banner3088

Aslında Öğretmen de sarraftır

Akşam yemeğini hazırlamak için anne mutfakta müziğini açar ara ara şarkılara eşlik ederken, sesi tabak ve kaşık seslerine karıştı. İçerde enstrüman çalan çocuğa bağırıp kızdı” Bırak artık şu çalmayı kafam şişti “diye. Çocuk yanına gelip endişeli bir sesle: ” Anne yarın müzik dersinden sınavımız var ve ben çok heyecanlıyım, umarım öğretmenim beğenir ”der. Anne bunu duyunca, umursanmaz bir yaklaşımla “Amaaan ne heyecanı ki sendeki, müzik işte verir bir şekilde puanını, ne olacak çalgı işte” deyip müzik eşliğinde yemeği yapmaya devam etti… Çocuk üzgün bir şekilde ayrıldı mutfaktan…

Evet, dostlar öncelikle hepimiz biliyoruz ki, müzik dinlemek veya çalgı aleti çalmak bizim duygularımızı dışa vurmamıza, hissettiklerimizi dolu bir şekilde yaşamamıza, eğlenmemize, farkında olmadan da ruhsal gelişimimizi ve insanlarla iletişim kurmamıza yardımcı olduğu bilimsel olarak ta kanıtlanmış bir olaydır. Hangimiz şu cümleyi kurmadı ki;” Sen sus, ben mevzuyu biliyorum, dercesine olan şarkılar var” diye?

Eskiye bakacak olursak, ozanlar halk müziği sanatçıları, özgün müzik sanatçıları vs.bir çoğu alaylı olup yokluk içinde var olmaya çabalayarak seslerini dünyaya duyurdular. Nasıl bir yokluk olduğunu araştırarak görebilirsiniz. Özetlemek gerekirse yoktan var etmek gibi.

Hangimiz onları unutabiliriz ki? Hangimiz onları dinlediğimizde ürperip ağlamayız? O türkünün içinde ki ruh, hangimizin ruhuna dokunmaz? Maalesef artık günümüzde varlık içinde var olamayan binlerce insan, neden?

 Çünkü çalgıcı olup düğünlerde mi çalacak, çünkü ressam olup aç mı kalacak çocuk, sonra komşuya, teyzeye, dayıya nasıl diyeceğiz, çocuğumuz mühendis, avukat değil de çalgıcı şarkıcı oldu diye, çünkü utanırız biz… Neden utanılması   gerektiğini bilmeden ama. Olsun utanırız biz, bunu bilmek yeterli.

 Çünkü bizler çocuklarımızın adalet duygusuna bakmadan avukat yaptık…

Çünkü biz çocuğumuzun merhametine bakmadan doktor yaptık…

Çünkü biz çocuğumuzun sabrına bakmadan öğretmen yaptık…

Çünkü “Ego tatminliğimiz ”çocuğumuzun mutluluğun öne geçti. Çok para kazansın mesleği saygın olsun villada otursun, lüks mekânlarda bulunsun, bize gurur yaşatsın… Gurur!(?)

Mutsuz olması, her sabah işe giderken ayakları geri geri gitmesi, yüreği boş beyni dolu, şık takım elbise içinde ruhsuz bir bedenini olması, gün içinde antidepresan tabletlerle çeşitli vitaminlerle ayakta kalması, fırsat buldukça doğaya kaçıp yalnız kalma isteğinin nedeninin sorun değildi…

Çünkü biz çocuğumuzun iyiliğini istiyorduk, ondan öyle yaptık! (?)

Kan kusana altın leğenin ne kadar faydası var ise, ona da böyle yaşam standartlarında yaşamak maddiyata bağlı olan mutluluğu o kadar faydası olur!

 Her okulda müzik öğretmeni hep vardı hep de olacaktır, lakin birçoğu sadece müzik öğretmeni olarak kalacaklar…

Birde Volkan Yaran gibi müzik öğretmenleri vardır; Çocuğun yeteniğini gördü mü, müziğe yatkınlığını fark etti mi onu sünger gibi çeker, onun için ne yapabilirim diye çalışan çabalayan her yeri arayıp ulaşan ve son durak aileyi ikna etmeye çalışan. Bu nedir biliyor musunuz? Parlayan bir yıldızı gökyüzüne taşıma çabası, çünkü o öğretmen sarraftır pırlantayı görmüştür, değerini biçmiştir. Geriye sadece parlatmak kalmıştır, tüm bu çabaya rağmen, tüm bu zor süreci göğüslemeye hazırken, hatta gecesini gündüzüne katmaya hazırken müzik öğretmenine aileden gelen cevap ”Olmaz hocam ondan müzikçi, gerek yok, okuyacak o” ve bir bireyin elinden geleceğini almak, hayalleri yıkılıp, umutların enkaz altıda kalmasını izlemek… Acı olsa gerek.

İşte böyle bir öğretmen var Silivri’mizde. Çocukların ruhlarına dokunan ve onların yeteneğini fark eden, fark etmeyle de kalmayan, onlar için çalışan müziğin çocuklar üzerinde ki ruhsal, bedensel, zihinsel ve psikolojik açıdan olan faydalarını anlatmakta ve uygulamakta.

Biz sadece müziği duyarız lakin beynimiz kaslarımız içsel hareket ve tepkilerini görmeyiz.

Bir keresinde hiç unutmayacağım bir olayı sizinle de paylaşmak isterim:

Zihinsel ve bedensel engelli öğrencileriyle bir çalışma yapmıştı müzik öğretmeni olan Volkan Yaran. Çocukların hep bir ağızdan şarkılar söylemeleri ve “gözleri Volkan hocanın gözlerinde hapsolamalarını” hayatım boyunca unutmayacağım. Nasıl bir mutluluktur o “Ben de söyleyebiliyorum, bende dans edebiliyorum” dercesine olan o öz güven dolu hareketleri… Ya onları izleyen, bir hareketi için gözyaşı döken anne babaları, bizler?

O kadar emek, o kadar özveri, o kadar sabır, o kadar işini tutkuyla yapmak kaç öğretmene kısmet olur ki? Bunun sebebi ise çalışmaktır. Dehaların bile yüzde bir ilham ise yüzde doksan dokuzu terdir. Doğru meslekte olup sadece ailesine gurur yaşatmakla kalmayıp yüzlerce binlerce insana dokunabilmektir. Eyvallah öğretmenim.

Şunu da belirteyim, Volkan Yaran’ın eşi de onun gibi. Ne kutsaldır ki iki ruhun bir bedende sevgiyle bütünleşmesi. Derya Yaran hanımefendi, kendisi sosyal bilgiler öğretmeni olup ilçemizin seçkin okulu olan Ertuğrul Gazi Ortaokulunda öğretmenlik yapmaktadır. Kendisi de eşi gibi sadece oradaki çocuklara dokunmuyor, emek verip birçok etkinlik düzenler çok kişiye ulaşır.10 Kasım Ulu Önderin vefatının 80. yılında da okulun etkinliği muazzamdı. Derya hanımın Atatürk resim sergisini oluşturup her resmin başına saçı örgülü tertemiz kız çocuklarını görevlendirip bilgiyle donatıp “Tam Atatürk’ün istediği gençlik “dedirtmesi takdire şayandı. Gurur verici. Kendisini tebrik ettiğimizde “Sadece istemek ve çalışmak yetmiyor destek verilmesi de gerekiyor, bizim müdürümüz bu konuda çok destekçi olur ”demişti. Güzel gönlünüzde ve ruhunuzda sevgi eksik olmasın Derya Hanım, eşinizle geçen her gününüz çocuk gülüşleri tadında geçsin.

 VE: Durmadan, pes etmeden ileriye, daima ileriye hep böyle, bu şekilde sevgiyle taşıyın çocukları, yollarını telefon ışığının değil, bilgi ışığı aydınlatacağını hatırlatın. Cinsiyetten önce “Bir insan ”olduklarını hatırlatın. İnsan gücü uzuvlarla, bilek gücüyle değil beyin gücüyle ölçülmesi gerektiğini hatırlatın…

 Kız çocuklarına beyaz atlı prensi beklemeyip ata binip koşmayı, zırlayan prenses yerine güçlü bilim kadını olmalarını gerektiğini hatırlatın…

Erkek çocuklara merhamet erkeklikten hiçbir şey eksiltmediğini aksine kazandırdığını hatırlatın…

Ne diyelim iyi ki ,sizler gibi eğitimci ve idareciler var olması, bunu bilmek yarınlarımıza umut verici zira günümüz malum!

Bu hafta sonu Pazar günü de Kültür ve Turizm Bakanlığının daveti üzerine Ankara’ya giderek olan  “ Volkan Yaran Uluslararası Çalgı Koleksiyonu ”adında sergisini açıp başkentlilerle bir araya gelecek. Dahasın da Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi bölümünde konferans verip atölye çalışmalarını gerçekleştirecek. Başkentte Silivri’yi temsil edecek olan Volkan Yaren’i şahsım ve kurumum Silivri Haber Ajansı adına yürekten kutluyorum.

Bir de çocuklara olan yaklaşımı, yaptıklarını gözlemlediğim, tutkuyla mesleğini icra eden bir müzik öğretmeni daha var, Ahmet Öngel idareciliğinde olan ve tüm değerlerle, disipline ön planda olup eğitim sağlayan okul olan Ertuğrul Gazi Ortaokul müzik öğretmeni Gamze Özden hanımefendi. Buradan ona da sevgiler. Melodi tadında olsun yaşantısı…

Konu okuldan açılmışken bende fırsat bulmuşken itiraf edeyim, ben Ertuğrul Gazi Ortaokul müdürü Ahmet Öngel’e  “Disiplinin ete kemiğe bürünmüş hali “derim hep. Örnek alınacak okul müdürlerinden olup bu iş için yaratılmış olan eğitimcilerinden biridir. Şahit olduğumdan bilirim, çocukları bilgilendirmek üzere karşılarında konuşmaya başladığında hiçbir çocuktan çıt çıkmıyor, saygı çook başka bir şey, bunu korkuyla değil de sevgiyle sağlamak ise daha büyük bir şey. Saygın bir kişiliğe sahip olup buradan şahsım ve kurumum adına saygılarımı iletirim…

Sevgili anneler sevgili babalar çocuğumun dikkat bozukluğu var deyip doktora götürmeyi biraz erteleyin derim, öncelikle elbette ki eğer tıbben bir problemi yoksa…

Günümüz modern çağda popüler olan bazı problemler çıktı, teşhis konmadan hastalık diyemeyiz çünkü. Peki, bu çocuklarımızın dikkati, psikolojisi vs.olan bozuklukların kaynağına iniyor muyuz hiç?

Kendimizi hiç bu durumlarından sorumlu tutuyor muyuz? Çünkü fazla meşkulüz ya biz, vaktimiz yok ya hani durup ince şeyleri düşünmeye, hani kahvaltılarımız çok youn, hani atomu parçalıyoruz ya ondan soruyorum.

” Her şeyi var daha ne yapalım ”dediğinizi duyar gibiyim. Bahsettiğim “O her şey “değil ama biliyorsunuz değil mi?

Çocuklarımızın “Ruhları aç, aç” bundan bahsediyorum ben. O her şey dediğimiz modern yaşam bizim her şeyimiz olan çocuğumuzun ruhunu aldı, çalmadı aldı diyorum, aynı şey değil. Biz müsaade ettik çünkü…

Çocuk belki yetenliklidir ve bunun farkındadır ve biliyordur ama annem izin vermez, babam asla istemez derken içine kapanıp o yetenek yok olup gidiyor. Gidiyor ama nasıl gidiyor ruhunu da beraberinde götürerek. Geriye ne kalıyor? Güzel giyim içinde göğüs kafesini kırıp dışarı çıkmak istercesine çırpınan bir ruh.

Dahası da var dostlar, mesleğim ve görevimin verdiği bilgiye dayanarak size şunu da ileteyim:

Çocuğunuz bir gün size gelip “Ben çalışmak istiyorum ”derse o an zamanı durdurun! Kuş bakışı ile değil, çocuğun göz izahına inip sorun ”Neden” diye. Gitar almak için olabilir. Örnekleri çok fazla.

Lütfen soralım! Lütfen söz hakkı tanıyalım! Sonra şimdiki çocuklar şöyle, şimdiki çocuklar böyle diye yargılamayalım. Ona doğrulttuğumuz tek parmağımızdır, geri kalan dört parmak bizi gösterir. Deneyelim. Çocuklar temiz bir tarladır, ne ekersek ona, onu biçeriz.

Her çocuk doğuştan başarılıdır, bunu bilir bunu söylerim ben. Milyonların arasından sıyrılıp sadece o başarıp doğmuştur. Ve her çocuk bir istiridyedir, içinde inci taşıyan…

Düşünmek lazım, düşünmek. Tonlarca harcama yaparken onların geleceği ve daha iyi yaşam koşulları için, bu çocuklar neden böyle mutsuz ve yalnızı, sorgulamak lazım. Değer ve mutluluk bedavadır dostlar. Biz zorla mutsuzluk satın alıyoruz, sonra da şikâyet ediyoruz…

Cennet olan Türkiye’mizde gençler doğru eğitilmiyor kanımca. Gençlerin yetenekleri baskılanıyor, önleri kesiliyor. Bu yüzden gerçek niteliklerini ortaya çıkaramayıp kaybolup gidiyorlar. Bu egoyu ve el âlem ne der’ bırakmadığımız sürece, birçok yetenekli genç bu duyguların kurbanı olup hayallerini bir maaş karşılığı satmaya ve bir android gibi ve ayaklı bir kredi kartı gibi yaşamaya devam edecektir…

Sevgi ve bilgi ışığı aydınlatsın yarınlarınızı…

Sevgiyle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3197

banner2252

banner3196