banner3088

Hayat mücadelesinin kazananı olmak

              Dünyaya geldiğimiz andan yaşadığımız, nefes aldığımız içinde bulunduğumuz ana kadar geçen süreçte mutluluklarımız, hüsranlarımız, kederimiz, acısıyla tatlısıyla ruhumuzun bütünleştiği çok günlerimiz olmuştur. Yaşanan olumlu ya da olumsuz birçok şeye rağmen, her seferinde sorunların bir çözümü olmuş ve dimdik ayakta kalmışızdır. Zaman zaman işler kötüye gider. Herkesin hayatında iyi gün olduğu gibi kötü günde olur. Böylesi durumlarda hezeyana kapılmadan, içimizi dökebileceğimiz, güven telkin eden kadim dostlarımız ile hasbıhal etmek, dertleşmek, destek almak ve sıkıntılarımızı paylaşmak ruhen rahatlatacaktır. Belki de bu diyalog nedeniyle karar aşamasında olduğumuz konu hakkında doğru zamanda, doğru karar karar vermiş oluruz. Bu nedenle, zor günleri atlata bilmek, sorunların üstesinden gelebilmek için, psikolojimizi her daim güçlü ve dinamik tutmamız gerekir.

                Optimistler, pesimistlerden daha fazla içsel huzura sahiptirler. Optimist bireyler kötü şeylerden ziyade iyi şeylerin olacağına dair kararlı bir inanca sahiptir. Bu düşününceye sahip olan insanlar olaylar karşısında bardağın dolu tarafınındın bakanlardır. Karamsarlık ve ümitsizlik dehlizinde çırpınıp kalmaktansa, umutlarımızı yitirmeden, yaşama tutunabilmek için polyannacılık (mutluluk oyunu) oynamak iyi gelecektir.  

Pesimist ise karamsarlık demektir. Her şeye kötü tarafından bakan, her durumu olumsuz tarafından gören ve hep en kötüyü bekleyendir. Yarısı dolu olan bardağın, boş olan yarısını gören ve neden tamamı dolu değil diye düşünen kişidir. Gelecek ile ilgili sürekli kaygı taşıyan ve kötü bitecek bir son düşünerek her zaman ümitsizliğe düşendir.

                Sosyolojik, ekonomik ve kültürel anlamında bugün yaşadıklarımız karşısında da yeise düşmeden, gelecekten ümitli ve mavili günlerle kucaklaşacağımızı unutmayalım.

Eğitimli ve/veya eğitimsiz gençlerimizin iş bulamamaktadır. Bir işte çalışanların ise yarın ne olacak endişeleri günbe gün artarak devam etmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre işsizlik oranı %11 seviyelerinde, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı %20,8 iken, 15-64 yaş grubunda bu oran %11,1 oranıyla yaşamın realitesi olarak karşımızda durmaktadır.

                Çocuklarımızın ilk öğretimden sonra hangi liseye gideceği belirsiz, lise de okuyan öğrencilerimizin üniversite sınavları için hazırlıkları başka bir kaos, gençlerimiz hangi sınav koşullarına göre hazırlanacaklarını bilmiyorlar, müfredat ve sınav sistemi, her yeni gelen Milli Eğitim Bakanına göre değişebiliyor. Yüz metre engelli yarışına dönen bu sınav sürecinden geçen başarılı öğrenciler üniversiteye girebiliyor. Üniversitede okuyanların ise okulunu bitirdikten sonrası hayalleri bile ipotek altında. Artık üniversite bitirmek iş bulma garantisi değil. Gençlerimiz, niteliği bozulmuş eğitim çarkında geleceklerinden derin kaygılar taşıyorlar. Böylesine dejenere eğitim sisteminden yurt dışına ciddi bir kaçış var. Tabi ki yurt dışına eğitim için gitme eğilimde olanlar, ebeveynleri belli bir ekonomik güce sahip olanların çocukları. Geçmiş yıllarda sadece üniversite ve mastır eğitimi için yurtdışına gidiş vardı. Son yıllarda artık lise eğitimi içinde yurtdışında okumak üzere giden öğrencilerimiz var. Çocuklarının geleceklerinden kaygı duyan anne ve babalar, ekonomik bütün şartlarını zorlayarak, çocuklarının geleceği için lise eğitiminden itibaren yurtdışında eğitim arayışına giriyor. Eğitimdeki eğitimsizleştirme paradigması maalesef geleceğimizi tüketiyor.

                Türkiye’de çiftçinin sorunları gün geçtikçe büyüyerek devam ediyor. Tarımda karnını doyuramadığı için binlerce çiftçi başka alanlara kayıyor. Emeğini, alın terini toprakla buluşturamayan çiftçi, ailesinin geçimini sağlamak, evine ekmek götürmek zorunda olan bu insanlar, iş bulabildikleri takdirde fabrikalarda çalışıyor.

                Büyüme rakamları, Türkiye İstatistik Kurumunun açıklamasına göre 2017 yılı için yüzde 7.4 büyüdü. Dünyanın sayılı büyüme rakamlarından biri!

Bu büyümeyle birlikte işsizlik oranı büyüdü.

Enflasyon, devalüasyon, yoksulluk büyüdü.

Dövize, faize, ranta yatırım yapanlar büyüdü.

Tarım ve hayvancılıkta ithalat (dış alım) büyüdü.

Hayat pahalılığı ve fakirlik büyüdü.

Ekonomi bu kadar büyürken neden dar gelirlilerin, yoksulun, garibin milli gelirden aldığı pay küçüldü?

Gittikçe cüceleşen işçi, memur, çiftçi, köylü, esnaf, emekli, hülasa emeğiyle, alın teriyle geçim mücadelesi vermeye çalışanlar küçüldü, küçüldü…

                Evet, her şeye rağmen işler zaman zaman kötüde gitse de; herkesin hayatında iyi günlerde olur.  Her gecenin bir gündüzü vardır. Aydınlığa kavuşmak sabır ister. Zor ve sıkıntılı günleri atlatmak, yaşadığımız, karşılaştığımız sorunların üstesinden gelebilmek sağlam bir irade ve ruhsal dinamizm gerektirir. Hiçbir ahvalde karamsarlığa düşmeden, hayata kapkara bakmadan dik durup, direnç göstereceğiz. Olumsuz durumlarda, herkesin olumlu yönden baka bilmesi için kendine göre “pempe gözlüğü” vardır. Moralini yükseltmek, kendine söz vermek için bir yöntemi vardır. Bakış açınızı olumsuza değil olumluya, siyaha değil beyaza odaklayın. Olumsuz koşulların getirmiş olduğu başarısızlıklar karşısında, o konuda bir daha başarıya ulaşamayacağını düşünmek, yapsa da emeğinin boşa gideceğini ve olayların kendi kontrolünde olmadığını düşünmek, bir daha deneme cesaretini kaybetmek demektir. Öğrenilmiş çaresizlik, insanın potansiyelini küçültür, düşlerini çürütür, cesareti kırar, özgüveninin yitirilmesine sebep olur. Kazanmayı değil, kaybetmeyi öğretir. Velhasıl aslanı kediye çevirir.

                Yaşamak istediğimiz hayat ile yaşadığımız hayat arasında mutlak fark vardır. Okuyarak, öğrenerek, yeni şeyler biriktirerek, düşüncelerimizi yeniden tasarlayarak, hayata farklı yön verebiliriz. Dr. Feldenkrais’in, “Amacımız, imkansızı mümkün, mümkünü kolay, kolayı da zarif ve zevkli yapmanın yollarını bulmaktır,” özdeyişi ufkumuza projeksiyon niteliğinde olmalıdır.

                Hayat mücadelesinin kazananı olmak; umudunu her ahvalde yitirmeden canlı tutmak, dik ve dirayetli olmak, mücadele hırs ve azmini korumak, gönül gözüyle bakıp, yüreğinin sesini dinlemek ve kendini aşmak anlamına gelir.

                Yaşadığımız günlerin anlamına uygun düşecek olan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sözü ile yazımı noktalıyorum. “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin göktürk
Hüseyin göktürk - 2 yıl Önce

Kalemine sağlık sevgili kadim dostum çok güzel

banner3205

banner3197

banner3152

banner3196