaz. Bu nedenle önyargılarımızdan mümkün olduğunca kurtularak, insanların dış görünüşleriyle ya da kimlikleriyle değil, asıl sahip oldukları kişisel özellikleri, karakterleriyle muamele etmek en doğrusu…

Bir zamanlar dört oğlu olan bilge bir kişi varmış. Çocuklarına acele ve erken karar vermemelerini ve önyargılı olmamalarını öğretmek için onları eğitmek istemiş. Her birini sırayla uzak bir yerde bulunan ağacın yanına göndermiş. İlk oğlu kışın gitmiş, ikincisi ilkbaharda, üçüncüsü yazın, sonuncusu sonbaharda gitmiş. Bilahare hepsini

bir araya toplamış ve ne gördüklerini sormuş. İlk oğlu ağacın yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş. İkinci oğlu, ağacın yeşillikle dolu ve çok canlı olduğunu söylemiş. Üçüncü oğlu, çiçeklerle dolu, mis gibi kokan muhteşem görüntüsü olduğunu söylemiş. Sonuncu oğlu, canlı, hayat taşıyan, meyvelerle dolu bir ağaç olduğunu söylemiş.

Yaşlı adam, farklı mevsimde gitmelerinden dolayı, oğullarının hepsinin bittabi haklı olduğunu söylemiş. Onlara: “bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılamalarının objektif olamayacağını ve neye sahip olup olmadıklarını güzelce anlatmış.”

Kıssadan hisse: hayatı ve insanları salt bir mevsime bakarak yargılamayın. İlk defa gördüğünüz bir insanın ya da karşılaştığınız birinin hakkında söz söylemekte acele etmeyin. O anki şartlar ve halet-i ruhuyeniz içinde karar vermeniz ne kadar gerçekçi olabilir! İyi, somut ve reel bir gözlemci olun. Hayatı analiz ederken, insanları ayrıştırmadan, yaftalamadan yolunuza devam edin.

Yaşamsal renklerin hayatımıza yansımasında, önyargılardan arınmış, hümanist ilişkilerin egemen olması dileğiyle.

Hasbi Demirtaş

23.11.2016

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner948

banner1876

banner2035