banner3088

Kal ve savaş!

Son zamanlarda kimle konuşsam, çoğunun bir kaçma, uzaklaşma isteği var. Bu satırları okuyan arkadaş, sende de var mıdır bu düşünce acaba?

Hepimizin zaman zaman bu isteği mutlaka olmuştur elbette ama bu yerini sık sık olmaya kaptırdı gibi…

Kaçma ve uzaklaşma isteği aslında, “Orda bir yerde uzaklarda” mutlu ve huzurlu olacakmış gibi geliyor bize. Bence bu öyle üstünden gülüp geçilecek bir durum değil. Hatta toplumun geldiği manevi durumun iyi anlaşılması ve acil tedbir alınması için de çok önemli bir unsur. Sorunun cevabını bulmak için bu ruh halinin kökenine inmeliyiz. Derin düşünmeliyiz… Bakalım ne bulacağız? Ben tek bir şey buluyorum “sevgisizlik.” Ya siz? Şöyle ki;

Acıma ve merhamet duyguları zayıflamış, vefadan, sadakatten uzak yetişmiş, dünyada her şeyin karşılıklı olması gerektiğine inandırılmış, manen çöküş maddiyatı  esas alan, manevi değerlerin ruhunun gıdası olduğunu bilmeden yetişmiş ve yetişen bir nesil görüyorum… Oysa böyle güzel bir hayat yaşattığı, nefes almayı, güzel ahlaklı insanlarla bir arada olmayı nasip ettiği için Allah’a şükretmek gerekir. Unutmayın! Kimse durduk yere yalnızlığı tercih etmez. Demek ki gerçekten kısacık ömürlerinde bile yaşananlar canları yakmış. Şahit oldukları şeyler insanlardan uzak yaşamayı tercih edecek hale getirmiş demek ki. Sevgisizlik büyük bir bela ve içten sinsice ilerleyen bir kanser hücresi gibi dünyanın maneviyatını da kemiriyor. Dünyanın başıboş bir yer olmadığını, her şeyin en ufak zerresine kadar Allah’ın kontrolünde olduğu “gerçekten” bilinse işte o zaman herkes barış içinde birbirleriyle huzurlu bir yaşam sürebilecektir… Hiçbir yere bedenen gitmese de her şeyden kaçmak mümkündür aslında… 

Modern yaşam hepimize trajediler yaşatıyor. Yalnızlık, güven duygusu eksikliği, doğayla temas kuramama birbirimizden uzaklaştırıyor. Hangimiz bu beton yığın içinde, lüks diye adlandırdığımız modern ev hapishaneler yerine; küçük ağaç bir evi, o evin içinde odun sobasını, yanan odunların çıtırtı sesini, üstünde çaydanlığın o ıhlamur kokulu çayını, sobanın yanındaki minderde kıvrılan kediyi istemeyiz ki? Hangimiz sevmedik odun sobasının verdiği huzuru… J

Çok sevdik ama çok değiştik… Biz eşyasız doğduk, şimdi eşya içinde rahatlamıyoruz boğuluyoruz, demek ki neymiş? Hepimiz sonradan görme olduk! Yani civciv yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmiyor hesabı… Mevlana’nın bir sözü vardı hani; ‘Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler’ diye. Bunu sık sık hatırlasak iyi olur. Ama nerdeee, komşuyla paylaşmak yerine onla yarışıyoruz, o aldıysa biz âlâsını alırız. Ayıp ettiniz. Aşağıya kalınır mı? Ödenecek o, nasıl olursa olsun adamın ciğeri çıksa da ödenir o… Günde görecekler ya, ha işte o önemli! Üç ayda bir perde yenileyeceğimize, “kitaplarımızı” yenileyelim. Okuyalım, bilgilenelim… Televizyonları kapatalım. Türkiye, en çok televizyon seyredilen ülkeler arasında ilk sıralarda bulunuyor. Öğretici, eğitici programlar izlense amenna. Hayır, elektrik programları izleniyor, ‘nefes alsın yeter’ mantığı vs. vs. Yazmak bile gereksiz. Abuk sabuk şeyler, zaman kaybından başka bir şey değil bu…

O yer içimizde… O uzaklardaki mutluluk nesnelerde değil özümüzde… O kaçış kendimizedir.

Kaçma! Uzaklaşma! Kal ve savaş! Tek silahımız sevgimiz olsun… Sevgiyle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3552

banner3212