banner3088

Bahoz Erdal çembere alınmış... Çekirge bir sıçrar iki sıçrar...

PKK'nın 28 yıldır sürdürdüğü terörün askeri literatürdeki adı; Gayri Nizami Harp'tır.

Dağlarda, mağaralarda, ormanda saklanacak, kurduğu pusularla, tuzaklarla, anlık baskınlarla sesini duyuracak, toplumda şok etkisi yaratacak, insanları korkuya ve ümitsizliğe sevk edecek...

Basın da, mesleğin doğasından gelen bir içgüdüyle, olayı daha çarpıcı bir şekilde yansıtacak, 'şok'layacak ve istemeden de olsa PKK'nın ekmeğine yağ sürecek...

Tabii ki ölümler, yaralanmalar ve sakat kalmalar normal karşılanamaz; ateş düştüğü yeri yakar, ama unutulmamalıdır ki, adı farklı da olsa, bir savaşın içerisindeyiz...

Öyle bir savaş ki; uluslararası boyutları olan, yurt içinde derinlerden beslenen, sürüncemede bırakılarak kronikleştirilen, bugün artık başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere yüzlerce milyon dolarlara hükmeden bir örgütle yapılan savaştan bahsediyoruz.

Ve bu karanlık yapı maalesef Kürt halkının masum ve tabii haklarının üzerine oturtulmuş! Bunun doğal sonucu da kendisine belli bir taban edinebilmiş. İç içe yaşadığımız bu tabandan lojistik destek alıyor ve daha da önemlisi insan kaynaklarını bu tabandan karşılıyor.

PKK, Suriye olaylarından sonra dış konjonktürün değişmesiyle durumu fırsata dönüştürmek istiyor ve bu amaçla son dönemlerde ölümüne saldırılarını artırmış vaziyette. Bunun doğal sonucu olarak da her gün yeni şehit haberleriyle uyanıyoruz.

Bazı yayın organlarında bu durumun bir yılgınlık yada bir yenilmişlik olarak yansıtılmasının yada böyle hissettirilmesinin, PKK'nın amaçlarına hizmet etmekten ve onun değirmenine su taşımaktan başka bir anlamı yoktur.

Doğru bir analiz yapmak için bu eylemlerin PKK açısından maliyetine, yani karşı kayıplara da bakmak gerekiyor.

Kabaca bir değerlendirme yapmak gerekirse; bugüne kadar PKK'nin 28 bin insan kaybına karşılık güvenlik güçlerinin kaybı 5 bin civarındadır.

Bugünlerde Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ve K.K.K Org. Kıvrıkoğlu'nun bizzat takip ettiği son operasyonlarda TSK'nın çok başarılı olduğu ve karşı tarafın kayıplarının 100'lü rakamlarla ifade edildiği açıklanmaktadır.

PKK alan hakimiyeti amacıyla gelmiş ve bozguna uğratılmıştır. "PKK artık kaçmıyor", 400 Kilometrede alan hakimiyeti kurdu iddialarının da safsatadan ibaret olduğu ve aslında kuşatmadan dolayı PKK'nın kaçamadığı anlaşılmaktadır.

Tabii ki, oradaki yada buradaki ölümlerin sayılarla ifade edilmesi, kıyaslanması vicdani bir durum değildir. Orada da burada da ocaklara ateş düşüyor ve onlar da bizim insanlarımız hatta akrabalarımız.

Fakat sürdürülmekte olan psikolojik harekâtın, dezonfarmasyonun açığa çıkartılması ve PKK'nın zavallı Kürt gençleri üzerinden yürüttüğü kirli savaşın rakamlarla ortaya konması da gerekiyor.

PKK ortalama 5- 6 bin militan barındırmaktadır. Bugüne kadar 28 bin kayıp verdiğine göre demek ki 5 kere bitmiş vaziyette.

Daha geçtiğimiz günlerde BDP Hakkari milletvekili Adil Kurt, katıldığı bir PKK cenazesinde yaptığı konuşmada, ölenlerin 5 katı kadar gencin iki ay içinde dağa çıktığını iftiharla söyledi!

Aslında milletvekilinin bu açıklaması, benim Karayılan'ın ağzından kaleme aldığım 3 Eylül '12 tarihli "Beytüşşebap'a hain saldırı: 10 Şehit, 7 yaralı... Karayılan çok üzgünmüş!" başlıklı yazımda yazdıklarımı da doğrulamaktadır. Bakın bu yazımda Karayılan'ın ağzından neler söylemişim:

"Bilirem, sen geçtiğimiz ay Şemdinli'de yüzlercesi, bu olay sonrası da sayısız sabilerin öldürülmesine, ağzı süt kokan taze kuzilerin telef edilmesine daha çok üzilirsen...

Üzülme, boş ver dostum! Ben sana kıyamam. Binlercesi yoluna feda olsun. Hem tohimine para mı vermişem; 300'ü gider, 500'ü gelir."

300'ü gidiyor, 500'ü geliyor ama; onlar hiçbir yere ne gidiyorlar, ne de geliyorlar. Militanların yaşam ortalaması 35... Komutanlarsa hâlâ yaşıyorlar. Gariban Kürt gençleri durmadan devir daim yapıyorlar, onlarsa sabit duruyorlar!

Açılım sürecinde Habur kapısı açılmış, PKK yandaşları zafer naraları atıyorlardı... Aniden Reşadiye'de baskın düzenlenmiş ve 7 asker şehit edilmişti. Bu olay ardından sözüm ona PKK komutanlarından Duran Kalkan, Türk devletini tehdit eden açıklamalar yapmıştı. Bu baskına, Öcalan da dahil olmak üzere, herkes çok şaşırmıştı. Çünkü devlet, bahane olarak kullanılan Kürt hakları için gerekli olan adımları atmaya başlamıştı.

Bu olay sebebiyle 26 Aralık '09'da yazdığım Duran Kalkan'dan tehdit ve açılımda ikinci aşama" başlıklı yazımda da:

"Duran Kalkan gibi kabadayılar buyursun gelsinler sıcak cepheye, kandırılmış zavallı Kürt çocukları değil de, bizzat kendileri bir can korkusuyla tanışsınlar bakalım... Yine de şimdiki gibi esip gürleyecekler mi acaba? Yoksa liderleri gibi Bekaa'da aslan, uçakta süt dökmüş kedi mi olacaklar?

Daha büyük olaylar olur, kan gövdeyi götürür... Benim naçizane görüşümdür; ne olursa olsun artık bu korkumuzla yüzleşmeliyiz. Devlet bir taraftan Kürt vatandaşlara haklarını vererek bütün vatandaşlarına eşit mesafede dururken, diğer taraftan da kendisine meydan okuyan çapulculara hadlerini bildirmelidirler artık..." demişim.

Demek istediğim şudur ki; komutanlar, dağa gönderilen gençler sayesinde krallar gibi yaşadıkları ve bu devir daim devam ettiği sürece bu terör bitmez. Biter diyenler ancak kendilerini kandırırlar.

Öcalan'ın yakalanmasıyla terör nasıl sıfıra inmişse, komuta kademesinin temizlenmesiyle de temelli çözüme ulaşabiliriz diye düşünüyorum.

Vatandaşlarımız olan Kürt halkının eğilimlerini, insani duygularını gözeterek daha esnek davranılması ve çözümün uzaması TSK'nın zaafı olarak görülmemelidir.

Olabildiğince Kürt halkı ikna edilerek ve olabildiğince PKK tabanı asgariye indirilerek terör bitirilmelidir.

Dağa çıkanlardan önce dağda krallıklarını ilan edenler temizlenmelidir. Siyasi iktidarın ve TSK'nın da aynı görüşte olduğunu zannediyorum.

Olaya doğru teşhis koyup doğru kararlar alınmalı. PKK gerçek yüzünü ve gerçek niyetini açılım sürecinde ortaya koydu. Yeni bir anayasa ile Kürtlerin istemediği hakları da verseniz PKK'nın bugün kurduğu düzeni bozmayacağı ortaya çıktı. PKK'yı kullanmakta olan uluslararası güçlerin de aynı şekilde davranacaklarını tahmin edebiliriz. Bu gerçekler ışığında gerekenler yapılmalıdır...

Genel Kurmay Başkanı ve K.K.K.'nın Güneydoğu'da olmalarının ve operasyonları bizzat gözetlemelerinin özel bir anlamı olmalı diye düşünüyorum...

Onun için son günlerde önemli gelişmelerin yaşanması sürpriz olmayacaktır.

PKK'nın kanlı eylemlerinden sorumlu tutulan Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin'in geçtiğimiz günlerde PKK'nın üs olarak kullandığı Kavaklı kampına düzenlenen operasyondan kıl payı kurtulduğu ve şu anda da çember içerisine alındığı haberlerini bu çerçevede yorumlamalı.

Bahoz Erdal'ın ölümün soğuk nefesini ensesinde hissettiği anlaşılmaktadır.

Bir hiç uğruna yüzlerce Kürt gencini ölüme göndermenin nasıl bir gaddarlık olduğunu sanırım şimdi daha iyi anlayacaktır.

Esed'in Kürtlere nüfus kağıdı bile vermediği Suriye'den gelip Türkiye'ye düzen vermeye kalkışmanın nasıl aptalca bir hareket olduğunu da...

Özetle; bu sorunun çözümü yılanın başını ezmekten geçiyor...

Bu yılanın başı ezilirse darısı diğer yılanların başına!

Hasan Basri Özgen

 
YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3552

banner3212