banner3088

Damacana Suları

 


Yıllardır temiz ve sağlıklı olduğu inancıyla damacanalarda satılmakta olan suları alıp içmekteyiz. Biz Terkos gölünü gördükten sonra ne çayda ne yemekte musluk suyu kullanmadık. Çoğu kez bildiğimiz doğal su kaynaklarına gidip evimize bidonlarla su taşıdık. Gidemediğimizde ise on dokuz litrelik damacanalarla su alıp içmede ve yemeklerde kullandık. Profesör Sayın Kenan Durukan ise kesinlikle ne PET şişeleriyle ne de damacanalarla satılmakta olan suları içmeyiniz. Paranız varsa arıtıcı alıp musluk suyunu arıtıp içiniz. Paranız yoksa doğrudan musluk suyu içiniz. Damacanalar üç dört dolumdan sonra tamamen kanserojen maddeler üretmeye başlıyor. Zaten poli üretanların kanserojen olduğu uzun yıllardan beri biliniyor diyor. Burada profesörümüze bir soru yöneltmek istiyorum. Hocam su arıtıcıları suya karışmış olan insan dışkısı dâhil her türlü pisliği arıtabiliyor mu? İnsan sağlığına yararlı minerallerin geçişine izin veriyor mu? Bana göre arıtmıyor. Bu durumda ne yapabiliriz. Bu durumda yapılacak tek bir şey var. Suyu damıtmak. Yani suyu kaynatıp buhara dönüştürmek ve buharı soğutup suya dönüşmesini sağlamaktır. Bu durumda yine de kafamızda oluşan soruları yanıtlamak gerekir. Damıtma yolu ile elde ettiğimiz su insan sağlığına yararlı minarelerden yoksun olacak. Böyle bir durumda tek çözüm yolu olacak. Arıttığımız suya vücudumuza yararlı olan ve olmazsa olmaz olan mineralleri kendimiz eklemek zorunda olacağız. Bu da ne kadar sağlıklı olur bilemem.

Son günlerde yaşamakta olduğumuz kuraklık yüzünden su toplama baraj ve göletlerinde depolanan suyun kapasitesinin yarıya düştüğü İSKİ yetkililerince açıklanılıyor. Bu nedenle de suyun idareli kullanılması öneriliyor. Gölet ve barajların dolu olduğu dönemde bölgemizdeki tüm artezyen kuyuları kapatıldı. Yani artık o kuyulardan su çekilmiyor. Oysa geçmişte yüz binlerce insanımızın yaşadığı bölgemizde su gereksinimi bu artezyen kuyularından sağlanılıyordu. Üstelik yaklaşık yüz elli metre derinliklerden çekilen basınç yüzünden çekilen su doğal olarak arıtımlı oluyordu. Bu nedenle evlere verilen su hiçbir arıtmaya gerek kalmadan içilebilir durumdaydı. Üstelik oldukça da sağlıklıydı.

Eğer ben Silivri Belediyesini yöneten biri olmuş olsaydım ilk işim o kuyulardan birini çalıştırıp şehir su şebekesine bağlamadan ayrı bir depoda topladıktan sonra her mahallede sokak çeşmelerinden akıtarak halkın sağlıklı su içmesini sağlardım. Bu iş için yapılan harcamaları karşılamak için çeşmelere jetonla çalışan vanalar koydurtarak maliyetin geri dönüşümünü sağlardım. Böylece bedava su buldum diye arabalarını ve halılarını yıkamaya kalkışan bedavacıların önünü keserdim.

Belediyelerin birinci görevi halkın sağlığını korumak ve çevre temizliğini sağlamaktır. Nedense insan sağlığı için suya hiç önem verilmemektedir. Görebildiğim kadarıyla Silivri’de eskiden kalma birçok sokak çeşmesi vardır. Zamanında bu çeşmelerden gürül, gürül sağlıklı su akardı. Aynı çeşmelerden de geçmişte iki buçuk yıl yaşadığım Büyükçekmece’de de vardı. Peki, bu çeşmelerin su kaynaklarına ne oldu? Tümünün kaynakları kurudu mu? Yoksa su ulaşım boruları bakımsızlıktan yıpranıp yok mu oldu? Geçmişte bu konuda Büyükçekmece için yazmış olduğum yazıya bir okurumdan çok önemli bir yanıt gelmişti. Okuyucum çok değil, on yıl öncesine kadar o sokak çeşmelerinden sakalar su doldurup evlere parayla satarlardı. Hepimiz evlerimize o sakalardan su alıp içerdik. Ben de sorayım. O sulara ne oldu? Ne olduğunu ben nerden bileyim. Bunu bilecek olan belediyeyi yönetenlerdir.

Bir gün beş altı arkadaş İsmetpaşa Caddesi kenarındaki dut ağaçlarından dut yemeye gitmiştik. Dönüşte yolun solundaki böğürtlenleri arkadaşlarıma göstererek bakın arkadaşlar burada yüzeye çok yakın su var. Burada açılacak bir çukur ile su kaynağına erişilebilir. Oradan alınacak su ile sitemizde çekilmekte olan su sıkıntısını en azından hafifletebiliriz demiştim. Silivri’nin eskisi olan bir arkadaşımız, sen burada bir zamanlar gürül, gürül akan bir çeşmenin olduğunu biliyor muydun diye sordu? Bilmediğimi, böğürtlen olan yerde su olmamasından söz edilemeyeceğini söyledim. Böğürtlen yetişen her yerde yüzeye yakın bol su var demektir. Keşke o eski çeşmelerden halen sular aksaydı ve biz o doğal suları içmeye devam edebilseydik. Çok kireçli olanları ise arıtıp içerdik.

Özcan Nevres

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3550

banner3211