banner3088

Dinimiz varsa ahlaka gerek yok mu?

Tarihin bütün dönemlerinde insanlar dine ilgi duymuşlardır ve uğruna savaşlar yapılıp nice insanlar ölmüştür. Ve hala süregelen tartışmalar devam etmekte.

Tarihe baktığımızda din kadar süreklilik gösteren bir başka kavram bulmakta oldukça zordur. Bu da dinin evrensel bir gerçeklik olduğunun önemli bir göstergesidir…

 Peki, nedir din? Bir topluma ait inanç, saygı, ibadet ve ahlaki ilkeler bütünüdür değil mi?

Gerçekten dinimize saygılı ve sadık mıyız? Anlatılanları öğretilenleri, istenilenleri yerine getiriyor muyuz? Cevabınız ne olursa olsun gerçek olsun! İnsanın kendini kandırması kadar büyük bir ihanet yoktur çünkü.

Benim “ bildiğim gördüğüm herkesin inandığı dinini işine geldiği gibi yaşamasına dönüştüğüdür…

Bundan bir 20 sene geri giderseniz ne demek istediğimi anlarsınız!

Bakın, bir insan korktuğu için veyahut sevap için iyilik yapıyorsa o iyilik değildir, o bir ticarettir.

Şimdi biraz eskiye biraz günümüze gidip gelelim;

Bizim ninelerimiz iki kaşık çorbayla oruç tutuyorlardı, yorgunluktan başını koyacak yastık ararlardı akşamları. Annelerimiz, baba ve dedelerimiz, en temiz en kutsal haliyle yaşarlardı dinlerini. Doğru mu? Ramazan Bayramları en sevinçle beklenen en güzel en kutsal günlerdi. Verilen şekerleri bile kutsal sayıp sağa sola asla atmazdık. Ya kurban bayramları?

Ben size benim yaşadığım bayramları anlatayım:

Kuzu seçilip bu sene ki kurbanımız bu dediğinde dedemiz, o kuzuya bir daha asla dokunulmaz, itilmez en özenle bakılırdı. Bayrama 3 gün kala babaannem kınasını yakardı.

Bayram sabahı herkes abdestini alıp kurbanın yanına giderdik, babaannem temiz bir beyaz tülbent elinde Supra’sı, birimize de bizim yemek yediğimiz tabağa su koyardı. Gider çıkarılırdı tekbir eşliğinde kurban ve kesileceğe yere kadar tekbirle getirilirdi. Babamın kazdığı kuyunun önüne gelindiğinde hiç direnmezdi, hemen teslim olurdu, önce tabaktan suyu içilir sonra gözlerine temiz hiç kullanılmamış tülbent örtülürdü. Tek hamlede acı çektirmeden kanı akıtılırdı. Sonra da parçalara bölünüp yoksul aileler dağıtılırdı, en son babaannem bize pişirirdi. Kurban bayramı önce paylaşmak olduğu öğretilmişti. Arta kalanları ise pişirilir bayram kolacıyla (Bayrama özel ekmek ) gelenlere ikram edilirdi. Köyde bir aile etsiz ve yemeksiz kalmazdı asla! Kesilen kuyunun üstü kapatılır çiçek dikilirdi her yıl. Bizim onun üstünde oynamamıza izin vermezlerdi. Bizim de zaten aklımız çıkardı oraya gidiceğiz ve saygısızlık yapıcağız diye…

PEKİ, YA ŞİMDİ?

Ramazan ayı ve kurban bayramı geldimi sizi bilemem ama ben utanıyorum. Bir yemek yeme, bir lokantalara gitme yarışı. Kurbanlar artık dipfrizleri doldurma telaşı, birçoğunun garibanla işi bile yok. Kurbanlık satan bir abim; İnsanların kurbanlarını kesen bir kasap kestiği kadar da çalıyor demişti.Bakın bayram  namazında Yaradan’ın karşısından çıkıp bunu yapıyor?Onun olmayan kurbanı  kesiyor ve başkasının olan hakkını  çalıyor???? Bu kişiyle siz ne dinen ne de bilimsel olarak tartışamazsınız!  Yanlış yaptığını, bu hem dine hem insanlığa hem evrene büyük zarar olduğunu anlatamazsınız. Her yer şatafat, her yer israf, her yer ziyan, her duygu harap, her iki lokmadan biri haram,

 Ama profiller “kün ve yekün”! Çıkarlar, gözünü kalbini bürümüş birçoğumuzun!

Ben böyle gördüm böyle öğrendim ve bunu öğretmeye devam ediyorum, edeceğim! Önce saygı aşılandı, saygı olmadan sevgi olmaz derdi babaannem. Dinin, düşüncen, cinsiyetin, ırkın, savunduğun ne olursa olsun ÖNCE İNSANSIN DENDİ, MIH GİBİ DE ÇAKILDI BEYNİME! Sonra sevgi ve paylaşmak denildi!

Mesela köyümüzde eşcinsel bir genç vardı ve onu korumak için seferber olmuştu herkes. İncinmesin kırılmasın yanında konuşulurken herkes sözlerine dikkat ederdi. Onun bir problemli olduğu değil Yaradan öyle yaratmış ve onun tercihi böyle oldu diye koruyup kollarlardı. Zihinsel veya fiziksel engelli gençler için de aynı saygı ve hoşgörü vardı… Bilmen gereken tek şey : “Hakkında oku, öğren, bilgilen ama sana düşmez onu eleştirmek, O BİR İNSAN, SADECE SAYGI DUY! Bu kadar!

Peki ya şimdi?

Onlara nasıl davranılıyor? Resmen eziyet edip toplum onları dışlayarak hayatlarına son vermelerine sebep oluyorlar. Hatta onların cehenneme gideceklerini bile söylüyorlar. Bak bak söyleyen cenneti garantiledi sanki. Trajikomik. Sorsan dini bütün kişiler bunlar ve dinimize aykırı bu insanlarla iletişim olmaz diyebiliyorlar. Ne olursa olsun cinsel tercihi. O BİR İNAN. Bundan kime ne? Tercihlere saygı duymak, onu itmekten daha mı zor?

İncelik kalmadı ruhlarda incelik! Menfaat sardı benliğimizi! Çıkar, mevki makam için yapmayacağımız şeyleri sırf birilerine yararlanmak için yapıyoruz. Biz yalakalığı çok sevdik!

AMA UNUTULAN BİR ŞEY VAR DOĞRU TEKTİR!

 Okula iki yaşında başlatıldığınızda anılar hep oradan oluyor ve bir kez hiç unutmam, öğretmenimiz bizi topladı sınıfın ortasına  “çocuklarım sınıfımıza yeni bir öğrenci gelecek ama duymuyor ve konuşamıyor o yüzden biz onu anlamak için hazırlık yapacağız ”dedi. Biz hemen sandalyeleri dizmeye başladık“Hayır kuzularım, hayır dedi ve yüksek bir sesle; Stefani gel diye seslendi, uzun saçlı genç kız geldi sınıfa ve”  bakın bu öğretmen size Teodor’la nasıl anlaşacağınızı öğretecek demişti. O kız bize 20 günde “beden dilini” öğretmişti. Teodor geldiğinde hepimiz onunla anlaşabiliyorduk ve onun engelli olduğunu çoktan unutmuştuk bir haftada. Çikolata saatinde ilk önce ondan başlanılırdı ikrama. Sonra öğretmen bize;

 “bakın çocuklarım bu bir ibadettir demişti, herkesi olduğu gibi kabul etmeliyiz, dinini, rengini, cinsiyetini, sorgulamadan önce onun sadece bir insan olduğunu bilmeliyiz. Anlayış, sadece hoşgörülü davranmak yeterli olacaktır, o da sizler gibi Tanrının çocuklarından bir tanesi, sadece sizden biraz daha özel biri” demişti. O gün bugündür o insanlar bana hep özel gibi gelir ve içim titrer saygısızlık yapacağım diye.

Mesela Cuma günleri… Sosyal medya resmen görsel şölen. Ne oluyor dini mesajlar gönderilince? Daha çok sevap işlediğimizi mi düşüyoruz yoksa bak ben Yaradan’a yakınım mı demek istiyoruz? Cumaya gidip işçinin sigortasını ödemeyenlerden geçilmiyor, nasıl olacak? Artık midem bulanıyor bu boş gösterişlerden. Bir şey söyleyeyim mi size? Biz ne dünyalık yaşayabildik ne de ahretlik! Biz insanca yaşamayı bile beceremedik. Biçilen bir ömrümüzün varlığıyla, geçici bir yaşam için geldiğimiz bu dünyayı da mahvettik.

 Anne rahminden küçücük bir yerden geldik, koskoca bir dünyaya sığamadık. Doymadık! Doymuyoruz! Ne çocuklarımıza doğru düzgün koruyup eğitebildik, ne kadınlarımıza saygı duyabildik ne de yaşlılarımıza hoşgörülü davranabildik. Ama bakın sosyal medyaya, tek bir tane yanlış insan bulamazsınız. Herkes filozof, herkes edebiyatçı, sağlıkçı hukukçu, psikolog, pedagog say say bitmezzz. Ulan bu dışarıda, küçücük çocukların dünyalarını karartanlar, her yeri morluk içinde gezinen kadınları bu hale getiren gereksiz biyolojik atıklar kim o zaman? Adam 5 yaşında çocuğa tacizden yakalanmıştı ve “oruçluyum ne yaptığımı bilmiyorum” demişti o gereksiz insan israfı!

Şunu demek istiyorum, dinden önce ahlak gelmeli dostlar ahlak! Ahlak varsa vicdan varsa içinde biraz da insan sevgisi varsa hiçbir yerde kötü davranılmaz. İnandığın dinin kurallarına uyulsa kimse zarar görmez. Yaradan’a hesap vereceğini biliyoruz da, neden vermeyecek gibi yaşıyoruz o zaman?

Abuk sabuk fetvalar abuk sabuk sözler, yok pantolon giyilmeyecek yok sokağa çıkmayacak yok şu yaşa gelince evlenebilir vs. vs. bunları söyleyen ve savunanlar sizin beyin bünyeyi çoktan terk etmiş neyin çırpınması bu hala? Ulan biri çıkıp menfaat için etek giyin dese benim dedem zaten İskoçyalı diyecek bir sürü mümin kardeşimiz var, bilmiyor muyuz?

 “Oku” diyor oku! Ben sana kitap verdim, o senin rehberin diyor ve Kuran’ı Kerim’in insanı insanca doğru ve ahlaklı bir şekilde olmasını öğretendir. Yıllardır süslü püslü kılıfa koyup duvara hapsedildi. Neden? İşte bu son dönem türeyen komisyoncuların üfürükçü tüfürükçülerin işine gelmediği için!!!!

Çünkü Kuran’Kerim’i okuyanı kandırıp parasını alamayacaktı. Dahası beyin verdim, düşün uygula, güzel bir yaşam sundum yaşa diyor. Ama yapılan nedir? Menfaatin için yap et çal çırp, kes biç sonra kader de, bana da böyle yazılmış de. Bak sen, ben aptalım deme sakın, işime öyle geldi deme sakın olur mu?

BAKIN DOSTLAR, yapılan son çalışmalar ve araştırmalar, sekülerlerin sayısının ve oranının geçmişe göre arttığını ve muhtemelen artmaya devam edeceğini gösteriyor…

Bir İslam ülkesinde seküler olmak toplum baskısıyla karşı karşıya gelmesi demektir. Bunun bir adım daha ötesinde devlet eliyle ve hukuk vasıtasıyla bireyin cezalandırılmasına sebep olabiliyor. Buna rağmen artmakta, nedenini ve sebebini bir zahmet tahmin ediyorsunuzdur artık…

Son olarak da şunu ifade edeyim: Bu yaşantımız büyük utanç haline gelmiş bulunuyor. AHLAK KALMADI AHLAK! EN KUTSAL DEĞER. Ne dinimiz belli, ne savunduğumuz ne düşüncemiz, kimin darısı çok onun pilici olma felsefesinin bedeli ağır olacak.

Lütfen dinimizi sosyal medyadan, ekranlardan değil secde ettiğimiz Allah’la yaşayalım.”Size şah damarınızdan daha yakınım diyenin” aramıza komisyonculara ne gerek var dostlar…

Bizden istediği ve onun kuralarına uyarak yaşarsak zaten kötülük olmaz.

AHLAKLI SEVGİ VE BARIŞ İÇİNDE İNSANI SEV, DOĞAYI KORU, ÇOCUĞU KUTSAL SAY HEPSİ BU!

İyilik, güzellikle hoşgörü ve sevgiyle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3550

banner3212