banner3088

İçimizdeki Işığı Yaymak

Yaşadığımız süreçte her ne yapıp ettiysek, şüphesiz ki bir gün mutlaka karşımıza çıkacaktır. Fizikteki Etki-Tepki yasasının evrensel bağlamda ve ilahi adalet kapsamında bir ifadesidir; çünkü verdiğimiz etkiye aldığımız tepki, etkimizin bize geri dönmek üzere çarptığı zemine değil, tamamen etkimizin niyetine ve titreşimine bağlıdır. “Bu dünya, yaptıklarımızın yankılanıp tekrar bize döneceği bir dağdır.” Mevlana. 

Evet,  ne verdiysek, onu alacağız; ne yaptıysak onu bulacağız, ne ektiysek onu biçeceğiz. Tasavvuf anlayışı, insanı kâinatın özü, özeti, küçük bir timsali olarak telakki eder. Bu anlayışın özü elbette ki ortak akla aittir ve zaman-mekân fark etmeksizin pek çok kültürde bu özü tatmak mümkündür, çünkü hepimiz özümüzde biriz. İçimizde filizlendirdiğimiz her tohum, çevremizde hasat etmemiz için bizi bekleyen ekinlere dönüşür ve bu durum çevremizin sosyal-kültürel-manevi koşullarını da müspet olarak etkiler. Bu bağlamda ilk ve öncelikli olarak düşüncelerimize ve niyetlerimize azami ölçüde dikkat etmeliyiz. Düşüncelerimizi ve niyetlerimizi (ne kadar halisane olursa) berraklaştırdığımızda, sözlerimiz ve davranışlarımız da aynı oranda saflaşıp anlam kazanacaktır. “Yaşamınıza ruhunuzun bakış açısından bakabildiğinizde ve buna uygun olarak yaşayabildiğinizde kendinizi İlahi bir varlık olarak tanımaya başlayacak ve başkalarının içindeki ruhsal öze ilişkin daha derin bir anlayış ve farkındalık kazanacaksınız.” John Holland

Manevi ve fiziksel (dünyevi) açıdan mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek –sevgi dolu, başarılı bir ilişki deneyimlemek– için kendi özümüzü ve ruhumuzu iyi tanımak ve anlamak gerekir.  Ruhumuzla tanışmak için yıllar boyunca etrafına ördüğümüz duvarları aşıp içine yönelmeliyiz. Bir kez ruhsal varlığımızı keşfettiğimizde ve onunla tanıştığımızda, hem kendimiz hem de başkaları için saf ışık, güven, cesaret ve koşulsuz sevgi yaymaya başlarız. Hayat içimizdeki ışığın yansımasıdır. Işık iyi veya kötü olamaz; sadece az veya çoktur, içimize çevirdiğimiz projektördür… İçimizdeki ışığımız ne kadar çoksa, ne kadar güçlüyse, yaşam o kadar parlak ve aydınlıktır.  Kendimize geceyken, başkasına gündüz olmamız mümkün değildir. “Küpün içinde ne varsa dışına o sızar.” Mevlana.

Sizin için düşünülmesini istemeyeceğiniz tüm olumsuz düşünceleri, size yöneltilmesini istemeyeceğiniz kötü niyetleri, size söylenmesini istemeyeceğiniz can yakan sözleri, size yapılmasını istemediğiniz bednam davranışları sakince, olgunlukla, bilgelikle bertaraf edin. Böylece size geri dönmesinden memnuniyetsizlik duyacağınız, asla utanmayacağınız, sıkılmayacağınız, pişman olmayacağınız saf, pozitif titreşimler yaymaya başlayacaksınız. Yaydığınız temiz, pırıl pırıl ve güzel titreşim içinizdeki ışığı ortaya çıkaracak, parlatacak ve böylelikle hem kendinize hem de çevrenize kandil olacaksınız.

İçimizdeki ışığa ilişkin bir hikayeyi paylaşmak istiyorum:

Genç bir adam orta halli bir şehirde kendi işini kurmuştu. Şehrin caddelerinden birinde, bir perakende dükkanıydı açtığı. Adam dürüst ve dost canlısıydı, fazla kâra tamah etmediğinden insanlar onu seviyorlardı. Ondan alış veriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı. Adam kısa süre içinde bir dükkandan, Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan marketler zinciri sahibi oldu. Ancak, bu arada onca seneler geçmiş, bir gün hastalanıp hastaneye kaldırılmıştı, doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı… Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi: içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hak etiğine karar vermek için üçünüze de on dolar vereceğim. Şimdi gidip yalnızca bu on dolarla öyle bir şey alacaksınız ki, akşam getirdiğinizde şu odamı bir uçtan bir uca dolduracak. Haydi, şimdi yola düşün bakalım.” Çocuklar, babalarının yanından ayrıldılar ve her biri ayrı bir sokaktan yola koyulup alacakları şeyi düşünmeye başladılar. Akşam geri döndüklerinde babaları: “Evlatlarım, on dolarla ne yaptınız?” diye sorduğunda, birinci çocuk: “Arkadaşımın çiftliğine gittim, on dolarımı verdim ve ondan iki balya saman aldım” diye cevap verdi ve odadan dışarı çıkıp aldığı samanları içeri getirdi, çuvalı açtı ve samanları havaya savurmaya başladı. Odanın her tarafı bir anda samanla doldu. Ama az sonra samanların tamamı yere indi ve böylece, bu oğlunun babasının istediği şekilde odayı bir uçtan öbür uca dolduramadığı görülmüş oldu.
Bunun üzerine, adam ikinci çocuğuna yönelip: “Peki oğlum,” dedi, “sen paranla ne yaptın?” Çocuk: “Yorgancıya gittim. Ondan on dolarlık kuştüyü aldım” diye cevap verdi ve çuvalını içeri getirip içindeki bütün tüyleri savurmaya başladı. Birkaç dakikalığına neredeyse bütün oda tüylerle doldu, ama samanlar gibi tüyler de yavaş yavaş yere indiler ve böylece bu çocuğun da odayı dolduramadığı görülmüş oldu.
Sıra, son çocuğa gelmişti. Hasta yatağında hafifçe doğrulan adam:
“Sen evladım” dedi ona, “Sen paranı ne yaptın?” Çocuk, “Babacığım!” dedi, “On dolarımı cebime koyup, senin yıllar önce açtığın ilk dükkâna benzeyen küçük bir dükkâna gittim. Dükkânın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim. Sonra, beş dolarını bir hayır kurumunun kumbarasına bıraktım, dört dolarıyla yolda gördüğüm iki muhtaç insana yiyecekleri bir şey alıp verdim, kalan bir dolarla da iki şey aldım.” Bunu der demez, elini cebine atıp bir çakmak ve bir mum çıkardı çocuk. Odanın lambasını kapatıp mumu yakınca, bütün oda mumun yaydığı ışıkla doldu. Saman veya tüy on dolarla odayı doldurmaya yetmemişti, ama bir dolara alınan mum ile çakmak bütün odayı bir uçtan öbür uca ışıkla doldurmuştu.
Bunun üzerine, memnun bir yüz ifadesiyle, “Çok iyi oğlum!” dedi baba. “Benden sonra işlerimin ve ailemin başında sen olacaksın. Çünkü hayata dair çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı öğrenmişsin.”

 

 

Hasbi Demirtaş

23.05.2015

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3552

banner3211