banner3088

Hayat kadını değil! Hayattan koparılan kadın! [2]

Beni görünce çocuklarını kendilerine çekiyorlar. Neden? diyerek öyle bir laf etti ki..

Ben de bir çocuktum, aldılar zorla kopardılar elimden. Ben oyun oynarken beni diri diri mezara soktular. Benim de bebek kokum vardı, benim de çocukluğum vardı, düşünce hakkım ve benim de kitaplarım vardı… Sormadılar, vurdular ve aldılar elimden. Şimdi mi? Şimdi hiçbir şeyim yok, sadece “nefret ve öfke” Bir de bu çiçeğim, deyip çantasına gitti eli… Annemin yemeğine, evime, çocukluğuma kokan çiçeğim.

“Biliyor musun?” dedi kaşlarını çatarak “Bir akşam odama girdim ve onun olmadığını gördüm ve ben oracağızda yığılıp kaldım, hastanede gözümü açınca, çiçeğim nerede demek olmuştu…

Düşün her gece üzerine yıkılan dünyanın enkazından çıkıyorsun ama o çiçeğimin olmadığını görmek dayanılmaz oluyor. Anlıyor musun yaşantımı?” dedi.

Sonra birden bak, dedi bu kâseye. Yeşil bir kâse uzattı, içini açtı, kesme şekerleri vardı içinde. Görüyor musun bunları, dedi ve ekledi:

Annem zeytinyağlı yemeklere bir tane atardı ve ben anne bana da ver, derdim gülümseyerek; verirdi.

‘’Şimdi ne oldu biliyor musun? Ben bu kesme şekerleri zeytinyağında tutarak geceleri dinlendirmesi için rahmime koyuyorum” dedi ve ellerini yüzüne kapattı… Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı…

Bir süre sonra kaldırdı başını ve ayağa kalktı yüksek sesle ‘’Hiç kimseyi affetmiyorum, önce babamı sonra hiçbir insanı anlıyor musun, asla affetmiyorum… Kocaman bir hayat tek bir odaya tek bir çiçeğe hapsolmuş bu hayatı ben seçmedim… Ama beni görünce kızlarını kendilerine çekmeleri çok canımı yakıyor.Ben hiç onlar zarar verirmiyim...Bilemezsin, anlıyor musun?” diye bağırdı, sonra kısık sesle; “Anlama, bilme de zaten olur mu?” dedi.

Teşekkür ederim bana vakit ayırdın, kimse benim hatrımı sormaz, ruhumu bilmez, gözlerimin rengini, düşüncemi, görüşümü... Çantamdan kitabı çıkardım; Lütfen alır mısın dedim, endişeli gözlerle yaklaştı. Korkmuş bir kız çocuğu sesiyle “ama kimse bana kitap hediye etmemişti” deyip sarıldı kitaba.

“Sana dokundum ama kızmadın bana” dedi. Gözlerine baktım, doğru ya ben senin gözlerine bakabildim, dedi.  Benle ağladın sen, beni anladın gibi baktım, sordun…

Bende sana hediye vermek isterdim ama param yok dedi ve ayağa kalktı çantasından çiçeği çıkardı ve “Annemin yemeğine kokan çiçeği hediye olarak kabul eder misin?” dedi.

Dondum kaldım. Nasıl olur, mümkün değil! O çiçek onun nefesiydi ölmemek için tuttuğu… Nasıl sorar kabul eder misin? Alamam diye sesli düşündüm bir an “Hâşâ ne haddime kabul etmemek olmaz ama alamam” dedim  “çocukluğumdan kalan tek temiz bu çiçeği” al hadi diye uzattı.

Elim varmadı almaya, tuttu ellerimi ve bıraktı çiçeği avuçlarıma Tanrım bir bebek, bir çocuk ve bir hayat vardı ellerimde. “Alamam, dedim yaşlı gözlerle, alamam nefesini, alamam huzurunu, olmaz bağışla beni” dedim. “Bağışla” diye tekrarladı. Ben kimim ki sizi bağışlayacağım, dedi.

Sen o her kadının bir gün olması için dua ettiğin küçük kızsın hala, dedim…

O zaman yine gel, dedi… Çok nadir de olsa yine gel. Seni bekleme umudum olsun mu? Umudu unutmuştum teşekkürler, dedi ve gülümsedi.

Ben en son evden kaçmadan bayramda annemin elini öptüğümde harçlık için teşekkür etmiştim, deyip yine eğdi başını… Ben bayramda gelemem ama sana başka bir kitap getiririm deyince gözlerinin içi parladı “Hangi kitabı getireceksin onu bekleyeyim umudum olsun o kitap” dedi…

Ve ekledi “Beni unutma olur mu, ne olursa olsun ben hala tozlu sokakta oyun oynayan ve anemim salçalı ekmeğini gözleyen o küçük kız çocuğuyum, deyip büyük bir eve girdi…

Bakakaldım ardından. Hava kararmıştı çoktan, kimseler kalmamıştı pek etrafta. Biraz daha oturdum ne düşünebiliyordum, ne anlayabiliyordum. Neydi az önceki yaşanan, ben yangını gördüm bir kadının içinde yanan o dev ateşi… Kıyamet meğer her gün bir yerlerde kopuyormuş, meğer bu hayat bahçesinde her gün çiçekler soluyormuş… Bir çiçek hariç “Anne yemeğine kokan çiçek”

Kafamın içi cam kırıklarıyla doldu sanki. Düşündükçe batan, düşündükçe kesen…

Bir kadını bıraktım ardımda. Elinden zorla çocukluğu koparılmış bir kadın! Peki ya, bu gece biz uykudayken, ya o? Bu düşünce kaç gün kanatacak beynimi.

Ya o öfkeli sesi… “Bunun için mi annemin karnını tekmeledim, böyle bir yaşantı için mi, hiç kimseyi affetmiyorum hiç kimseyi” diye isyanını…

Başımın ağrısı tüm bedenimi sarmıştı. Yol boyunca hiç konuşmadım. Dişlerimi sıkmaktan çenemin ağrısını, şoförün sesi gelince anladım “nereye gidiyoruz” diye…

Derin bir nefes alarak “Cehennemden çıktım, dünyaya götür beni” diyebildim sadece! Dünyaya “AİLEME!

O günden sonra küçücük bir çiçek bütün bir çocukluk ve yaşama tutunduğu bir nefes olduğunu anladım… Şimdi nerede solmuş bir çiçek görsem, kızarım “Neden bu çiçek susuz kaldı” diye…

Oysa kızgınlığım, vakti gelmeden koparılmış bütün çiçekler için olduğunu kimse bilmez. Onlar sadece bir bitkinin susuz kaldığını anlarlar!

Koparmayın! İzinsiz dokunmayın! Soldurmayın henüz açmamış çiçekleri!

Kıyamet her gün bir yerlerde kopmakta dostlar… Her gün bir yerlerde…

Sevgiyle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3550

banner3212