banner1503

Yarı kalarak hayata devam...

Çocukken kurduğumuz hayaller genellikle iyi bir okulda okumak, iyi bir meslek sahibi olmak, kariyer yapmak, güzel bir arabaya binmek, iyi bir semtte güzel bir evde oturmak, hayırlı bir eş sahibi olmak gibi hayaller…

Hayatımızdaki kişilerin hal ve davranışlarını değiştirerek kendi kalıplarımıza uydurmaya çalışırız. Genellikle kendimizi değiştirmek yerine, hayatımıza giren insanları değiştirmeye çalışırız. Böyle yaparak daha sağlıklı ilişkimiz olacağını düşünürüz. Halbuki kendi frekansımızı değiştirdiğimiz sürece, doğru diyalog kurmak suretiyle insanlar değişir, yerine yenisi gelince insanlar değişmez. Birlikte yaşamı kolaylaştırmak açısından, asıl olan insanları kendi özgün davranışlarıyla kabullenmek, kabullenebilmektir.

İlişkilerde en çok düşülen hatalı durumlardan birisi kendimizi belirleyici olan yaşam yolundan çıkmaktır. Bir kez sevdikten sonra ilişkiyi kaybetme korkusuyla, kendi yolumuzdan çıkmaya başlayıp, öteki kişinin yoluna girmeye başlarız. Böyle yaparak kişi kendisi olmaktan çıkıp, yoluna girdiği insanın değerlerini yaşamaya başlar. Bu davranış yaşam amacımızdan uzaklaşmaya başladığımızın ilk adımıdır. İlişkide sürekli verici olunmaz. Zira birliktelik (sevgi) paylaşımı gerektirir. Şayet alamadığınızda, beklentileriniz karşılanmadığında agresif oluyorsanız, dengede değilsiniz demektir.

İlerleyen yıllarda etrafımızdaki büyüklerimiz olarak adlandırdığımız baba, anne, amca, dayı, teyze gibi insanlar iyi niyetle, yardım istemesekte her konuda, özellikle evlilik hususunda yol göstermek amacıyla hayatımıza müdahil olmaya çalışırlar.

Hayat bu ya… Bir gün birini seversin ve evlenmeye karar verirsin. Her zaman böyle olmaya bilirde… Bazen de anne/baba baskısından kurtulmak için, geçmişte yaşanmış olan ilişkilere inat olsun diye, çocuk sahibi olmak veya çok sevdiğiniz insanı bulduğunuza inandığınız anda evlenmeye karar verebilirsiniz.  Kimileri de doğru insan kalmadığı düşüncesiyle evlenecek birini bulamaz. Bu beklentiyle de uzun yıllar bekâr kalır, bazı kimselerde ‘yaşamsal tercih olarak’ ömürlerini bekâr olarak tamamlar.

Evlenmek üzere sizin tercih ettiğiniz, arzuladığınızı insanı aile büyükleriniz herhangi bir sebepten dolayı –mali durum, eğitim, mezhep, din, fiziksel durumu- nedeniyle veya ‘o kişiyi kontrol edemeyeceklerini’ düşünerek kabullenmeyebilir. Bazen de anneler “sütümü sana helal etmiyorum”  diye söze başlayarak ajitasyon yapar, babalar kızgınlıklarıyla, varsa kardeşlerde olumsuz fikirleriyle bu konuya müdahil olmaya başlar. Böylelikle girift hale gelen konu kısır döngüye dönüşür.

Olumsuz baskılara dayanamayıp, çok sevdiğiniz insandan ayrılır ve büyük bir sarsıntı yaşarsınız. Bu yaşanan travma hayatınızda bir kırılım noktasıdır ve hayatınızın en önemli olayı olarak sizle beraber yaşayacaktır. Bir insana kendinizden fazla değer verdiğiniz takdirde, o insanı kaybedebilirsiniz. En büyük hayaliniz mutlu bir yuva kurmak iken herkesin burnunu sokmasıyla bu hayaliniz gerçekleşmemiştir.

Bazı çiftler bütün karşı koymalara direnç göstererek mutlu bir yuva kurmayı başarırlar. Sonrasında evlilik hayatı başlar ve bu hayatı devam ettirebilmek adına sürekli çalışırlar.  Eşine ve çocuklarına daha iyi bir hayat yaşatma adına karı ya da koca büyük bir özveriyle çalışmaya devam ederler.

Eşlerin ilişkilerini, anne-babalığını asla sorgulamayın, yargılamayın. Bu kısa hayatta, insanları yargılamaktan vazgeçersek daha mutlu oluruz. 

Dünya malı peşinde koşarken hayatı ıskalamayın. Hırs yapmaya gerek yok dünya zaten bütün insanların. Bu evren her kese yeter, çok fazla bile gelir. İllede doğru anlaşılmak için çaba sarf ederek kendinizi yormayın, heba etmeyin. Siz ne yaparsanız yapın, insanlar sizi anlamak istedikleri şekilde, anlayabildikleri kadar anlayacaktır. Bir insanın hangi ayıbını yadırgarsanız, o ayıbı aynı şekilde işlemeden –yaşamadan- bu dünyadan göçedemezsiniz.

Kızdığınızda, öfkelendiğinizde dilinize gelen her şeyi söylemiyorsanız; İçinizden geçeni söylerken karşı tarafın kırılacağını düşünüyorsanız, siz iyi ve kırılgan olduğunuz için böyle düşünüyorsunuz. Bu davranış insan ilişkilerinde ve eşler arasında temel alınması gereken bir değerdir.

Her şey yolunda giderken, mutlu ve bahtiyar bir şekilde; evlenmeden önceki ve işyeri arkadaşlarıyla olan görüşmeler, buluşmalar birden sorunun bir parçası haline gelir. Eşler bu konuda ilk zamanlar belki bir söz ve/veya surat asma ile tepki gösterir. Arkadaşlarıyla zaman geçirmektense, eşler birlikte zaman geçirmenin daha isabetli olacağını birbirine söylemeye başalar. Kadın bir noktadan sonra tavır koymaya başlar; spordan ya da halı saha maçından gelen veya kahveye uğrayarak arkadaşları ile sohbetten gelen eşine kapıyı surat asarak açar. Evde seni bekleyen bir eş, dışarıda seni bekleyen arkadaşların… İki arada bir derede kalmaya zorlanmış olmak bu olsa gerek… Bu dilemma eşleri ziyadesiyle yorar ve mutsuz eder.  İlişkilerde bu davranışları sergileyen taraflarda –kadın ya da erkek- kim olursa olsun, enerji düşmeye başlamıştır artık. Bu tür davranışların temelinde umumiyetle kaybetme korkusu, yalnızlık, aldatılma korkusu,  değersizlik ve özgüven eksikliği ve dominant olma duygusu yatmaktadır.  Hayatın iniş ve çıkışlarında; çıkarken her şey güzel ve her şey yolunda çıkıyoruz, inerken daha sert iniyoruz ki, yaşama dair öykünmek ve uyanık olmak için...

İnatlaşarak sonuca ulaşamazsınız. İnatlaşma inat sahibini tüketir.  Kendi doğrularınızı dayatma yerine, anlaşabildiklerinizde, asgari müşterekte uzlaşma yolunu açık tutunuz. Kendi doğru sandıklarınızın olumsuz enerjisini eşinize yansıtarak onun da enerjisini düşürmeyin. Başkalarının doğruları üzerine yaşamınızı bina edemezsiniz. Hayata dair kendi doğrularınızı bulamaya çalışın. Ve kendi hayatınıza odaklanın.

Söyle sevda içinde türkümüzü,

Aç bembeyaz bir yelken,

Neden herkes güzel olmaz,

Yaşamak bu kadar güzelken? 

(Fazıl Hüsnü Dağlarca)

İki yarım bir bütünü oluşturur düşüncesiyle; kendimizi bir elmanın yarısı, hayatımızdaki diğer kişiyi de elmanın diğer yarısı olarak telakki ederiz. Böylelikle iki yarımın bir bütün olduğunu sanırız. Halbuki yarım kalarak, başka bir yarımın sizi tamamlayacağını umarsınız. İki farklı yarım bir bütün etmez,  hayat böyle gitmez! Yarım değil tam olmaya çalışın. Esas olan iki tamın bir bütün olmasıdır. Mutluluğa giden iki yol var; kendinden çok şey, başkasından az şey beklemektir.

YORUM EKLE

banner2251

banner2742

banner2588