banner2920

Biz ne ara bu kadar kötü olduk?

Mahallede kirli ellerle salça sürülmüş ekmekleri yememiş, salçalanmış ağızları hiç üstünüze silmemiş gibi davranıyorsunuz…

Çocuk seslerin çınladığı mahallede, tek korkunun annemizin ezan okunmadan, eve erken çağırması olmadığı gibi davranıyorsunuz…

Bitiremediğin ekmeği hemen yanında ki kedi köpekle paylaşıldığı ve annen sorduğunda “evet bitirdim” dememiş gibi davranıyorsunuz…

Hayriye teyzenin size emanet ettiği oğlu, Hüsniye ablanın, Hayriye teyzenin oğluna emanet ettiği kızı ile birlikte oynamamış gibi davranıyorsunuz…

Hep birlikte olup hiç kimsenin zarar görmediği, yerlerde oynayarak o üstü başı toz pas içinde olan çocukların kahkahaların sardığı mahallelerde yaşamamış gibi davranıyorsunuz…

Kışın bile üşünülmeyen sıcak, sıcacık olan mahallelerde yaşamamış gibi. Kadınlar bez bebekle oynamamış, erkekler ağaçtan olan tabancalarıyla oynamamış gibi davranıyorsunuz…

HİÇ BUNLARI YAŞAMAMIŞ KADAR KÖTÜSÜNÜZ!

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in 'ahir zaman' dediği günleri yaşıyoruz. Artık günümüzde maddiyat o kadar çok ön plana çıktı ki gerçek sevginin karşılığı mal, mülk, para, pul, mevki makam haline geldi. Hepimiz aynı dünyada yaşıyor ve aynı havayı paylaşıyoruz. Rabbimiz bir. Kıblemiz bir. Kitabımız bir. Allah katında tek din İslam. O halde bize kardeş olmak ve birbirimizi sevmek düşer. Birbirinizi sevmedikçe de (kamil manada) iman etmiş olmazsınız der (Müslim-Ebu Davud)

Hiç küçük prensi okumamış gibisiniz…

Hiç Sunay Akın’nın “Nasılsın’a” verdiği cevabı bilmiyormuşunuz gibisiniz…

Hiç Ulu Önder Atatürk’ün “cihanda sulh dünyada sulh” sözünü okumamış gibisiniz…

Biz ne ara bu kadar kötü olduk? Bizi kim ve kimler bu hale getirdi ki birbirimize düşman olduk? Biz çocuk aklımızla bir dilim ekmeği paylaşan insanlardık ne ara bir tebessümü, hoşgörüyü esirger olduk yetişkin aklımızla. Hâlbuki daha aklı başında olmamız gerekmiyor muydu? Hâlbuki güçlü, kuvvetliyiz,  artık büyüğüz diye daha çok yardım etmemiz gerekmiyor muydu. Hatırlayın! Hani yere düşen arkadaşımızı yerden kaldırmak için gücümüz yetmezdi de başka arkadaşımızı çağırırdık ya? Ne çabuk unuttuk bunları? İçimizde ki çocuğu ne ara küstürdük?

Bakıyorum sokaklara yürüyen cesetler var her yerde, omuzun çarpınca ağızdan çıkan o samimiyetsiz soğuk “Pardon”dan başka duyulmadığı insan yığını…

Benliğini hissedemediği, mahalle kültüründe olan sevgiyi güveni bilmediği, teknolojinin verdiği soğukluk, iletişimsizliğin verdiği yalnızlık, korkunun verdiği güvensizlik içinde yaşayan, ruhsuz insanlar topluluğu…!

Üstün başın kirli pis lakin “Ruh ve Kalp ”temizliğini, bugün temiz lüks, entel zamanlarda arar olduk…

Kendi kendimize tükenmedik, ziyan ettiler bizi. Bizde buna izin verdik, veriyoruz…

Robot istilalı uzak gelecek senaryolarının ne bilimde ne kurguda önemi kalmadı artık kanımca. Robot oluşumunun ilerleyen evresinde, yürüyen androidlere evrildi zaten insanlar. Artık düşünmeyi giderek daha fazla kaybeden, sürüleşen, güdümlü, mekanik, fabrikasyon, tek tip modeller zaten insanlar…
Seçim süreci ve sonrası sosyal mecralara baktığımda, kim kime ne söylebilirse.

Ötekileştirmekten, çirkin sözler sarf ederek benzetmekten zevk alır olmuş insanlar…

Öfkeden veya nefretten yüksek promilli bir kafayla sızarak geçiş yaptığımız zamanlarda yaşamak işkenceye dönüştü…

Sorgulamadan saldırmak!(?) İnanç sistemi inanmaya değil, inandırabildiğin kadar inandırıp parsayı toplamaya endeksli olduğunu göremeyecek kadar neden kör gözler? Denileni yapan, söylenene inanan kolay güdülür. Neden buna izin?

Yeni yıllar, yeni seçimler, yeni eşler, yeni işler, yeni eşyalar, yeni evler. Yeni olan tek şeyin değişen ve gelişen kafalar olması gerekir oysa ki…!

Yakıştıramıyorum. Kabullenemiyorum. Kulaklarımı tıkayamıyorum. Duyarsız olamıyorum…

Sanki lütufmuş gibi önümüze konulan asli haklarının kırıntılarıyla, mutlu olduğu telkiniyle, şükrettirilerek yaşatılan, dilinde papağan misali öğretilmişlerle sesi duyulabilen, otomatik tepkisel bireyler haline dönüştürmek isteyenlere susamıyorum…

Seçim olur, çok normaldir. Bunu tartışmaktır asıl anormal olan.

Anlamadığım, idrak problemi yaşadığım şey;

Aynı bayrak altında, aynı ezanın sesinde uyanmak onu can pahasına korumak olan insanlar birbirlerine neden düşmancasına davranırlar?

Nedir bu parti sempatizanlığı dostlar?

Komşumuz vefat etse hangi partiden diye mi soracağız önce? Ona göre mi gideceğiz? Nedir bu parti sevdası?
Bakıyorum da seçim sonrası, aklı başında dediğimiz insanlar sarf ettikleri kelimeler utanç verici…

Her devrin insanı olmaya çalışmakla, adapte olma süreciyle tüketiyorsunuz ömrümüzü…

İlkel dediğimiz insanlar sadece ihtiyaçlarına yönelik icatlar yapmışlardır, bugünkü modern, zeki ve teknolojiyi iyi kullanan toplumlarda araştırma ve buluşların tamamının bir yönüyle de olsa, kötüye yok etmeye hatta kitlesel imhalara imkân sağlayabilmek adına yapılmış gibi.

Siz yok etmeyi sadece savaşta mı zannediyorsunuz? Cinayeti sadece insan öldürmek mi zannediyorsunuz? Hayır değil!

İktidar değişir. Yönetim değişir. Hükümet değişir. Bu demokrasini gereğidir. Baki kalan ilelebet kalacak olan Türkiye Cumhuriyetidir... Tek savaşımız onu korumak olması gerekirken biz kendimiz aynı bayrağın altında birbirimizle savaşıyoruz. Neden? Çünkü aynı görüşte olup aynı partiyi tutmuyoruz diye. Ne kadar sığ düşünüyoruz, kahpe bir gece olan darbe gecesinde sorduk mu birdirbirimize sen hangi partiyi tutuyorsun diye? Yoksa omuz omuza mı savaştık? Lütfen birbirimizi ötekileştirmeden sevelim sayalım. Siyaset için birbirimizi kırmayalım, o diplomatların işidir, ondan onları seçiyoruz hatırlatırım. Onlar bize hizmet için orda, bizim refah içinde yaşamamız için, onları biz seçiyoruz biz…
Nedir bu çirkeflik, nedir bu üslup anlamış değilim...

Nasıl bir siyasi anlayıştır aklım almıyor. İnsanlar arasındaki Siyasi bilgisizlik her yeri kirletti... Çok mu zor yeni gelene eyvallah deyip gidene yolun açık olsun, şimdiye kadar yaptıklarınıza teşekkürler demek?

Adabınla, üslubunla bilgi ve zarafetinle saygı duymak… Çok mu zor?

Bugün de otizm farkındalık ve kandil günü....
Artık paylaşa paylaşa bitiremeyip nutuklar atıp iyi insanım şişkinliğiyle yürüyüşü değişenler, engelli geçişlerini kapatarak park ettikleri arabalarına rahatça binecekler, tekerlekli sandalyedeki birinin binmeye çalıştığı otobüslerde kazasız belasız gittikleri evlerinde verdiği nimetler için Allaha şükrederek sonlandıracaklar günlerini...
Sosyal mecralardan kandilin önem ve anlamını bilmese de olur. Bunu kim biliyor? Paylaşmak önemli olan. Başkalarının görmeleri.

Sevaplar beğeni sayısına göre paha biçilecek ya…
Ruhsal mastürbasyondan başka bir şey değil... Olsun!
Bugüne bende kalan;
Sabah Atatürk meydanında Otizmli çocukların gökyüzüne mavi balon bıraktığının umut sevinci ile bir çocuğun ona sarılan öğretmenine" Beni tutma öğretmenim, ben engelli değilim, neden beni tutuyorsun" demesi ve;
Engelli annesinin bugün de evladımdan önce ölmedim, ortada kalmadı diye şükretmesinden çok farklı olarak bir gün olarak kalacak teselliyi olarak…
Hepinize(mümkünse) güzel bir gün dilerim...

Sevdiklerinize Sevgiyle Sarılarak Kalın… Zira, Toprak insan ayırmıyor

YORUM EKLE

banner2833

banner2250