banner3088

Affetmek Hoşgörü ve Erdemdir

Affetmek: bağışlamak, hoşgörü ile karşılamak, mazur görmektir.  Bazen eşimizin, dostumuzun, arkadaşımızın, yakınımızın bizi inciten, rencide eden davranışlarını affetmekte zorlanırız. İçimizde izleri derin olan davranışların affedilmesi kolay olmayabilir. Ancak affetmediklerimiz içimizde yük olarak kalır ve taşımaya mahkum ederiz kendimize. Bu öyle bir yük ki her geçen gün ağırlığı içimizde artarak devam eder. Geçmişi içimizde sürekli taşımak hüzün ve mutsuzluk olarak günlük yaşamı olumsuz etkiler. Bu duyguların hayatımızı nasıl kısıtladığını fark ederek affetmek suretiyle taşıdığımız zincirlerimizden kurtulup, yükümüzü hafifleteceğiz. Böylece geçmişi serbest bırakarak, geçmişe ait olumsuz duygularımızdan, negatif hislerimizden kurtulmuş olacağız.

Affetmek doğru bakış açısı geliştirmemize ışık tutar. Tünelin karanlığından aydınlığa çıkıştır. Gündüzüdür gecenin. Aydınlığa kavuşup, ışıkla kucaklaşıp, yüreğinde güneşin doğmasıdır. Camları çok kirlenmiş aracın camını yıkadığımızda hem camı temizlemiş oluruz hem de huzurlu  ve güvenli bir sürüş açısından rahat ve net bir görüşe sahip oluruz. Affederek ruhumuzu ağır bir yük taşımaya esir etmekten kurtardığımız gibi kendimize de en büyük iyiliği yapmış oluruz. Zira, affetmek bu bağlamda kendimizi özgürleştirmektir.

Affetmek duygusu bizatihi gelişen bir duygu olmayıp, tamamen bilinçli ve planlı bir davranıştır. Kişinin özgür iradesiyle seçimi demektir. Kırgınlık, kızgınlık, öfke, kin, nefret ve üzüntü gibi insanı olumsuz etkileyen negatif enerjilerden kurtulmanın ve/veya kurtulabilmenin yegane yolu affetmektir. Affederek özgürleşmektir. Aksi halde içimizde biriktirdiğimiz negatif enerji ruhsal anlamda daha fazla örseleyecek, daha fazla yıpratacaktır. Affederek negatif duyguları pozitife çevirerek her gün giderek ağırlaşan yükten kurtularak sevgi dolu, mutlu, huzurlu ve daha dingin bir yaşam tercih etmiş oluruz. Affetmek hoşgörü ve erdemdir. “Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır.” (Schiller)

Affetmek, zihinden silip atamadığın strese ve huzursuzluğa neden olan, insanı yoran, yaşam coşku ve sevincini törpüleyen her ne varsa bunların cümlesinden kurtulmaktır. Hülasa affederek kendimize iyilik yaparız. Yoksa kötüyü, kötülüğü yok saymak anlamına gelmemelidir. Mevcut şartların içinde daha iyiye ve güzele ulaşmaktır. Bu iyilik, olumsuz şartların çarpık algılarından kurtulduktan sonra sabahın ilk ışıklarıyla geceden gündüze dönebilmektir.

Affetmek, her kimi affettiysek onun haklı olduğunu ve ona hak verdiğiniz anlamına gelmez, gelmemeli de…  Affettiğimiz kişinin yüreğimizde bizi örseleyen davranışını sevgimizle, hoşgörümüzle ve merhametimizle sarıp sarmalayarak izole etmek ve iyileştirmektir. Gönlümüzdeki yükümüzü hafifletebilmektir.

Affetmediklerimiz, affedemediklerimiz salt içimizde biriktirdiğimiz, bizi içten içe yoran, yıpratan ve her geçen gün ağırlaşarak yaşamı zorlaştıran, kabusa çeviren olumsuzlukların şüphesiz ki müsebbibidir. Bu yükten kurtulmadıkça, kurtulamadıkça her gecenin sabahında yorgun, bitkin, hüzünlü ve düşünsel anlamda bitap ve yeis içinde güne başlarız.

Affetmeye ilişkin alıntı olan bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.

Lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir öneride bulunur:

Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?

Öğrenciler çok sevdikleri öğretmenlerinin bu teklifi tereddütsüz kabul ederler.

“O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza dair söz verin”

Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!

Öğrenciler bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ertesi sabah hepsinin sıralarında patatesler ve torbalar hazırdır.

Kendisine merakla ve dikkatle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

Şimdi, bu güne kadar affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın. O kişinin adını patatesin üzerine yazın ve torbanın içine koyun.

Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken bazılarının torbası neredeyse dolmuştur. Öğretmen, kendisine şimdi ne olacak der gibi bakan öğrencilerine ikinci adım olan açıklamasını yapar:

Bir hafta süresince nereye giderseniz bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız; yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde hülasa bu torbalar sürekli yanınızda olacak.

Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmen sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler serzenişte bulunmaya başlarlar:

“Hocam bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.”

“Hocam , patatesler kokmaya başladı.”

“Vallahi insanlar bir garip bakmaya başladı.”

“Hem sıkıldık, hem de yorulduk.”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

“Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahküm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.”

Hasbi Demirtaş

26.05.2017

YORUM EKLE

banner3205

banner3212

banner3153

banner3196