banner3088

Doğru Yazan Kalem Eğilmez, Kırılır!

Merhaba demeyi istiyorum çünkü anlamını çok severim… Bu hafta malum Gazeteciler Haftası. Herkes yazar herkes çizer eyvallah herkesin duygusuna görüşüne bakış açısına kalemine sağlık…

Bir de benim bakışımdan bakalım bu mesleğe…

Ben 25 yıldır, önce gözlemler sonra yazarçizerim. Gücün yanında değil adaletin yanında oldum her daim… Bu yazımı yazarak TC Anayasası Madde 26 ifade hürriyetini kullanarak yazıyorum ve insanı insan yapan en önemli unsurlar; düşünebilmek ve konuşabilmek yetileridir, diyorum. O halde canlı bir varlık; düşünme ve düşündüklerini ifade tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir!

Bir medya tabusu; eskiden gazetecilik daha iyiydi. Türkiye’de böyle bir önyargı var. İtiraf etmeliyim ki kırılması çok güç. Gazeteciler için meydan okuyacak çok şey var ve bunlara uyum sağlamak o kadar kolay değil. Eskiden gazetecilik çok daha iyiydi. Şimdi iyi değil gibi diyenlere katılmıyor ve bu mesleğe karamsar bakmıyorum. Çünkü eski gazetecililik nostaljisiyle, simit çay ideolojisi ile yanıp tutuşan insanların sayısından az olmadığı bir gerçektir. Hani her gün medya gazeteciliği diye insafsızca karalandığı... Aslında bugünün gazeteciliği bana göre çok daha mükemmeliyetçi, çok daha araştırmacı, çok daha renkli ve hayata çok daha yakın. Türk basınının kuruluşunda evet devlet parası vardı.19. yüzyılda 20. yüzyıldakilere bir bakalım lütfen. Şu zamanda zaten herkes gazeteci olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Akıllı telefonların çıkmasıyla beraber herkesin fotoğraf ve görüntü çekip en yakın basın kuruluşuna onları ulaştırdığı bir dönemdeyiz. Artı ve eksileri tabi ki var. Küçük yerlerde gazete okuma alışkanlığı çok düşük seviyede. Yani buradan yerel basının okuyucu problemleri var. İnternette okunan haber gazetede okumaya engel olmakta… İşte burada bu işi hakkıyla yapanı ve yapmayanı iyi ayırt etmek gerek. Birilerine kızınca sosyal merceklerden atışmayı hiç doğru bulmuyorum. Bu davranış bu mesleğin prestijini zedelemekte. Düşünce ve görüşler bu şekilde aktarılmamalıdır. Zira gazetecilik kişisel çıkarına göre olmadan işini tarafsız yapabilmeği gerektirir. Objektif olmak, kalemini satmamak, güçlünün yanında değil doğrunun yanında olmak...

Herkesin yapamayacağı ve son derece önemli bir meslek gazetecilik. Yazdığınız yazılardan dolayı birçok insanın hayatını değiştirebilirsiniz.

Gazetecilerin araştırmacı bir yönü olmalı, farklı bakış açılarını anlayabilme saygı duyabilme yönü gelişmiş olmalı, idialistsen eğer evet ideal bir meslek…

Gazetecilik bana göre her yönüyle çok geniş, çok farklı bir kavramdır. Bir basın kuruluşunda belirli bir göreve sahip olup ben gazeteciyim diyemezsiniz. O kadar kolay değil bazı şeyler. Hukuk, siyaset, medya, gündem, sağlık, eğitim gibi birçok alan hakkında bilgi sahibi olmalısınız öncelikle. Gazetecilik teknoloji gibidir gözümde, bırak her günü her dakika kendinizi yenilemek zorundasınız o devamlılığı sağlamak için. Meslekteki erozyonun asıl nedenlerinden biri bu işin Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” düsturu…

Gazetecilik eski ve saygın bir meslektir. Bu emektarlar bilgi edinme hakkının devamını sağlarlar. Bu meslekteki en önemli görev; doğru ve yansız bir şekilde topluma aktarmaktır. Bu mesleği icra eden kişiler kanunlara saygılı, ahlaklı, şerefli, dürüst ve çalışkan kişiler olmalıdırlar. Normalin üstünde sözel yeteneğe sahip, kelime haznesi geniş olmalıdır, sosyal araştırmacı olmak zorundadırlar…

İyi bir gözlemci ve ısrarcı olmalıdır, kulaktan dolma bilgilerle haber yapılmaz. Tarafsız bağımsız adil olmalıdırlar. Özel hayata saygılı olup kışkırtıcı veya ayrımcı bir dil asla kullanmamalıdırlar.

Benim gazetecilikten anladığım budur dostlar!

Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne:

Kutlama ve anma günlerinde malum kurum ve kuruluşlara onlara ait bir görsel hazırlanıp tüm topluma hitap etmeleri için yayın kuruluşundan yayımlanır. Çok güzel bir uygulama telefon açıp kutlarsın demek sadece o kişinin gününü kutlamış olursun ama bunu basın yayın kuruluşundan yaparsan binlerin anma gününü kutlamış olursunuz. Şimdi bunun da bir karşılığı vardır hani aldığımız nefesin geri verme karşılığı olduğu gibi. Takdir edersiniz ki sadece oksijenle dönmüyor bu çark. Bu mesleği yapan kişilerin aileleri sevdikleri yani bakmakla hükümlü oldukları var. Siz bir telefon açıp evet yayınlayalım demeniz sadece saniyeler alıyor, o görseli hazırlayıp sunmak saatler alıyor, buraya kadar tamam mı?

Dolayısıyla kurumunuza fatura gittiğinde “daha sonra” veyahut “önümüzdeki günlerde” diyerek zaman kazandığınızı sanmayın. Kendinizi çok değerli hissederken aslında o emeğe saygısızlık yapmış olursunuz. Sizin için yapılan bir çalışmanın emeğini umursamazca davranıp diğer tarafta başka bir işi gerçekleştirmek için yapılan milyarlarca ödemeleriniz karşısında kendinizin güçlü olduğunuzu düşünenleriniz varsa haksız da sayılmazsınız yani, yüksek yerlerde alçak tanıdıklarımız var elbet! Bu şekilde davranarak bu mesleği itibarsızlaştıramazsınız buna kimsenin hakkı yoktur!

Her şeyi geçiyorum bu bir saygısızlıktır. Başka ülkelere gidin, gidemiyorsanız araştırın hepinizin önünde son model bilgisayarlar var. Araştırın ve görün ki bir gazeteci karşısında ceket iliklendiğini onlara olan saygıyı. Nedenini biliyor musunuz peki? Onu bir sanatçı ve emekçi olarak görür. Siz oturduğunuz yerden okurken o haberi, o gitmiştir boğulan bir çocuğun cesedini saatlerce aramalar sonucunda sudan çıkışını gözleriyle görmüştür. Siz hiç böyle bir durum karşısında kendi çocuğunuz da bunu yaşamamanız için dua ettiniz mi? O da evlat bu da evlat hiçbir fark yok! Bu psikolojiyi böyle bir ambiyansta yaşadınız mı hiç? Gözünden yaş gelirken videoya kaydediyor neden mi, kamuoyuna sunup tedbir alınsın diye, kimse ihmal etmesin diye, yetkili kişiler gereğini yapsın diye ve bu iş bu kadar kolay olmadığını hisset diye diye diye… Siz o haberi okuyup Allah’a dua edip çıkıyorsunuz ama onu çekenin aklından çıkar mı dersiniz?

Ve siz böyle çalışan kişilere umursamazca davranmaya çalışıyorsunuz! Bunun ne kadar yanlış bir davranış olduğunu söylemeye çalışıyorum. İşte bu yüzden yukarıda saydığım gazeteci kimliğine sahip kişiler karşısında ceket ilikleniyor.(onlarda o ceketi iliklettirebiliyorsalar) Bu mesleği icra eden bu işten eve ekmek götüren kişileri küçümseyemezsiniz. Daha sonra diyemezsiniz eğer diyebiliyorsanız lütfen vicdanınızı kontrol ediniz!

Silivri’nin nüfusuna bir bakalım, 200.000 diyelim. Evet, bu kadar binlerin içinde kaç gazetecimiz var biliyor musunuz peki? On parmağı geçmiyor, evet on parmağı geçmiyor! Ve siz binler bu kadar emektara sahip çıkamıyorsanız -pardon sahip dedim zira Allah’tan başka kimse kimsenin sahibi değildir- değer verip destek çıkmıyorsanız kusura bakın ama o sizin ayıbınız. Silivri’de olup bitenleri kim size aktarıyor sorabilir miyim? Bakın internet gazeteciliği yapan arkadaşların sitelerine hepsinin başında Silivri yazıyor. Eee, o zaman? Telefonlar var çağ teknoloji çağ diyor olabilirsiniz, yemişim teknolojiyi emek diyorum EMEK!

Bir gazeteci kimsenin karşısında boyun eğmemeli. Mevki makam sahibiyim arkam sağlam, ihtiyacım yok deyip kendini güçlü sayanlar lütfen biraz sarf ettiğim kelimelerin “arkasına” geçin. Elbette ulusalı takip edip küresel düşüneceğiz ama Silivri’de bir hastanın haberini yapıp kan istendiğinde hayat burada kurtuluyor dikkatinizi çekerim.

Yerel basın çok fazla önem taşır! Burada bir insanlık zinciri söz konusudur… Ben bu konuda çok fazla bilgiye sahip olduğumuzu düşünmüyorum ne yazık ki, eğer öyle olsaydı bu meslek bu kadar itibarsızlaştırılmazdı.

Yerel basınla kol kola omuz omuza doğruyu savunarak etik davranarak yürümek gerek.

Hangi basın yayın kuruşuyla çalışacağınıza siz karar vereceksiniz. Seçim hakkı herkese aittir. Kimseyi kimseyle karıştırmayalım, herkesin çalışma sistemi farklıdır. Kalemi, bakış açısı, görüşü farklı olduğu gibi bunu da çalışıp çalışmayarak ama saygı duyarak belirtmek gerek! Bana hitap etmiyor diye bir markayı karalamıyorum, birçok kişiye hitap ediyor çünkü emek var ve ben buna saygı duyuyorum. Hepsi bu! Lütfen her iki taraf da Silivri için ve bu bayrağın altında olup bu ülke için çalışıyorken biraz saygıya davet ediyorum!

Hiçbir teknoloji kitap, gazete, dergi sayfalarındaki kokuyu vermez!

Kimse kimseden üstün değildir. Kimse koltuğa mevki ve makamına güvenerek hareket etmesin. Bir emek varsa ortada bu görmezden gelinmemelidir... Diyeceğim şu ki; şu anda bulundukları kurumların başında kim ve kimler varsa “bizim” yani halkın seçimleriyle oradalar bilmem yeterince açık mı? O koltuklara belli bir eğitim sonucunda sahip olabilirsiniz -gerçi ülkemizde işe göre kişi değil kişiye göre iş belirleniyor ya neyse- ama kalemi alıp düşüncenizi kâğıda dökemezsiniz kolay kolay...

Örnek ülkelerde bürokratlar bile halkla iç içe kahve içip kafede sohbet ediyor, burada ise bir terfi aldığında bir asası eksik kalmış gibi davranılıyor... Ağzımızda hep Allah’ın varlığı var eyvallah ama yok gibi davranılıyor nasıl olacak? İşte bu ironi can sıkıcı!

Şunu da bilmek lazım; kartallarda yüksekte olur ama avlanmak için yere inerler ve birilerine yem olabilirler…

Keza balıklar da öyle... Su yüksekken güçlüdürler ama sular alçalınca o 60 gram ağırlındaki karıncaya yem olabilirler… Doğadan uzaklaşmayalım kayboluruz...

“Birlik ve beraberlikten kuvvet doğar” demiş atalar arkadaşlar, hepimizin hedefi güzel bir Silivri ve huzurlu bir Türkiye’de yaşamak, bayrağımızın altında hür ve rahat yaşamak değil mi? O zaman?

Sevgiyle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3550

banner3212