banner3088

Gönderilmeyecek Olan Mektup

Gönderilmeyeceğini bilerek yazdığımız mektuplarımız olmuştur mutlaka… Bu yazıyı okuyan arkadaşım senin de var mıydı? 
Hani bazen kemirir ya içimizi duygular, anlatsan olmaz anlatmasan gönül razı değil ve sanki karşında seni dinlermiş gibi hissedersin ve ona konuşurmuş gibi yazarsın ya ve sanki o artık biliyormuş gibi rahatlarsın, duymasa da o artık biliyordur gibi gelir sana, çünkü senden çıkmıştır o duygu ve düşünce… Öfken, sevincin, yaptıklarının bir hiçe sayılmasının verdiği o çaresizliğin sessizliği…

Suya gerek yok ki düşünceler de boğar insanı.
Hani içinden çok seversin ama diyemezsin, aklın çıkar ona zarar gelir diye, seviyorum diyemezsin ama sıkı giyin üşütme dersin, yemeğini ye aç durma hasta olma dersin… Oysa bütün bunlar sadece’’seni seviyorum’’demektir işte…

Ama diyemezsin.
Hani içimize atarız ya her dertlerimizi, tasalarımızı, her şeyi içimize atarız da bir kendimizi atacak yer bulamayız ya hani… Yükümüz her gün ağırlaşır,  taşıması zorlaşır ya, işte o zaman yazarız o gönderilmeyecek olan mektubumuzu, akıtmamız gerek içimizdeki zehiri… Adeta sessiz bir çığlığı yazar kalem… Oysa ne zor, yazarak anlatmaya çalışmak sustuklarımızı değil mi?
Hani babandan ayrısındır,  görmek istersin bir an gelir ihtiyaç duyar sarılmak sokulmak istersin ama yoktur, uzansan dokunacak kadar yakın bir o kadar da uzak işte… Kimseye bir şey demek istemezsin çünkü bilirsin anlamayacaklar seni, işte o zaman bir mektup yazarsın ama gönderilmeyecek olan…
Ya da hiç dönmeyecek olan o sonsuzluğa gitmiştir o buram buram güven kokan baban… Biliyorsun yok ama kabullenmek istemiyorsun ihtiyacın var onu istiyorsun, sadece sarılmak ve öylece kalmak… Susarak konuşmak vardır ya hani,  yazarsın sanki duyacak sanırsın, başarını yaptığını, ümitsizliğini, gözyaşını o silsin istersin… Ama yoktur, oturur bir mektup yazarsın ‘’baba çok özledim gel’’ diye bir başlık atarsın, yanında çiçek yerine gözyaşıyla süslersin sayfaları… İnsan herkesle güler de tek başına ağlar…
Kadınlar, kadınlarımız birçoğu gurbet gelinidir, sıladan uzak anneyi babayı özleyen, yıl olmuştur belki annesinin yüzüne yüz sürmeyen o annelerin küçük kuzuları… Nasıl söylense nasıl anlatsa bilmem ki, hangi birini neyi anlatsa? Yazsa kâğıt yetmez, konuşsa söz yetmez. Kadındır evet hatta annedir ama aslında o bir kız çocuğudur hiç büyümeyen, yaşı kaç olursa olsun annesi hep kuzum diye seven…
İçi doludur onun bilirim… Kendimden. Yazmaya kalksa o mektubun başlığı hep  ‘’merak etmeyin beni anne baba, ben çok iyiyim’’ diye başlanır bir elinle yazarken diğer elinle gözyaşını siler, hatta yetişemez, boynundan kopan inci kolyenin yerlere dağılması gibi olan gözyaşlarını… Ve devam eder “merak etme anne, ben de herkes kadar aldım acılardan, korkma baba ben yenilmem kolay kolay‘’ diye. İç çekişini bir kalem bir kâğıt görür bir kendi anlar…
Yazarken boğazında kocaman bir yumruk vardır, ne yutkunabilir ne de çıkarabilir, bunu kime nasıl anlatabilir?  Keşke yüreğimizin de bir balkonu olsaydı da ara sıra çıkıp hava alabilseydik…
 İçine yağan sessizlik gibidir yazmak. Söz düşünceyi fethettiğine ama yazının egemenliği aldığına inanırım ben.
Ben anlatmaya üşendim hep, ondandır yazmam belki... Yazarsan yanan yüreğine su serpmiş olacaksın, aniden içindeki karanlığın uzaklaştığını göreceksin…
Hep güzel anılarınızı yazmanız dileğiyle sevgiyle kalın...

 

YORUM EKLE

banner3205

banner3211

banner3152

banner3196