banner3088

Mezarlığa gömülen pişmanlıklar…

Canım sıkılınca mutlaka bir mezarlığı ziyaret ederim. O zamansız vedaların sessizliğini, kayboluşun çığlığını duymak hissetmek için… Kendimdeki dünya isyanının boş olduğunu sözel değil iliklerime kadar hissederek görerek bilerek farkına varmayı… Oradaki herkesin hep bir duygusu, bir söyleyemediği sözü, yarına ertelediği planı, dile getiremediği sevgisi ve belki de onunla birlikte giden ve gömülen aşkının çığlıklarını duymak için... Mezarlık dünyanın en zengin yeridir bana göre de, hiç icat edilmemiş icatlar, görülememiş işler, söylenmemiş şarkılar, yazılamamış kitaplar, yarım kalmış fikirler ve hiç fark edilmemiş insanlarla doludur.

Ertelenmişlikleri,  yarın yaparım denişleri, daha sonra anlatırım deyip sonrası olmayan pişmanlıkları ve yapamadan çekip gidişlerin sonunu görmek… O soluk siyah soru kafamda: Kaçınız hayatta istediğini yapıp gittiniz, kaçınız her sarılışını son kez gibiymiş gibi sarıldınız, kaçınız sevdiklerinize doydunuz, kaçınız ben güzel yaşadım diyebildiniz, kaçınız insanlık adına çalışıp kazandınız ve tamam yeter bu kadar deyip ölümü beklediniz? Kaçınızın gözü gerçekten kapalı gitti?

Kapıdan çıkmadan önce, bir dışarı hayata bakıyorum ve arkamı dönüp bir de mezarlıktaki sessizliğe bakıyorum ve kafamın içinde sadece bir tek soru: NEDEN YÜZLERCE NEDEN? Henüz yaşıyorum ve bir tek hakkım var ama yapacağım çok şey var olduğunun farkına varıyorum… Şükrediyorum çok kez.

Helen Keller’a sormuşlar “Kör doğmaktan daha kötü ne olabilir?” diye o da “Görme yetisiyle doğup etrafını görememek çok daha kötüdür” demiş. İşte yaşamın özetinden biri…

Ben isterdim ki herkes temiz su içebilsin, temiz eşya kullansın, güzel gıdalar yesin, herkes eğitimden faydalanabilsin, dünyada hep barış olabilsin ama bunu başaramıyoruz çünkü birçok şeye göz yumuyoruz. Haksızlığa, etik olmayana, birçok olaya sübjektif baktığımız için etrafı göremiyoruz. Egolara yenik değil tutsak oluyoruz. Biz bu muyuz? Biz gerçekten biz miyiz, hep birileri için bir şeyler yapıyoruz farkında mıyız? İşverenlerin “Kapı orada” demesinden korkarak yaşıyoruz, çocuk hasta izin almak için iklim büklüm oluyoruz, elbette bakmakla yükümlü olduğumuz sevdiklerimiz var ama korkmamak gerek sevdiklerimizden daha önemli ve ciddi ne olabilir ki? Herkes ne yapman gerektiğini söylüyor, onların dediklerini yaparsak biz kendimiz olabilir miyiz? Kendimiz için yaşamalıyız, yirmi yaşında ölüp yetmiş yaşında gömülenler var, biz istediğimiz için yapmalıyız, birileri öyle istiyor diye değil! Doğrum benim doğrumdur arkadaş, benim kararım, sen istiyorsun diye değişmem ben, o zaman ben ben olamam... Ahh insanoğlu herkes herkesi olduğu gibi kabul etse ne kadı gerekir ne yasa.

Çocuk gibi olmaktan korkmayalım, çocukla çocuk olmaktan da, insanları hayvanları doğayı sevelim, kendimizle kalmaktan sıkılmayalım, sayısız kitaplar var bizi bekleyen, boşlukta kalmayalım sevgimizi vermekten, duygumuzu hissettirmekten, gözlerimizin içine bakmaktan, kadınlarımıza saygı göstermekten çocukları korumaktan aşkımızı dile getirmekten korkmayalım… Her gün kendimize değerli olduğumuzu bir mucize olduğumuzu hatırlatalım…

 Gün bugündür. Ne öncesi ne sonrası… Hayat yaşadığımız ‘’andan’’ibaret. Henüz zamanımız varken savaşalım silahımız sevgimiz olsun yok etsin karanlığı, kötülük değil güzellik insanlık kazansın.

 Öylece oturup bekleyemeyiz, güzel şeyler için harekete geçmeliyiz, hayır sonra değil şimdi.

Sessizliği dinleyin söyleyecek çok şeyi var. Unutmayalım:

Hayatımızın güzel olabilmesi için eksiksiz olması şart değildir…

Sevgi ve güzellikle kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3551

banner3197