banner3088

Dostluğun adını siz koyun

Eskiden savaş yapılırken askerler gelebilecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek amacıyla sırtlarını bir ağaca, kayaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Bu nedenle de sırta dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ’dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile, güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isim olmuş.

Tabi bunlar çok uzun yıllar önce olan şeyler, günümüzde kim dost kim düşman olduğu belli değil, kime dost diyorsak ilk onlar vuruyor insanı sırtından.

Dostluk; karşılıklı özveri ister, ikiyüzlülüğü sevmez ve yalanı bağışlamaz. “Eğer herkes dost sandığı kimselerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada dost kalmazdı.” demiş Blaise Pascal. Dostluk, zamana dayalı olarak güç oluşan bir değerdir. Gerçek dostluklarda vefa, saygı, özveri ve sevgi vardır. Dostluklar arasında hiçbir şekilde çıkar ilişkisi bulunmamalıdır. Böbrek yetmezliği nedeniyle hayatını kaybeden ve son günlerinde büyük acılar çeken Dünya eski satranç şampiyonu Bobby Fisher ölmeden önceki son anlarında yanındaki bir dostuna ’Hiçbir şey acıyı insan dokunuşu kadar hafifletmiyor’ demiştir. Çek asıllı yazar Kafka’nın mutsuzluk ve yalnızlık içerisinde sürdürdüğü yaşantısında tek dostu Max Brod’muş. Ölümünde de bir tek o varmış yanında. Ünlü yazar ölmeden önce “Sevgili Max, son isteğim; benden geriye kalacak olan günlüklerimi, el yazmalarımı, benim yazdığım ve bana gelen mektupları, çizimlerimi ve diğerlerini okumadan yak” demiş. Ancak arkadaşı Brod bu son dileği yerine getirmemiş. Böylece, Kafka’nın ölümünden sonra yayımlanan eserleri 20. yüzyılda dünya edebiyatında kalıcı bir etki bırakmış oldu. Konu dostluk ve arkadaşlıktan açılmışken, şu örneği vermek yerinde olacaktır: Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşmışlar. Aşk, kendinden emin bir şekilde sormuş: “Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım. Sen niye varsın ki bu dünyada? Arkadaşlık cevap vermiş: “Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için

Sözlerimi, Çanakkale Savaşı’nın o çetin şartlarında aşağıda yaşanan şu ibretlik yaşanmış olayla bitirmek istiyorum.

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın, başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altında bulunmaktadırlar. Asker, teğmene koşar. - Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim? Delirdin mi sen der gibi bakar teğmen. - Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Belki de ölmüştür. Kendi hayatını da tehlikeye atma. Asker ısrar eder. Israrına dayanamayan Teğmen: - Peki... Git o zaman ... der. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır. Onu sırtına alıp, koşa koşa sipere döner. Birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder. Sonra onu sipere taşıyan askere dönerek : - Sana, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş der. "Değdi teğmenim" der asker. - Nasıl değdi?" diye sorar teğmen. - Bu adam ölmüş görmüyor musun? - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarlar teğmene: "Geleceğini biliyordum !.." "Geleceğini biliyordum !...

Kuşlar gibi uçmayı balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ancak bu arada basit bir sanatı unuttuk kardeşçe yaşamayı.

Şimdi size soruyorum, siz iyi bir Dost musunuz ? Siz iyi bir Arkadaş mısınız ? CEVABI SİZ VERİN

 
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bülent Türker
Bülent Türker - 7 yıl Önce

"geleceğini biliyordum" çok anlamlı bir ifade. anlamlı ve duygulu. bir söz vardır ya; kimimiz öldük bu vatan için, kimimiz nutuk söyledik. Çanakkale savaşı; Osmanlı beşeri sermayesinin tükendiği bir savaş.

banner3205

banner3212

banner2252

banner3196