banner3088

Anne olmak acı verir mi bir insana ?

Soğuk soğuk odaları olan koca koca binalar dikip, içlerine ömürlerinin son demlerinde olan anneleri babaları doldurup adına da “huzur evi” dediler. Eskiden yaşlılarımıza saygı duyulurdu. Dua eden, onların huyu suyu hürmetine belayı uzaklaştıran demli yürekler olarak görürdük… Şimdi koca evlerde bir sandalyelik yer kaplayan, bu can bağı olan yaşlılarımız ayak bağı oldu günümüzde… BENİM YÜREĞİMDEN KALEME DÖKÜLEN,  adı huzur ama huzursuz odalarda ki kulağı sağır eden o sessiz çığlıkları duyun diye İyi okumalar!

 “Anneler günü çok özel bir gündür anneler için deyip, doldu o küçücük mavi gözleri. Kırışmış bembeyaz ellerinle nakışlı mendilini çıkardı cebinden, sildi boncuk gibi gözlerini ve devam etti:

Artık sevmiyorum “anne olmak acı verir mi insana”? diye sordu. Takvimlere bakmayı da sevmiyorum artık, günler zaten geçmiyor eskisi gibi. Meğer güzel günler çabuk geçermiş, gün güzel değilse geçmiyor. Baktı pencereden dışarı ve “sekiz ay oldu oğlum gelmeyeli, kuşları çok severdim şimdi ise kıskanıyorum. İki kanadım olsa da gidip görüversem ya biriciğimi… “

Komşumuzun kızı vardı, o uğradı geçen. Yeni bir ev almış oğlum, çok büyükmüş balkonu da varmış, eski eşyaları hepsini yenilemiş ama çok yoğunmuş…

Oysa tembeldi küçükken” yavrummm ya”, deyip eğdi başını yine… Çantasını bile ben hazırlardım kıyamazdım, hiç yalnız bir yere göndermezdim, yanımdan hiç ayırmazdım. Yolda şapkası çıkar, atkısı açılır üşür diye… Hiç bir zaman kızmadım, büyükler sohbet ederken araya girip fikrini söyledi diye… Şimdi beni nasıl olup da tanımadığın insanlara teslim ettiğini düşünüyorum. Gözden çıkarmış eski bir eşya gibi hissediyorum kendimi, yıpranmış, işe yaramaz. Kırgınlık mı? Evet, kızgın değilim, kırgınım, kızgınlık geçiyor da yavrum kırgınlık geçmiyor ne edersin. Bırakmaz beni bir yere derdim. Tıpkı küçükken benim onu bırakmadığım gibi. Sordum kıza: hiç demedi mi annemi de alırım yanıma bir kaç gün bizde kalsın hem yeni evimizi de görür diye, bir şey demedi başını eğdi, anladım kızım dedim anladım…

Komşulardan biri onun için “çok yaramaz” dedi diye aylarca onun yüzüne bakmamıştım. Kimse laf söylemesin, incitmesin isterdim. Tahammül edemezdim ona dikilen sert bir bakışa bile.

Ben çok titiz bir kadındım kızım, ama burada azarlanıyorum pismişim diye. Kimseye işimi yaptırtmazdım, beğenmezdim her şey tam olması lazımdı. Şimdi yemek yerken bile yorulup, üzerime akıtabiliyorum. Evim bahar gibiydi her daim. Şimdi bakıcı sabah geliyor hemen pencereyi açıyor kokuyormuş oda. Çok soğuk üşür diye düşünmüyor bile, bacaklarım çok üşüyor ama diyemiyorum kapat diye… Oysa hayalimdi benim, yavrum büyünce yorgunluğum biter, torunlarıma bakarak dinlenirim diye… Çok yaşlanınca “anneciğim hadi tırnaklarına çıt çıt yapalım” diyecek diye hayal ettim. Konuşmaya başlayınca hep kesmeden önce “anneciğim çıt çıt der şımarırdı” yavrum diye bağırdımda ise ev çınlıyordu. Aklım çıkardı derin kesip canını acıtacağım diye. Şimdi çoğu kez tırnaklarımı keserken kanattıklarını bilmez tabi… Yavrum ya, okuldan gelir gelmez sobanın yanına koşardı. İlk işi ne yemek yaptığıma bakmak olurdu, onun sevdikleriydi genelde görünce gamzeli gamzeli gülümserdi ömrüme ömür katardı. Elleri üşümüş olurdu, hemen yüzüme götürürdü ben onları avuç içlerime alıp nefesimle ısıtırdım, dışarıdan her geldiğinde bunu yapardı. Yapmayınca eksik hissediyor olacak ki akşam bile yaptırırdı… Şimdi ne yapıyor acaba o eksiği diye düşünmüyor değilim be kızım…

Pencereye daldı gene gözü, yutkundu bir müddet hiç bir şey demedi. Sonra elini yumruk yaptı ve” bak kızım şu elime, işte böyle bir şey var boğazımda aklıma oğlum geldiğinde... Rahmetli babası sağ olsaydı, benim ne işim vardı bu soğuk betonun içinde be yavrum, o beni bırakmazdı hiç, çünkü ben onu bırakmadım. Hastalığında pamuk içinde baktım ömür arkadaşıma… Ama benim bedenimde can bulan “canımın içi” beni bıraktı, canım çok canım acıtıyor… Artık kendimi bir eş ve anne olarak hissetmiyorum, bunun ne demek olduğunu asla yaşamayan anlayamaz dedi iç geçirerek…

Bir evlat sana anne diye seslenmiyorsa, bir torun sevemezsen, eşinin önüne bir çorba koyamazsan, hiç anlamı yokmuş yaşamın… İnsan ebedi yolculuğa çıkmak ister mi hiç, istiyorum biliyormusun? Hayaller umutlar, çocuklarla eşinle geçirdiğin zamanmış insanı ayakta tutan. Onlar yoksa yaşamak bir işkenceymiş kızım deyip gözünü sildi…

Kimin aklına gelmiş bu huzur adındaki huzursuz evleri yapmak,iki yakası bir araya gelmesin diye beddua ediyorum.Hiç tanımadığın uyuşmadığın insanlarla bir evdesin.Çok soğuk burası hep soğuk,bacaklarım çok üşüyor kızım,yüreğim buz tuttu burada buz.Benim dünya güzeli yavrum bir sarılsa bir gülse,bütün buz tutmuş yerlerim duygularım eriyecek güzel kızım eriyecek ama yok!!!

Bende sen gibi genç bir kızdım, bak şimdi her yerim kırıştı aynalara bakınca hala o “genç kızı”görüyorum, kıpır kıpır tertemiz çalışkan o kızı. Onlar ise, pasaklı bunak kimsesiz bir yalnız kadın görüyor! Hatta bana yürüteç getireceklermiş baksana sen. Oğluma babası almıştı deniz rengiydi, biz onu hep çocuklara alınır sanardık… Daha ne anlatım, hangi birini ben bu can acısıyla be kızım.

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil… Nerde yanlış yaptık ki biz böyle bilemedim.

Her akşam odama çekilince, sanki yine evdeymişim, o günlere gidiyorum hani doyurmuşum, bulaşıkları yıkamışım ve salona, aileme meyve tabağı götürüyormuşum gibi yaşıyorum… Oğlumun gülmesi, eşimin sesi hep hep aklımda… Oğluma elma soyup uzatıyorum tam, azarlayıcı bir ses bölüyor “kaç defa söyledim şu bıçağı bırak tehlikeli diye sana” “Ben oğluma elma soyuyordum ama “dediğimdeyse : “tabi tabi yer oda diye bir kahkaha… Bilemezsin kızım bilemezsin, bilme de zaten!

Ben gidim artık, müsadenle dinlenmem lazım bacaklarım çok üşüdü gene, yüreğim buz kesti gene, teşekkür ederim kızım dedi ve: senin annen baban nerde diye sordu, bende vefat ettiler dedim, yanımda diyemezdim ki… LO zaman sen yalnız ben yalnız gel de ara sıra onu giderelim kızım dedi ve gitti…

Buradaki sessizliği, sevdiklerin seslerini duyamamanın çaresizliği, yitirilmiş umudu, kesilmiş bir hayatın çırpınışları. Genç kızlığın ve delikanlılığın son durağı olan bu limana gidip görmekten ziyade, onlarla orda bir gün yaşamak.Ruhun tozlu raflarından indirilen anıları paylaşmak.

Gerçeğin ne kadar acı olduğunu hissetmek, tecrübe edinmenin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu dinlemek. Yeryüzünde hiçbir kitap yazamaz bu “hayatın sonunun ne kadar yalnızlık” olduğunu ve ne kadar boş şeyler için birbirimizi incittiğimizi. İnsanın içi acır mı? Acıyor! Acıdı! İliklerime kadar hissettim bu çaresizliğin acısını. Yaşlanmak insanoğlunun farkında olmadan yaşadığı her saniyedir.

Şimdi ben size büyük bir şey söyleyeceğim; Sakın kıyametin kopmasını beklemeyin, çünkü o her gün bir yerlerde kopmakta!

Şimdi bir kahve ve bir bank’ta yalnız kalmaya ihtiyacım var arkadaşlar, lütfen evlerinizi büyük yapmayın! Yaşlılarımız sığamıyor çünkü! Hiç, kaşık çorbanın lezzetini alabilir mi?

Yüreğinizden merhamet eksik olmasın, geri kalan her şey tamamlanır, sevgi ile kalın!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatma
Fatma - 3 yıl Önce

Şenay hanım bu cuma sizin gazetenizi okudum ve beklentilerimin üstünde ve özellikle senin sayfanı okudum orada yazdığınız ressam ile yazınızı bizim yaşlilara da okudum o kadar duygulandılar gözleri doldu.teşekürler eline sağlık.

banner3205

banner3212

banner2251

banner3196