banner3088

Bir Annenin Vedası

Silivri basın mensubu olan kardeşimiz Abraham Yucal’ın acısını paylaştık dostlar dün…

Perşembe öğlen gelen bir telefonu “Ablam nasılsın diye, iyiyim ve sen nasılsın kardeşim” sorumla gelen o iç sesi,” kötüyüm ablam, çok kötüyüm” diye devam etti, ne oldu? dediğimde annem çok ağırlaştı, durumu kötü ve kardeşimi çağırdı, şu an içerde onun yanında ablam dedi, tamam dedim ve imtiyaz sahibim Yusuf Eker ile hastaneye gittik. Yoğun bakım koridoruna girdiğimde bir küçük çocuk gördüm yüzünü avuç içlerine almış çaresizce düşünen, sanki oyuncağı elinden alınmış gibi küsmüşçesine oturan…

Bizi görünce kalktı ve yaşlı gözlerle “kötüleşti, ağırlaştı dedi”
Hayır! diye bir ses geldi
O bir kız çocuğuydu Aygül adında “O iyi olacak İbrahim, doktor sınırda dedi, yani iyide olabilir, umutsuz düşünmek yok asla, o iyi olacak” dedi ıslak ve yorgun gözleriyle…
iyi olacak” nasılda inanmış yavrum tüm benliğinle annelerinin iyi olacağına…

Mutlu çıktılar yanından kardeşi ve eşi “İyi olacak abi annem bugün yoğun bakımdan çıkarabilirlermiş dedi” ikisi de göz göze gelip kaldılar öylece. İçlerindeki yanan ateşi gördüm gözlerinde anaları için endişeli iki evlat, iki çaresiz yavru.
Hani okulda pencerenin önünde annelerini gelip almalarını beklercesine bekliyorlardı…

Aynı gün akşam haberi geldi annelerinden, gözlerini bir daha açmamak üzere kapattı diye…

Neylersiniz şimdi dostlar? Neylersiniz bu çaresizlik karşısında?

Gözlerdeki o umut solmuştu, sönmüştü o okulun ışıkları.. Anneleri gelmedi…

Anneleri, babasına doğru yolculuğa çıkmasıyla kaldı iki yavru, kaldı iki evlat, yapayalnız bu koskoca dünyada…

Cuma sabah saatlerinde eve gelen giden başsağlığı ziyaretleri başladığında içeri girdim ve o iki erkek çocuğu koltukta yan yana oturmuş buldum yine, yaşın yaşın sessiz sessiz kanayan yüreklerinden akanı gözlerinden siliyorlardı…

Erkekler ağlamazmış mış yalan be, billahi yalan…

Kız çocuğu olsaydı sesiyle inletirdi yeri göğü ama erkeklerin “can acısının” gözlerde ve yürekte kıyamet koptuğunu gördüm ben…

Cenazeyi almaya gittik mezarlıklar müdürlüğünden. Yavaşça indiler arabalardan. Yürümüyordu o ayaklar gitmiyordu o bedenler, tıpkı küçükken okula gitmeyi istemiyor gibiydiler, gitmek istemiyorlardı…

Ağır adımlarla vardılar annelerini o soğuk buz gibi olan yerden almaya…

Dünyayı ısıtan anaların bakışı artık buz gibi soğuktu. Beyazlar içinde alıp, dünyaya sığmayan sevgilerini en değerlilerini küçük bir tabuta sığdırmak üzere kendi elleriyle koydular…

Büyük sabırla dayanan Yusuf Eker, Abraham’ın bir sözüyle sabrına yenik düştüğünü izliyordum.

” Abi annemi gelin arabasına koyuyoruz” demesiyle annelerinin elinin tabuta koyarken Yusuf Eker’in eline gelmesi asla unutulmayacak bir iz bıraktığını gördüm…

İtinayla konuldu cenaze arabasına o anneleri. Bindi şoför son durak yolcusunu götürmek üzere yanına da hoca oturdu. Arkalarına da iki abi kardeş bindi Abraham ve Serhat…

Nasıl bir tabloydu ki o? Annelerini aldılar ve götürüyorlar, ikisinin de başı eğik, elleri ellerinde birbirine destek… İzliyordum ve benim gördüğüm şuydu dostlar:

İki yavrusunu almış parka götüren bir anneydi. Çünkü anneler her zaman evlatlarının arkasında yürür, korumak ve gözünün önünde olmaları sebebiyle, yine aynıydı biliyor musunuz dostlar yine aynıydı yaşarken de dedim öldüğünde de bir anne her zaman evlatlarının arkasında olduğunu izledim.

Evine getirilip helallik alınıp köy camisine götürüldü. Baş sağlığı ziyaretleri başladı doldu caminin içi dışı…Baktım da şöyle bir kaymakamdan tutunda muhtarına kadar birçok insan geldi. İstisnasız hepsi de tertemiz siyahlar içinde giyimli onlarca aklı başında merhamet ve üzüntüleri yüzlerine vurmuş sonuna kadar bekleyen adamlar…Keza kadınlar öyle…Bakın bu saygıdır dostlar! Dedim ki mevki makam, vazife konum ne olursa olsun insanız be biz insan! Doktor bir arkadaşım sarılınca acının hafiflediğini söylemişti, hepsi sarıldı hepsi paylaştı! O çocukların acılarını paylaştınız ya yanlarında oldunuz ya “insan insana ilaç” sözünü doğruladınız ya Yaradan sizden razı olsun beyler!

Tabutun başına başlarını koydular, hani hasta olunca bir çocuk annesine sokulur ya hep…

Sessizce akan gözyaşlarıyla bir birine bakıyorlardı sanki:

“Anne gitmesene, anne bizi bırakmasana, anne bizi kime bırakıyorsun, anne gitme “dercesine…

Mezarlığa gidilmişti artık ve ebedi evine varılmıştı, usulca bırakıldı yeni evine anneleri gözlerinin önünde, buz gibi soğuk eve…İki yavrunun göz önünde topraklar atılmaya başladı üstüne…

Göz yaşlarım içinde bir soru sordum kendime:” Bu muydu bir annenin sonu, bu kadar mıydı bir ömür sadece birkaç saat mıydı, hepsi bu mu, tüm yaşam onca hayat mücadelesinin sonu bu muydu?” diye.

Her toprak atışı koparıyordu uzaklaştırıyordu evlatlarından anneyi, nasıl bir acıydı nasıl soğuktu iliklerime kadar hissetmemi sözel olarak anlatmam mümkün değil size dostlar…

Evlatlarından biri aldı küreği ve eğdim başımı izleyemiyordum, geceler boyunca başında beklediği anacığının üstüne nasıl atabildi ıslak ve buz gibi soğuk toprağı…Ya o? Yavrusu geceler soğuk olduğunda nefesinle ısıtıp ellerini göğsünde ısıtırdı bedenini, kim bilir nasıl zorluklarla büyütmüştü onları… nasıl olurda şimdi bunu yapıyor… L

Sonra diğer evladı aynısını yaptı aynı duygular içinde…Koskoca bir ömür toprağa karışmıştı artık…

Herkes gitti iki evlat ve bizler kalmıştık. Geçtiler annelerin başı ucuna oturdular ve sessizce akıttılar göz yaşlarını,eşleri onların başı ucunda teselli ederken…İzliyorlardı toprağı,izliyorlardı annelerinin vedasını…

Bir ara Abraham aldı eşinin başından tülbenti ve mezarın üstüne örtmek istercesine serdi Allah’ım nasıl bir yok oluş bu nasılllll?

Bir anne bir ömür çalışır çabalar, korur kollar, Ne için biliyor musunuz? bir damla göz yaşı akmasın yavrusunun gözünden diye canını ortaya koyar ve şimdi o akan göz yaşlar tıpkı bir annenin boynunda ki inci kolyenin kopması gibi dağılıp aktılar üzerine…

Dostlar, Bir insan bir kadın bir anne daha veda etti niceleri gibi…Ölüm çok soğuk ve çok acı…

Eve gelince annemi aradım ve: “Anne keşke bütün anneler ölümsüz olsa” dedim ağlayarak.

Bir ahh yavrum üzülmüşsün deyişi vardı, anlatılmaz…tıpkı o az önce toprağa verdiğimiz annenin çığlığı gibiydi…Anneler hep aynıdır çünkü…Kendimden bilirim çünkü…Kendimden! Bir evlat kaç yaşında olursa olsun annenin gözünde her daim bir çocuktur...!

Sabırlar diliyorum kardeşim Abraham ve Serhat, Aygül ve Michel, siz dört yavru onun ardından kaldınız, yeri dolmaz onun ama bizler varız her daim unutmayın…Kendi kızları olsaydınız bu kadar olamazdınız Aygül, Yaradan sizden de razı olsun. Her şeyin en güzelini yaptınız en önemlisi de sevgi ilgi ve saygınızı verdiniz…yemeği önce ona vermeden yemediniz…

Sabırlar diliyorum. Mekânı cennet olup ışıklar içinde uyusun…

Bu kara kızından da ona hatıra olarak bu inci değerinde ki sözlerim kalsın dua olarak… Her daim dualarımda olacaktır…

Sabır ve sevgiyle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3197

banner3152

banner3196