banner3088

Barajlar Ve Bentler


Şüphesiz ülkemizin geleceği bacasız fabrika olarak nitelendirilen turizme bağlıdır. Ülkemiz dünyanın en güzel sahillerine, tarihi değeri yüksek eski eserlere ve doğal güzelliklere sahip olmasına rağmen halen turizmde Akdeniz ülkelerinin gerisinde yer almaktadır. Tarım ülkesi olması gereken ülkemizde elbet de su çok önemlidir. Su önemli diye doğa harikası olan değerleri su için yok etmemeliyiz. Getirisi ve götürüsü hesap edilmeden birçok yerde barajlar inşa edilmektedir. Ya da inşa edilmek istenmektedir. Bunlardan bir tanesi de Antalya’da Ahmetler kalyonunu üzerinde kurulmak istenmektedir. Kurulacak olan bu baraj hem o doğa harikası kalyonu ve hem de otuz bin dönüm verimli araziyi yutacaktır. Bir barajın ekonomik ömrünün elli, elli beş yıl olduğunu göz önüne aldığımızda akla şu soru gelmektedir. Elli yıl ömrü olan bir baraj için bu güzelliklerin ve değerlerin yok edilmesine değer mi? Üstelik gelişmiş ülkeler büyük barajlar yerine küçük barajlar inşa edilmesinin daha ekonomik olduğuna ve çevreye daha az zarar vereceğine karar vermişlerdir. Benim yıllardan beri savunduğum ise, sulamada en verimli çözümün bentlerle olacağıdır. Üstelik bentler ormanların gelişmesine büyük katkı sağlarlar. Bilindiği gibi parmak kalınlığında akan bir su bile etkili olduğu alanda yeşil bir cennet yaratır.

Ne hikmetse ister baraj olsun, ister nükleer santral olsun en değerli alanlar üzerine kurulmak istenilmektedir ve de kurulmaktadır. Tıpkı hava alanlarında olduğu gibi. Japonya’daki nükleer santral faciasından sonra birçok ülke nükleer santral inşaatlarını askıya aldığı halde ülkemizi yönetenler halen nükleer santral kurmakta ısrarlıdırlar. Gelelim santrallerin kurulacağı yerlere. Birincisi Turizm cenneti Mersin’de, deprem kuşağı üzerindeki Akkuyu’da. İkincisi Sinop’ta doğal sit alanı ilan edilmiş olan doğa harikası bir alanda kurulacak. Üçüncüsü ise, Enerji Bakanının açıklamasına göre yine deniz kenarında olacak. Turizme büyük yatırımlar yapılmış bir ülkede nükleer santral inşa etmek turizmi baltalamaktan başka bir işe yaramaz. Enerji açığını kapatmakta tek çözüm nükleer santral değildir. Enerji açığı tükenmez enerji kaynağı olan güneş ve rüzgâr ile kapatılabilir. Üstelik ne çevre kirliliğine yol açar. Ne de ölümcül tehlikelere neden olur.

Diyarbakır Emniyet Müdürünün yaptığı konuşma gündeme bomba gibi düştü. Sayın müdür, eğer bir insan öldürülen PKK lılar için ağlamıyorsa o insan, insan değildir diyor. O insanlık sizde kalsın Sayın Müdür. Ben şehitlerimiz için ağlamaya devam edeyim. Diyorlar ki, PKK lılar öldürülerek terör bitirilemez. Peki, doksanlı yıllarda terör bitirilmemiş miydi? O yıllarda terör bitirilirken güvenlik güçlerimiz teröristlere kurşun yerine çiçek mi atmışlardı?

Aklımın almadığı bir durum var. On sekiz yaşını doldurmuş olanlar milletvekilliğine aday olabilecekler. Askerlik görevini yapmamış olsalar da milletvekili seçilebilecekler. Yazımı bir hikâyecikle noktalayayım. Napolyon bir toplantı düzenletmiş. Görevlendirdiği kişilere salona benden büyük olanlar alınmasın diye emretmiş. Napolyon toplantı salonuna girdiğinde öfkeyle bağırmış. Ben size benden büyükleri salona almayın demedim mi demiş? Görevliler nasıl olur efendim? Bu salonda sizden büyük bir tek kişi bile yok demişler. Napolyon bunun üzerine bir çocuğa gel buraya diye seslenmiş. Çocuk umursamamış. Çocuğa ben Napolyon’um dediğinde çocuk bana ne demiş Napolyon’san. Bunun üzerine Napolyon görevlilere gördünüz mü demiş? Benden büyük olanları. On sekiz yaşındaki çocukların bulunduğu bir mecliste düşünün bakalım neler olacağını?

Özcan Nevres

www.ozcannevres.com

 
YORUM EKLE

banner3205

banner3211

banner3152

banner3196