banner3088

O Bir Cellât Ve Gerçek Bir Yaşam Öyküsü

Cellât Abdurranman Dostoyevski'nin ''Suç ve Ceza''  Romanındaki Raskolnikov'u anımsatan bir yaşam öyküsü var.
Toplum tarafından ötelenen, ötekileştirilen, yanlızlığı, hayalleri ve alkolü kendisine arkadaş edinmiş cellet Abdurrahman'ın ''Bu kadarıda olmaz'' dedirten hikâyesi...
Abdurrahman Balakan.. Sokaklarda doğmuş, sokaklarda büyümüş, kısa yoldan zengin olma hayali ile şeytanın aklına uyup arkadaşları ile magaza soymaya kalkmış ve ilk işinde yakayı ele vererek hapishaneyi boylamış bir roman çocuğu. Hapishaneye adım atar atmaz hırsız olduğu gerekçesi ile eşşek sudan gelinceye kadar dayakla karşılanmış,  ilerleyen zamanlarda da gerek mahkûmlar gerekse gardiyalar tarafından en ağır dayaklardan geçmiş en ağır şartlarda çalıştırılmış.
Altı aylık hapishane sürecinin üçüncü ayında idam hükümlüsü Halil F. nin güler yüzle ikram ettiği bir siğara kâbus dolu günlerin sonu olur.
İdam mahkûmu halil’in koğuştakilere '' zaten ölümü bekliyorum bu çocuğa kötü davranan olursa giderken yanımda götürürüm'' tehdidi mahkûmlarında Abdurrahman’a olan davranışlarını değiştirir. Bu sayede hapishanedeki son üç ayını oldukça rahat geçirir. Bu süreçte Abdurrahman ile Halil'in dostlukları her geçen gün biraz daha güçlenir. Öyle ki Abdurrahman tahliye günü geldiğinde Halil '' kefenin cebi yok''  diyerek bütün parasını kese içinde Abdurrahman’a verir. Bir iş bulana kadar kendisine ve annesine bu para ile bir süre baka bileceğini söyler. Vedalaşırken de Halil'in Abdurrahman’a son sözü  ''Hayatta ne olursa olsun elini kana bulama, kimsenin canını alma'' olurmu. Sanki iki ay sonra cellâdı olacak Abdurrahman'ı bu meslekten caydırmak ister gibi.


BOYACILIKTAN CELLÂTLIĞA


Abdurrahman hapishaneden çıktıktan sonra bir süre hapis arkadaşı Halil’in verdiği para ile idare eder. Ancak zaman içinde bu para tükenince iş aramaya başlar. Ne var ki,”zenciden siyah yüzü”, Roman oluşu ve eğitimsizliğinin üstüne bir de siciline işlenen hırsızlık suçu eklenince iş bulmak iyice zor bir hal alır Abdurrahman için. Hele hayatı boyunca hayalini kurduğu devlet memurluğu artık tamamen imkansızdır. Nereye gitse, hangi kapıyı çalsa karşısına hep sicili çıkar. Ancak alın teriyle para kazanıp namusuyla bir hayat sürmeyi kafasına koyduğu için hapishane öncesi mesleğine geri dönmeye karar verir. Bir boya sandığı alarak tekrar sokaklarda ayakkabı boyamaya başlar. Her ne kadar şartlar zor olsa ve zengin olma hayalinin çok uzağında olsa da karnını doyuracak kadar para kazandığı için halinden memnundu. Bir gün iş sonrası eve döndüğünde annesi polislerin geldiğini ve komiserin kendisini karakolda beklediğini söyler. Polisin kendisini aradığını duyunca Abdurrahman’ın eli ayağı boşalır. Ne yapacağını bilemez. Bir an için şehirden kaçmayı bile düşünür. Ancak kaçsa bile yakalanacağı endişesiyle çaresiz, karakola gider. Komiser kendisini güler yüzle karşılayıp, çay, sigara ikram edince çok şaşırır. Sonuçta hırsızlık suçundan hapishaneye girdiği zaman faili bulunmamış olan başka hırsızlık olaylarının da sorumluluğu üstüne kalmış olduğundan yine böyle bir durumla karşılaşacağını düşünürken, karakolda güler yüzle karşılanmasına bir anlam veremez. Komiserin kendisine işlerinin düştüğünü söylemesi üzerine Abdurrahman’ın, ”Hepinizin ayakkabılarını boyarım abi”demesiyle beraber karakolda bir kahkaha tufanı kopar. Polislerin bu sıcak tavrının arkasındaki gerçek nedeni öğrenmesi fazla uzun sürmez. ”Çok gizli devlet görevi”adı altında, hatırı sayılır bir para karşılığı kendisinden cellât olması istenir. Komiser bu görevi kabul etmesi durumunda çok para kazanabileceğini, eğer kabul etmezse de bu işi yapacak başka birini nasıl olsa bulacaklarını anlatırken Abdurrahman’ın aklından hapishane arkadaşı halil’in “hayatta ne olursa olsun elini kana bulama, kimsenin canını alma”sözleri geçer. Komisere düşünmek için süre istediğini söyler.

EN YAKIN DOSTUNUN CELLÂDI

Aradan birkaç gün geçer ve bir öğleden sonra evinin kapısı yeniden çalınır. Abdurrahman kapıyı açtığında karşısında polisleri görür. Polisler “bu gece infaz var; ceza evine gitmemiz gerekiyor”derler. Abdurrahman başta bu işi yapamayacağını, başka birini bulmalarını söylese de daha sonra inat etmenin anlamsızlığını fark eder araca biner. Ceza evine ulaştığında doğrudan müdürün odasına çıkar. Burada da ilk başta cellat olmak istemediğini, kimsenin canını almak istemediğini söyler. Ancak müdürün nasıl olsa bu işi birinin yapacağını, ayrıca kafasında kukuleta olacağı için kendisini kimsenin bilmeyeceğini ve alacağı paraya bakmasını söylemesi Abdurrahman’ı ikna eder. İnfaz saatine kadar alacağı 15 bin lira ile neler yapacağını düşünür. Ev ve araba alma hayallerini kurar. Taksicilik yapmayı düşünür. İnsanlara, cellâtlıktan para kazanıyorum diyemeyeceğine göre kazandığı paranın kaynağı olarak bir meslek göstermek gerekir diye düşünür ve bu düşünceler kendisini iyi hissetmesini sağlar. Ancak infaz saati geldiği zaman Abdurrahman’ın başından aşağı kaynar sular dökülür. Emin adımlarla idam sehpasına doğru yürüyen mahkum, kendisine zor hapishane koşullarına destek olmuş, tahliye olurken bütün parasını ona vermiş olan en yakın arkadaşı Halil’den başkası değildir! Ağlayarak ceza evi müdürüne bu durumu anlatmaya çalışır. Ancak müdürü ikna edemez ve kendini Halil’in idam sehpasının başında kukuletalı bir cellat olarak buluverir. Her ne kadar o an Halil’in gözlerine bakmama kararı olsa da dayanamaz ve yağlı ilmeği Halil’in boynuna geçirdikten sonra bir an göz göze gelir onunla. Bir daha hayatı boyunca unutamayacağı bu bakışların verdiği suçluluk duygusuyla Halil’in altındaki tabureye öyle bir tekme atar ki, tabure yere düşene kadar Halil’in Cansız vücudundaki son titremeler bile biter. Abdurrahman artık resmen cellat tır. Üstelik ona son söz olarak “bu hayatta kimsenin canını alma” diyen arkadaşının cellâdı… İnfaz sona erdikten sonra müdürün odasına çıkıp bir zarf içinde bekleyen 15 bin lirasını alır, koşar adımlarla bir meyhanenin yolunu tutar ve sanki geçmişte bu meyhanelerde yaşadığı itilmişliğin öcünü almak istercesine meyhaneyi kapattırır. 10 dakika içinde meyhanede kendisi dışında tek bir müşteri kalmayınca daha önce yiyemediği mezelerden, yemeklerden söyler; rakı üstüne rakı içer. Sabah olur. Hala meyhane masasında rakı içerken içeri polisler girer ve Abdurrahman’a yeni bir infaz olduğunu söylerler. Akşam olunca Abdurrahman istemeye istemeye de olsa hapishaneye gider, kafasından “Bu işi ha bir kere yapmışım ha iki kere” diye geçirir ve ceza evi müdürüne 15 bin yerine 20 bin lira istediğini söyler. Müdür başta bu teklife kesin bir dille karşı çıksa da, Abdurrahman’ı 18 bin liraya ikna eder infaz biter ama Abdurrahman’ın pişmanlıktan ayakta duracak hali kalmamıştır. Doğru eve gider. İki gün boyunca yataktan hiç çıkmaz. Hayata geri döndüğünde annesi pantolonunun cebindeki yüklü miktar arayı gösterir ve yine nereyi soyduğunu, ne işler karıştırdığını sorar. Abdurrahman’ın cellâtlık yaptığını itiraf etmekten başka seçeneği kalmaz. Ancak beklediğinin aksine, annesi sırf devlette çalıştığı ve illegal işler yapmadığı için sevinir bu habere.
Abdurrahman yaşadığı olayın etkisi ile depresyona girer ve cellâtlıktan kazandığı parayla o meyhane senin bu pavyon benim deyip iki günde tüm parasını harcar.
Ne parası kalmıştı nede astığı adamların vicdan azabından kurtulmuştu. Ancak şans Abdurrahmana bir kez daha güler, eve gelen polisler akşama gerçekleşecek olan infaz haberini getirirler. Abdurrahman 12 gün içinde biri en yakın arkadaşı olmak üzere iki idam gerçekleştirmiştir. Bu kez idamı düşünmez alacağı paraya odaklanır, mahkûmu avluya getirirler ve imam doktor, asker hazır bulunur idam esnasında, tekmeyi tabureye savurmasıyla beraber Abdurrahma’nın son iki haftadır alt üst olan sinir sistemi patlar ve taburenin havada dönerek uçması, bu arada mahkûmun oracıkta boynunun kırılarak ölmesi Abdurrahmana çok komik gelir. Kontrolsüzce gülmeye başlar avluda esen buz gibi havayı yaşlı gardiyanın suratına attığı tokat kendine getirir Abdurrahmanı. Ancak yaşadıgı duyğu yogunluğu nedeni ile bir ay boyunca evden çıkmaz ve kimseyle görüşmez. Bu ruh hali, bir ay sonra gelen üç kişinin idam cezalarının infaz haberi ile bozulur. Üç kişinin infazı 45 bin lira anlamına gelmektedir, bu para ile hayatını düzene koymaya karar verir. Ancak işler planladığı gibi olmaz ceza evi müdürü ona 30 bin lira verir ve bir daha’da Abdurrahmanı arayan soran olmaz. İlerleyen yıllarda cellât olmanın verdiği vicdan azabı’nı bu sırrı afişe ederek üstünden atmaya çalışır. Herkesin Cellât olduğunu öğrenmesi ile kendini alkole verir ve Afyon sokaklarında mütemadiyen sarhoş gezer.  Ve bir süre sonrada her zaman gittiği meyhanede kalbi vicdan azabına ve alkole dayanamayarak ölür.

Cellât Abdurrahmanın yaşadığı bir insanlık dramı ve Türkiyede yaşanan gerçekleri gözler önüne seren bir hayat hikâyesi.
Kaynak: Aktüel dergisi

 

 
YORUM EKLE
YORUMLAR
muhsine çiçek
muhsine çiçek - 7 yıl Önce

okumaya değer bence yüregi̇ne ve kalemi̇ne saglik,,

banner3205

banner3211

banner3152

banner3196