banner3088

Köydeki ablama mektup…

Yeni bir haftadan merhaba sevgili dostlar… Nasılsınız demek istiyorum öncelikle.

Çoğumuz, doğduğumuz yerden doyduğumuz yerlere geldik ve yaşantımızı sürdürmekteyiz. Hiç birimiz unutmadı, unutamaz doğduğu yeri, o küçük köyü kasabayı ya da şehri… Bende unutmadım, uzakta ve köyde olan ablama mektubumu sizinle paylaşıyorum, belki içinizden birilerinin duygularına ses olmuş olurum…

“Merhaba,  nasılsın ablacığım? Uzun zaman oldu sana yazmayalı, çok özledim seni ben abla, seninle birlikte her şeyi çok özledim aslında. İnsan karada boğulur mu hiç, bu koca şehir boğuyor beni bilemezsin…

Hani bana telefonda derdin ya “şehir güzeldir kardeşim, her şey elinin altında, en basiti soğukta benim gibi gidip odunları sobaya getirip kül temizlemiyorsun, doğalgazın var, temiz temiz oturuyorsun “diye. Doğru doğalgaz var, ama sor bakalım ısıtıyor mu, ısınıyoruz mu? Yapay bir çiçek hiç gerçek çiçeğinin verdiği huzuru verir mi be abla, bizimki o hesap işte. Her Pazar hala hüzünlenirim biliyor musun, hala. Hatırlıyor musun çocukluğumuzda Pazar günü banyo günümüzdü, pazartesi okul var diye, biz kavga ederdik önce ben, önce ben diye, annem de iki kibrit çubuğu alırdı eline, birini kırardı ve eşit bir şekilde tutup “çekin şimdi bakalım kısa olan, kime çıkarsa önce o derdi” kısa olan çoğu zaman bana çıkardı sen somurturdun, annemde sana şarkı söylerdi sen gülerdin, yanağında ki gamzelerini görünce annem de rahatlardı… soba sıcağında kurulardı bizi öpe öpe, sonra babamıza” kokla kızlarını bak nasıl kokuyorlar derdi, babamda :”yüreğimin huzuruna, evimizin neşesine kokuyorlar” derdi… Sonra mendillerimizi kare şeklinde ütüleyip onları öpüp önlüğümüzün cebine koyardı” ben hep yanınızdayım bakın” derdi… Okulda canımız sıkılınca da mendili çıkarıp öperdik… Abla benim o mendil hala kare şeklinde ütülü duruyor, annemin öpücüğü üzerinde, canım sıkılınca yine onu öpüyorum ama geçmiyor o sıkıntı, o zaman neden geçiyordu ki?

Annemin beli kopardı o Pazar günü koştur koştur, üzülüyorduk hatırlar mısın” büyünce ben anne olmayacağım derdim sana, sende niye dediğinde, anneler hiç dinlenmiyor, uymuyor, yemek yemiyor oturmuyor dinlenemiyor “derdim. Şimdi bak ikimizde anneyiz ve bizde annemiz gibiyiz… Bende kızımın yanına kare mendil koyuyorum üzerinde öpücük olan…

Şehirler çok soğuk abla, her yer beton yığını, insanlar hep somurtuk burada ve birbirinden korkuyorlar…

Eskiden, köylülere alaylı bakanlar şimdi köylere yerleşmek istiyorlar, bağa bahçeyle uğraşıp tek derdi domateslerin çürümesin istiyorlar, yağmurlu toprak kokusunu arıyorlar, o kokoş hatunlar bile hep köy resimleri paylaşıp üzerine de “huzur” yazıyorlar… Dedim ya burası çok soğuk ve sanal gibi, vazolarda ki çiçekler bile yapay, çiçeğin olmadığı kokmadığı bir yerde huzur olur mu be abla, çiçek sevgi ister dokunulmak ister sohbet ister. Burada kimsenin hiçbir şeye zamanı yok, hep bir koşturmaca nereye ne yapıyorlar anlamadım gitti. Anlayacağın, çok yorucu buradaki yaşam çook. Sen sabah erkenden kalkıp ıhlamur çayını koyarsın sobanın üstüne ve gidip “sarı kızım “diye ineğini doyurursun ona dokunursun, tavuklar sarar etrafını değişik renk tonlarıyla, köpek sevgiyle kuyruğunu sallar yemek bekler, toprağa basarsın işlersin türkü eşliğinde. Sonra gelir yemeğinizi yersiniz, mutlaka o saatte kahve içmeyen gelen bir komşu olur mutlaka. Karışır kahve kokusu ıhlamur kokusuna her yeri samimiyet güven huzur sarar… Bunlar ömre ömür katarmış meyer… Biz ise sabah yer yemez çabucak çıkarız evden, gece doğru düzgün uymadan dinlenmeden çünkü ya patlama olmuştur, ya şehit verilmiştir ya da bir çocuğun çığlığı gece boyunca kulağımızda kalmıştır. Sinirli korkulu ve huzursuz çıkarız evden, her yer araba, geçilmiyor inan o ona hakaret o ona küfür her yer negatif enerjiyle sarılı. Park yeri bulmak gerçek aşkı bulmaktan daha zor. Birde sevmediğin bir işte çalışırsan var gerisini sen düşün. İşkence değil de ne bu abla?

Burada evlilikler bile yapay inan bana, sözleşmeler, absürt istekler vs. Abla hiç evliliğin sözleşmesi olur mu? Olursa da o evlilik midir? Konfor arayışı herkesi yalnızlaştırmış, rekabet içindeki sürekli tüketim insanı tatminsizliğe doğru çekmekte, hatta psikolojik rahatsızlıklar hat safhada, çoğunun psikologu var. Bu tarz bir yaşam gelecekte, bireyselleşen toplumlarla birlikte daha büyük problemlere yol açacaktır görmüyorlar, yâda görmek istemiyorlar… Hele gençleri bir görsen abla, benim oğlum erkektir yapar diyen BABA’lar, ben yaşamadım kızım yaşasın diyen ANNE’ler yüzünden bozuk bir yeni nesil yetişiyor… Kızlar erkeklerden daha fazla küfür ediyor, ahlak anlayışı modern yaşam dediklerinle karışmış durumda, terbiyesizliğin adı özgüven olmuş düşüncelerinde…

Eskiden utanmak insanın kalitesini gösteren bir güzellik değilmiydi abla? Ne yazık ki, şimdi utanmaktan utanan bir nesil yetişiyor. Utanması gerekenden utanmayan, ama utanmaması gerekenden utanan bir nesil… Utandırması gereken, ahlaksızlık, faziletsizlik, haksızlık merhametsizlik ve sevgisizlik değil midir? Şimdi, bu insani güzelliklerden dolayı utananlar ayıplanıyorlar, eksik olarak görüyorlar…

Sen hep isterdin şehirde yaşamayı, temizlik delisiydin çünkü ve şehirlerdeki daireler sana hep temiz gelirdi, bu doğru. Ama şu da bir doğru abla, orada evde odun kokusu var, burada ise oda parfümü. Bir çam ağacının kırıntısın kokusuna değişir misin parfüme desem,  asla dersin bilirim. İşte fark bu! Biz hep yorgunuz, bıraksan tüm gün uyuruz yine de dinlenemiyoruz, dedim ya çok yorucu burada ki yaşam. Artık sonlandırıyorum mektubumu ben abla, şunu bil ki özlüyorum, çok hem de, herkesi her şeyi.

Abla senden bir ricam olacak: Lütfen kendine daha iki kuzu al, ormana da sık git, oraya vardığında tıpkı çocukluğumuzda ki gibi baltayı yine sakla ağaçlardan, görmesinler olur mu, kızdın şimdi bana ve “bana yapacağım işi söyleme” dedin biliyorum duyuyorum seni... Meşe ormanına gidersen en solgun yaprak benim olsun gene, çamlığa gidersen en düz kozalak benim olsun yine olur mu. Onları ben sincaplar için toplardım… Dedim ya her şeyi özlüyorum. Gece el ayak çekilince bir kahve yaparım kendime ve kedi gibi cam boyunda oturur hep oralarda dolaşırım bakmışsın saat geç olmuş gider yatarsın, sabah yine kaldığın yerden devam…

Gidenin gittiği yerde mutlu olacağına duyulan inanç mı yaşartır gözleri, yoksa artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı düşüncesi mi bilemedim ben…

Seni çok seviyorum ve hep özlüyorum, mektubuma cevap en kısa zamanda bekliyorum, çünkü kimse bilmez bende ki derdi kederi onlar mektuplarımda saklı hepsi… Herkese çok selam sana özlem abla kendine iyi bak…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nevin Önder
Nevin Önder - 3 yıl Önce

Canım dediğim,özlediğim arkadaşim eline kalemine yüreğine saglık.Beni çooook uzaklara gotürdün..Yaşarken o huzurun o güzelligin farkına faramadığımiz hayatin.Simdi anlayabiliyor insan meğer ne kıymetli günlermis o günler.Daha doya doya farkinda olarak yaşanmalıymıs o güzellikler.Yine de biz sansliyiz diyorum ben.en azindan hatirlayacağimiz eßsiz güzel bir gecmişimiz var.Peki ya cocuklarimiz?Onlar neyi hatirlayacklar?Neyi özliyecekler buyüdüklerinde?
Çok daha güzel ve hüzurlü günlere diyorum.

banner3205

banner3197

banner3153

banner3196