banner3088

3 Adımda Kadınlar Günü Yazısı Yazmak

Bugün özel bir gün.Birleşmiş Milletler öyle onaylamış en azından… Bize düşende kutlamak tabii ki… Bende yapmam gereken daha önemli şeyler varken, ilk aklıma geleni yapmak gibi bir huya sahip olduğumdan, her şeyi bi kenara bırakıp, Dünya Kadınlar Gününü kutlayan bir yazı yazayım dedim. Daha önceden okuduğum birkaç kadınlar günü kutlama yazsından aklımda kalanlarla oturdum klavye başına…
Anımsadığım kadarıyla, bu gibi yazılarda ilk olarak Kadınlar Günü’nün tarihçesi hakkında bilgiler verilir. O kolay, Google’a sorduğumuzda bize bir dünya sonuç çıkarıyor zaten. Ben Wikipedi’deki sonucu kullanmayı tercih ettim. Kısaca şöyle:
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
“Kopyala yapıştır” yöntemiyle yazının birinci kısmını hallettik. Sıra geldi, toplumumuzda kadının yeri ve olması gerektiği konumuyla ilgili düşünceler bölümüne… Bu bölümde de, hepinizin mağlumu, “olması gerektiği yerin çok aşağılarında olduğuna dair” her çağdaş insanın, hiç tereddütsüz söyleyeceği o bilindik cümleler…  Tartışmasız her birinin altına imzamı atıyorum… O cümleleri hiç yazmayıp, okunmuş kabul ederek bir sonraki ve son aşamaya geçiyorum.
Bu aşamada da; umut vaat eden cümlelerle coşkuyu arttırıp, gelecek güzel günlerde, daha medeni bir anlayışın egemen olacağı ve elbet Kadın ile Erkeğin eşit olduğu nesiller yetişeceğini vurguluyoruz. Ardından, saygı duruşu, kapanış…
Üç Adımda Kadınlar Günü yazısı takribi olarak, buna benzer bir şey olur herhalde… Bugün buna benzer yazıları okuyacak, röportajları dinleyecek, programları izleyeceksiniz. Hatta konuyla ilgili fikriniz sorulacak olursa, sizde buna benzer fikirleri söyleyeceksiniz. Eşinin, dostunun, arkadaşının Kadınlar Günü’nü daha önce kutlamış biri olarak, ben de kendimden biliyorum.
Ama az önce Google’a kadınlar gününün tarihçesini sorana kadar, hiçbir Kadınlar Günü kutlamasında, New York’ta yanan o 129 kadının acısını hissetmişliğim yok samimi olmak gerekirse… Bu aziz hatırayı ve akabindeki bu anmayı kesinlikle ciddiyetsiz hale getirmek değil niyetim. Ama samimiyetle cevaplayacak olursanız; kaçınız o 129 kadının acısını hissederek 8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutlamış olabilir ki?
Bizde genelde gündüz permalar, balyajlar, fönler yaptırılıp, akşamda herhangi bir sivil toplum örgütünün, her hangi bir düğün salonunda gerçekleştirdiği etkinliklerle kutlanıyor Kadınlar Günü… Buna da pek itirazım yok aslında, ama bu da Kadınları hak ettiği konuma getirmeye yetmiyor.
İtiraz ettiğim şu; Kadınlar hak gördüklerini kimden talep ediyorlar? Erkekten… Peki, erkeği, kadına hak bağışlayacak konuma getiren ne oldu? Kadınların istediği, erkeklerin kendilerine basit bir pozitif ayrımcılık uygulaması mı? Sadece yaradılıştan gelen birkaç farktan dolayı, bağışlayan, uygun gören, eşit kılanın erkek olması içimi burkuyor. Çünkü ortalama zekâya sahip her erkek, doğduğu günden itibaren birçok kadına pozitif ayrımcılığını talep gelmeden gösterir zaten. Annesine, kardeşine, sevdiği kadına, kendi kızına… Ortalama zekânın altında olanların yaptığı cehaletten kaynaklı hataları da, toparlamak diğerlerine kalıyor her ne hikmetse…
Sadece ülkemizde değil, özgürlüklerin en çok oturduğu Amerika Birleşik Devletleri’nden, Afrika’nın en ücra Zambiya’sına kadar şiddet olayları ne yazık ki yaşanabiliyor. Şiddet dediğimiz olgu ise, iki “insan” arasında yaşanan herhangi bir anlaşmazlıkta, acz içinde kalanın “insan”lığını unutup, doğanın verdiği üstünlüklerini kullanarak, susturmak isteme cehaletinden kaynaklanıyor.
Belki de hatırlamamız ve hiç unutmamamız gereken sadece, “insan” olduğumuz… Öyle olunca erkeklerin, kadının bir meta olmadığını anlaması daha kolay.Kadınların, erkeklerden talep etmekten vazgeçip, hak etmeye girişmeleri daha kolay… İnsan olmak daha kolay… Birleşmiş Milletlerin onayladığı bir sözleşmeyle garanti altına alınmış her zaman kesintisiz bir eşitlikten ziyade, insanların birbirini tamamlamak için çaba harcayıp, yeri geldiğinde kadının, yeri geldiğinde erkeğin bir bütünü tamamlama anlayışıyla geride durması… Eşitliğini bir cinsiyete karşı değil, kendini tamamlayan diğer yarısına karşı bile isteye bozması ve bundan hiçbir zarar görmeyeceğine inanç duyması daha kolay…
Ama yok, bu daha zor diyorsanız. 8 Mart Dünya Kadınları gününüz kutlu olsun. Gelecek güzel günlerde daha bir medeni anlayış egemen olacak. Ve elbet kadın erkeğin eşit olduğu nesiller yetiştireceğiz.
YORUM EKLE

banner3205

banner2252

banner3197

banner3196