banner3088

Şu başıma Gelenlere Bakın


Bin dokuz yüz doksan iki yılında babamın koyun sürüsünde uzun yıllar çobanlık yapmış olan birinin oğlu olan Enver K. yanıma gelip birinin çok sıkışmış olduğundan arabasını satmak istediğini söyledi. Arabayı senin arabanla da takas ederiz. Yirmi milyon lira fark alırız. Biz sana arabayı bırakalım. Bir hafta kullan. Beğenirsen aradaki farkı ödeyerek arabayı üzerine alırsın dedi. Böyle bir durumda arabanın hırsızlık malı olabileceği kimin aklına gelebilir ki. Bir hafta sonra geldi. Gaziosmanpaşa noterliğinde satış işlemi yaptırdıktan sonra yirmi milyon lirayı ve arabamı alıp gitti. Sigorta yenilemesi yaptırmak istediğimde sigortacı bu sigorta poliçesi sahte dedi ve yenilemeyi yapmadı. Bunun üzerine takipçilik işi yapan bir arkadaşımdan arabamın durumunu araştırmasını istedim. Araştırdı ve sonuç korktuğum gibi çıktı. Araba çalıntıydı. Arabayı ertesi gün götürüp Küçükköy karakoluna teslim etmeye karar verdim. Akşam saat on dokuzda işten dönecek olan baldızımı duraktan almaya gidecektim. Pencereden baktığımda arabamın yerinde yeller esiyordu. Arabayı bana satanlar kendilerine yaptırdıkları yedek anahtarla arabayı alıp gitmişler. Karakola gidip durumu bildirdiğimde arabanın ruhsatını incelediler ve bu ruhsat sahte olamaz dediler. Sahte olduğunda ısrar edince oto hırsızlık bürosundan bilgi istediler. Gelen bilgide araba çalıntıydı ve biryargıca ait idi. Kaskolu olduğu için sigorta parasını ödediğinden arabanın mülkiyeti sigorta şirketine geçmişti ama araba ortalıkta yoktu.

Durum bu olunca kendi arabamın peşine düştüm. Notere gidip satışı iptal ettirdim. Keşke ettirmeseydim. Zira arabamı bulmak mümkün olmamıştı. Bu ara beni dolandıran Enver K. yakalanmıştı. Beni de kandırıp arabanı alıp gittiler. Arabanı kime sattıklarını veya hurdaya mı? Verdiklerini bilmiyorum dedi. Ne yazık ki bu ifadesini geçerli saydılar. İstanbul Oto Hırsızlık Bürosuna başvuruda bulunup beni dolandıran yakalandığı halde arabam niye bulunamıyor diye sorduğumda bir baş komiser biraz bekle. Devlet CUMUK diye bir yasa çıkarıyor. Hele yasa bir çıksın. CUMUK senin arabanı bulur dedi. Bunun üzerine arabamın bulunmak istenmediğine karar verdim ve İzmir Oto Hırsızlık Bürosuna arabamın çalındığını bildirip çalıntı bilgisini kayıt altına aldırdım.

Bu yaşadıklarımın üzerinden yirmi bir yıl geçti. Şimdi de arabamı bulamamanın ayıbını taşıyan devlet benden, bende olmayan arabanın vergisini istiyor. Devlet eski arabalar için bir kararname çıkarmıştı. Eski arabasını hurdaya çıkaranın vergi borçları silinecek diyor bu kararnamede. Benim bu kararnameden yararlana bilmem için arabamı göstermem gerekiyor. Peki, devletin bulamadığı bu arabayı ben nasıl bulacağım? Bunu mantık alır mı?

Yasaya göre beş yıl aranmayan borçlar mürüzamana, yani zaman aşımına uğrar. Oysa devlet benden yirmi bir yıldan beri birikmiş olan tüm taşıt vergisini istiyor. Bu vergiden kurtulmam için tek bir umarım var. O da İzmir Oto Hırsızlık Bürosundaki çalındı başvurumun silinmemiş olması. Aksi halde bu vergiye benden kanırta, kanırta alacaklar. Yani devlet ayıbının üzerine bir ayıp daha ekleyecek. Ne de olsa ipler devletin elinde. Ne demişti bir bakanımız? Asgari ücret çok yüksek para. Eh bu durumda benim de yedi yüz kırk liralık BAĞ-KUR emekli aylığımın da çok yüksek sayılır. Gönül rahatlığıyla maaşımdan keserek bu vergiyi ödetirler. Bu durumda ne diyebilirim ki? Vatan sağ olsun.

Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

 
YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3552

banner3197