banner3088

Girit Usulü Beslenme


Beslenme uzmanları nedense Girit usulü beslenmenin adını Akdeniz usulü beslenmeye çevirdiler. Eskiler çok iyi anımsarlar. Şimdilerde Amerikan salatası dedikleri yardımcı yemeğin adı Rus salatasıydı. Rus düşmanlığı sınır tanımadığından adını Amerikan salatasına çevirdiler. Zira o yıllarda moda olan Amerika hayranlığıydı. Girit usulü beslenmede temel besin otlar, sebzeler ve zeytinyağı idi. Bir de Girit tarhanası dedikleri, Giritlilerin ksino hodro dedikleri (ekşi iri) çorbası vardı. Bu çorbayı annem çok yapardı. Yaz sıcakları başladığında annem yazlık bahçe evimizin mutfağının köşesinde duran yirmi litrelik küpü yıkayıp temizler ve içine maltız keçimizden sağılan dört litre sütü koyardı. Bu işlem beş günde tamamlanırdı. Her süt koyduğunda bir tutam da tuz koyardı. Dört beş gün sonra komşumuz Muharrem dayıdan aldığımız el değirmeninde önceden yıkanıp kurutulmuş olan buğday öğütülürdü. Daha sonra bu buğday küpteki ekşitilmiş sütle karıştırılıp iyice yoğrulurdu. Gereken kıvam yakalandığında o koca hamur topağından küçük parçalar koparılır ve avuç içinde hafifçe sıkılıp şekillendirildikten sonra temiz bir çarşafın üzerine konulurdu. Yaz sıcağında bu minik topaklar çabucak kururdu. Yeterli kuruma sağlandığında birkaç bez torbanın içine doldurulurdu. Farelerden zarar görmemesi için de torbalar tavana asılırdı. Gerçi evimizde elmas adını verdiğimiz kedimiz sayesinde farelerin barınmaları olası değildi. Bu topaklardan yapılan çorbayı çok sevdiğimden sabahları kahvaltımın değişmez çorbasıydı.

Bahçemiz yenilebilen otlar bakımından çok zengindi. Bu nedenle soframızdan ot yemekleri hiç eksik olmazdı. Giritlilerin uzun yaşamasının en büyük nedeni bu otlarla beslenmeleriydi. Mübadelede Girit Türklerinin neredeyse tamamı sahil boylarında iskân ettirilmişlerdi. Bu nedenle sahil bölgelerinde kurulmakta olan semt pazarlarında yenile bilen her türlü otu bulmak olasıdır.

Girit Türkleri İzmir’e yerleştiklerinde Girit’teki alışkanlıklarını İzmir’de de sürdürmüşlerdi. Bu durum yerli halkın dikkatini çekmiş ve bu durum fıkralara konu olmuştu. Çocuk bağırmış. Baba bahçeye iki inek ile bir de Giritli girmiş. Önce hangisini kovayım demiş. Babası inekleri bırak. Önce Giritliyi kovala demiş. Girit henüz Osmanlı mülkiyetinde iken adaya bir doktor atanmış. Uzun süre hasta beklemiş ama gelen olmamış. Bir gün eşine hadi hanım çıkıp şöyle bir gezelim. Bu halk ne yapıyor? Nasıl yaşıyor? Neden hasta olmuyorlar? Araştırıp dönelim demiş. Gezi sırasında kadınların ot topladıklarını görmüşler. Birkaçının yanına gidip topladığınız otları ne yapacaksınız diye sormuşlar. Yemek yapacağız yanıtını alınca doktor, eşine hadi hanım. Evimize dönüp denklerimizi hazırlayalım. Buranın insanı ilacını kendisi yapıyor. Buradan bize ekmek çıkmaz demiş.

Bahçemde hardal, radika çok olurdu. Bir gün bir çuval hardal topladım. Bir çuvala da marul doldurdum. Bir çuvalı da roka, tere ve maydanozla doldurdum. Çuvalları arabama yerleştirip İstanbul’un yolunu tuttum. Kayınvalidem bu kadar otu ne yapacağım ben deyip çoğunu komşularına dağıttı. Hardalı bilen olmadığı için tamamı elde kaldı. Kayınvalidem bolca hardalı kaynatıp bir kısmını bol ekşili ve zeytinyağlı salata yaptı. Kalanını da tavada yumurtayla pişirdi. İkisi de o kadar hoşa gitmişti ki; tam bir hafta hardal yemeği yemiştik.

Eşim Giritli olmadığı için ot yemeklerini bilmezdi. Menemen’in pazarı Perşembe günleri kurulur. Sebze ve meyvelerle birlikte altı yedi demet de rezene (arapsaçı) aldım. Eşim rezeneleri görünce feryadı bastı. Bu pis kokulu otları ne yapacağım dedi. Rezenenin çok şifalı bir ot olduğunu söyledim. Kuzu eti ile pişirildiğinde yemesine doyum olmaz dedim. Kiracımız olan kasaptan bir kilo kuzu eti aldım. Üst katta oturan kardeşimin eşini çağırıp rezeneyi beraber pişirin. Hep birlikte yeriz dedim. Ertesi hafta pazara giderken eşim sıkı, sıkı rezene almayı unutma diye tembihlemişti.

Ot yemeğini severek yiyenler bu sayede çok uzun ömürlü oluyorlar. Tanıdığım Giritliler içinde en uzun yaşayan Mavraki lakaplı Giritli bakkaldı. Dükkânının bulunduğu sokak halen Mavraki Sokağı ve yokuşu olarak anılmaktadır. Mavraki yüz on dokuz yıl yaşamıştı. Hem de ne yaşamak. Ölünceye kadar dükkânında çalışmıştı. Toptancıdan aldıklarını sırtında taşıyarak dükkânına götürürdü. Yükü ne kadar olursa olsun. Araba kiralamazdı. Gerektiğinde iki üç sefer yaparak yükünü taşırdı. Bir gün gazetelerden birinde bir fotoğraf yayınlanmıştı. Yüz altı yaşındaki bir adamın yaş günü kutlanıyordu. Üstelik adam diyaliz makinesine bağlıydı. Yüz on dokuz yıl yaşayan Mavraki ise doktor yüzü bile görmemişti.

Sağlıklı bir yaşam için sebzelere ve yağ olarak da zeytinyağına yeteri kadar önem vermeliyiz.

Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

www.ozcannevres.com

 
YORUM EKLE

banner3205

banner3197

banner2251

banner3196