banner2836

Hayatımıza dahil ettiğimiz insanlar

İçinde yaşadığımız ortamın koşulları ve şartlarından etkilenmemek mümkün değildir. Her ahvalde, kendi kişiliğimizden kattığımız kadar, aynı ortamda birlikte olduğumuz, diyalog kurduğumuz insanlardan olumlu ve/veya olumsuz etkileşim içinde olduğumuz söz ve eylemler belli bir süreçten sonra davranışlarımıza yansır. Birlikte olduklarımıza kendimizden bir şeyler kattığımız kadar, onların söylem ve davranışları, yaşamsal değerleri, kültürlerini de belli bir zamandan sonra kendimizde farkında olmadan içselleştiririz. Sizin ne derece zeki ve donanımlı olmanızın dışında, birlikte olduğunuz, birlikte vakit geçirdiğiniz ve birlikte paylaştığınız insanlarla ne kadar çok zaman geçirdiğiniz önemlidir. Çünkü belli bir süreçten sonra gayri iradi olarak, birlikte en çok zaman geçirdiğiniz insanların seviyesinde olursunuz. Bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi koruma imkanı yoktur. Genel geçer olarak; hepimiz, birlikte olduğumuz, birlikte en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız. Birlikte olduğumuz insanlarda seçici olmanın önemi gün gibi ortada.

Hayatımıza dahil ettiğimiz insanların, hayata dair kattıklarını irdelemeden, sorgulamadan, o insan hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildir. Hayatımıza kattığımız renklerin ayırdına varmadan, hayat hakkında hüküm sahibi olamayız. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” tam da bu anlamda söylenmiş bir söz.

Gösteriş ve kibir abidesi olan insanlar ile arkadaşlık ve dostluk bir yerden sonra birlikte olan insanı kendine benzetir. Ahlaki ve toplumsal değerlerden koptukça asosyal bireye dönüşüm başlar. Gösteriş duygusu, bir insanın kültürel zayıflığını yansıtma halidir.  Tüm duyguların üstündeki bu gösteriş duygusu; insanda vefayı, şefkati, merhameti ve koruma duyguları gibi insani değerler içeren duyguları izole eder, yok eder. Kibir ve gösteriş duygusu içinde olan kişi, mal, mülk, makam, eğitim, servet ve çocuk ile öğünerek üstünlük kurmak ve çevresi üzerinde hakimiyet kurmak ister. Gerçek mutluluk ve huzuru bulamaz. Sahip olduklarını yitirme olasılığının verdiği korku ve tedirginliği yaşar. Kibir ve inat, bir kişinin kendisini önce mükemmel görmesini sağlar, sonrada sonunu getirir.

Huzur ve mutluluk hayat arkadaşını değil, eşruhunu bulduğunda vardır. Sen- ben/senin -beninim değil, öznesi biz ve bizim olursa kurduğumuz cümleler anlam ifade eder ve yaşama anlam katar. Yaşamda pratiğe dönüşür. Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar mutlu olur.

Bazen uzun uzun cümlelerle, bakışlarımızda ki ifadeyle kendimizi anlatmaya çalışırız karşımızdaki insana, ama nafile… Mesafeleri kaldıramayız, ulaşamayız… Diyalog kuramayız. Bir kopukluk olur. Kendimizi anlatamayız. Ne kadar çabalasak sonuç alamayız.  Nekadar bezesek, nekadar anlam yüklesek, nekadar hissettirsekte köprüler kuramayız gönüller arasında. Çok istemene rağmen sözünü işittiremezsin. Karşındaki insan sağır ve kör ise ancak anlayacağı kadar varsındır… “Sağıra sözünü, köre yüzünü süsüleme, yorulursun.” Yorma kendini.

Hazır olun ya da olmayın, bir gün sona geleceksiniz. O gün geldiğinde, zenginliğiniz, hıncınız, kininiz, öfkeleriniz, hayal kırıklıklarınız, umutlarınız, tutkularınız, planlarınız ve yapmak istediklerinizin hiçbir önemi kalmayacak. Önemli olan; ne aldığınız değil, ne verdiğinizdir. Öğrendikleriniz değil, öğrettiklerinizdir. Doğruluk, dürüstlük, merhamet, fedakarlık ve cesaretle atmış olduğunuz her adımla başka yaşamları zenginleştirmiş olmanızdır. Önemli olan; yetenekleriniz değil karakterinizdir. Diğer insanları yüreklendiren, onların sizi takip etmesini sağlayan örnek bir insan olmaktır.

YORUM EKLE

banner2834

banner2250