banner3088

Kabul Etmesek de Hepimiz Köleyiz!

Evet, eskiden köleliğin yaygın olduğu dönemlerde kölelerin yaptıkları işin karşılığı, barınma ve yeme ihtiyaçlarının karşılanmasıydı. Bu, günümüzde ise bu maaş+yol+yemek+SGK ile olan modern kölelik sistemi, yani çağımıza göre revize edilmiş. Fark? Sizce?
Herkes koşarak gitmekte her yere. Bu kalabalık, bu gürültü, bu kargaşa kulakları sağır edici bir sessizlik barındırıyor oysa... Baktığımda rahatlıkla duyabiliyorum sessiz çığlıkları, yüzlerin asık olduğunu, ruhların derinde bir yerde çıkma isteği çırpınışlarını görebiliyorum…
Herkes ekmeğinin peşinde elbette, büyük bir çoğunluğumuz başkalarının kölesi olma koşuluyla kazanmak zorunda…
“ Hangi cehennemde, bir insan sabah 06.30’da çalar saat ile uyanıp, kendini yataktan atıp, giyinip zorla bir şeyler yiyip, dişlerini fırçalayıp, saçını tarayıp ve trafikte boğuşarak bir başkası için bir sürü para kazandığı bir yere gidip bunlardan keyif alır ve hangi cehennemde insandan böyle bir şansı olduğunu şükretmesi beklenir, der ya Charles Bukowski işte tam da bu!
Öyle bir kaptırdık ki kendimizi, o olsun bu olsun şu olsun derken aslında kendi nefsimizin kölesi olmaya, oldukça da sistemin kölesi olmaya devam edeceğimiz açıkça görünüyor…
E ne yapalım o zaman? Çalışmayalım, çabalamayalım… Kim bakacak çocuklarımıza, nasıl idame ettireceğiz hayatımızı, diyebilirsiniz. Bunların hepsi tabi ki olacak ama kendimizi kaptırmadan olmalı diyorum sadece. Tüm gün çalışıyoruz hay hay peki, o saatler içinde -bir düşünelim şimdi- kendimize ne kadar zaman ayırdık? Bir günü baz alalım ve düşünelim,sonuç?
İşten eve gidince el ayak çekilince ayaklarımızı uzatıp dizi izlemek değil o kendimize ayırdığımız zaman dostlar, değil! (Çünkü sorduğumda bu sorunun cevabı hep bu oluyor.)Başkalarının hayatlarını izleyerek mutlu oluyor, üzülüyoruz, en kötüsü de bunu bir senaryo olduğunu bile bile hem de… E ben daha ne diyeyim? Bir ruhumuz var beslenmesi gereken diyorum ben, onun eşyası olan bedenden bahsetmiyorum, mesela ona bir tabak hazırlasak. İçine biraz müzik, bir kitap, biraz şiir serpiştirsek, güzel sözlerle süslesek ve böyle o kendi içimize derinliğe insek “özümüz”e, diyorum. Bugün sana ne kattı ne eksiltti, bir dahaki sefere ne yapman gerekeceğini düşünmek gibi. Bu düşüncelerimizi eyleme dökmek gibi…
Bize düşen kendimizi güçlü kılacak kişisel donanımlarımızı arttırma ve başkalarını zengin etmek yerine kendimize yatırım yapmak olduğunu savunuyorum. Tevekkül içerisinde kölelik sistemine direnmek, uzun vadede aydınlanmayı ve özgürleşmeyi getirecektir ve inanın ki her birimizin kendi içerisindeki bu özgürlük yolculuğu da gün gelecek toplum olarak özgürleşmemize olanak sağlayacaktır…
Şikâyet ediyoruz dünya şöyle insanlar böyle vs. aslında her şey olması gerektiği gibi her şey muhteşem tasarlanmış, dünyadaki her varlık muntazam yaratılmış Yaradan tarafından, bizim ruhsuzluğumuz bizim aç gözlülüğümüz ve yetinemememiz her şeyi bozuyor, bunu da tek tek biz insanlar yapıyoruz…
Aşık olunca her şey güzel görünür gözümüze değil mi? Hiçbir kusuru yoktur ona baktığımızda adeta kusursuzdur değil mi? Peki değişen nedir? Dünya birden mi değişti, ya da sihirli bir değnek mi değdi ki bir günde evrene sığamıyor o mutluluk? Hayır! Hiçbir şey değişmedi, her şey yerinde olduğu gibi. Sadece o insanın bakış açısı değişti, kendisi değişti, içine ruhuna mutluluk değdi. Aslında her şey bu kadar kolay dostlar, biz kendimiz olabilsek özümüz gibi doğal kalabilsek her şey bu kadar kolay.
Bedeni doyurmak hayatta kalmak içindir dostlar, ruhumuzu doyurmak ise güzelliğe ve mucizelere ulaşmak içindir. Seçim tamamen bizimdir! Şimdi herkese benden bir kahve ve güzellikler…
Sevgi ile kalın, özünüzle hareket edin…
 
YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3552

banner3212