banner2920

Tek suçu vücudu böyle olmasıydı

Merhaba dostlar.İnsan kötüleşince vahşi bir yaratığa  dönüştüğü aşikâr. İşte bir hayat, sapkın erkeklerin cinsel fantezilerine kurban olarak geçip gider…

Bir haberde kadın; ”Obje değilim ben” dediğini duyduğumda Sarah Saartjie Baartman aklıma geldi. Paylaşmak istedim…

Birçoğunuz bilir ve okumuşsunuzdur diye tahmin ediyorum. Ben yine de hatırlatayım:
Sarah Saartjie Baartman Afrika'da doğmuş bir kız çocuğudur. Annesi onu doğururken ölünce Sarah'ı babası büyütür. İngiliz sömürgecileri ile girdiği çatışmada babasını da kaybedince onu siyahi bir tüccar kendisine köle yapar.
Tüccarı ziyarete gelen bir İngiliz subayı Sarah'ı satın alır. Çünkü Sarah'ın bir özelliği vardır; kalçası çok büyüktür. Bu onun kabilesine has bir özelliktir. İngiliz subay bu özelliğinin Avrupa’daki eğlence mekânlarında ilgi çekeceğini düşünür. Dunlop adındaki bir doktor asker tarafından çok para kazanacağı vaadiyle kandırılarak 19 yaşındayken Avrupa'ya götürülür.

Ait olduğu kabilenin genetik özelliklerini taşıyan kadının 1.60 boyu, oldukça çıkıntılı büyük kalçası ve sarkmış büyük bir cinsel organı vardır. Kabile kadınları tarlada çalışırken bebeklerini kalçalarında taşıyorlardı.


Sarah Londra'ya getirildiğinde 21 yaşındadır. Subay onu bir sirke satar. Yüzünü boyarlar, dar kıyafetler giydirip başına tüyler takarlar. Sürekli hakaret ve tacize maruz kalır. Sirkte bir kafes içinde sergilenen Sarah Avrupalıları hayrete düşürür.  Bir süre burada kaldıktan sonra müzeye götürülür.

Camdan bir bölme içinde sergilenir. Avrupalı erkeklerin iştahı kabarır. Ona dokunmak isteyenlerin sayısı artınca camı kaldırırlar. Taciz edilir, vücuduna çöpler dürtülür. Kalçasının gerçek olduğunu anlamak isteyenler iğne batırıp bıçakla keserler. Acıdan bayılınca dinlenmeye alırlar. İngiliz burjuvasının eğlence kaynağı olur. Ayakta duramayacak kadar halsiz düşünce 1814 yılında Paris’teki bir vahşi hayvan bakıcısına satılır.Hayvan terbiyecileri onun üzerinde deneyler yaparlar. İşleri bitince onu satın almak isteyen bir bilim adamına verirler. Bilim adamı canlı canlı vücudundan parçalar alır. Onun vücudu üzerinden değerlendirmelerle Avrupa ırklarının üstünlüğünü öven bilimsel makaleler yazar. İşi bitince sokağa atar. Sokakta onu bulanlar uzun bir süre fahişe olarak çalıştırır.
Kaderi gibi kara bedeni daha fazla işkenceye dayanamaz; Saartjie Baartman, henüz 26 yaşındayken alkolizm ve yaşadığı acıların etkisiyle hayatını kaybeder. 1816 yılında Paris'te ölür.

Ancak ölüm bile onun için huzur anlamına gelmez.

Genç kadının ölüsü dahi insanların elinden kurtulamamıştır. Ölümünün üzerinden 24 saat geçmeden Napolyon’un cerrahı zoolog ve doğa yazarı George Cuvier, üzerinde çalışmak için Sarah’nın bedenini parçalar. George Cuvier tarafından vücudu yarılır. Meşhur kalçası beyni ve cinsel organı kesilmiş, özel sıvılarla dolu kavanozlarda saklamıştır. Vücudunun geri kalanı ise mumyalanarak 1876 yılına kadar Paris'te bir müzede sergilenmeye devam eder.

1950’lerinde başında, Güney Afrika’nın yerli halkı ve Sarah’ın da bir üyesi olduğu Griquas kabilesi Fransa’dan Sarah’ın bedenini talep eder. İşin trajikomik yanı şudur ki; 1850 Fransız yasasına göre, Fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler Fransa’ya aittir. Talep bu nedenle geri çevrilir. Nelson Mandela, 90'lı yıllarda bedeni vatanına geri göndermeleri için girişimde bulunur ancak yine bir sonuç alınamaz.

Sarah’la aynı topraklardan gelen, Güney Afrikalı yazar Diana Ferrus’un 1998 yılında yazdığı şiir olayların akışını değiştirecek kuvvete sahip olur;

SARAH BAARTMAN’A ŞİİR

“Seni eve götürmeye geldim”

Diana Ferrus, Sarah’nın cansız bedeninin Güney Afrika’ya iadesi için Fransa’yı etkileyen bu şiiri yazar. Diana Ferrus’un bu şiirini internette gören Nicholas About olaydan çok etkilenir ve şiiri Fransız Senatosu’nda okur. Sarah’nın Güney Afrika’ya iadesini talep eden senatör 2001’de bir taslak hazırlar ve sonunda 2002’in Ocak ayında senatodan onay çıkar.

Yüzyıllara konu olan bu dehşet olayın ardından, Sarah’ın bedeni 6 Mart 2002’de Güney Afrika’ya getirilir. 9 Ağustos 2002 yılında Afrika’da resmî tatil olan Kadınlar Günü’nde Doğe Cope eyaletine, doğduğu topraklara gömülür.

İşte dostlar insanlığın çirkin yüzü…

 İnsan kötüleşince vahşi bir yaratığa  dönüştüğü aşikâr. İşte bir hayat, sapkın erkeklerin cinsel fantezilerine kurban olarak geçip gider…

Kendine "medeni" diyen Avrupa elinde mahvolan bir genç kadının vahşice katledilen hayatı...

Bu zavallı kadının “tek suçu Yaradan tarafından böyle yaratılan vücudu” idi.

İnanın beni korkutan  günümüzde şekillenen popüler kültürün altında bu tarihsel olayların yatmasıdır…

Baktığımızda ise yapılan egzersizler sağlığımızdan çok göze hitap edilmesi için gibi…(Umarım bu sadece benim dikkatimi çekmiştir ve umarım ki ben yanılıyorumdur)Çünkü  görsel şov yüzünden buyurun! Yok, olan bir hayat!

Sosyal ağlarda resim paylaşan bazı kızlarımız ve genç kadınlarımızda dikkatimi çeken şey, dudakları dolgun hale getirip poz vermeleri, dahası popoların dik ve büyük olarak paylaşılması. Şimdi buradan ne anlatılmaya çalışılıyor? Güzellik? Çekicilik? Seksapellik? Beğenilmek? İlgi görmek? Dudakları öne sürerek resim paylaşmak nereden geliyor hiç araştırdık mı? Bir araştıralım zahmet olacak ama…

Bu tarz paylaşımlarla sadece erkeklerin genel eğilimi kadının duygularıyla aklıyla değil! Fiziki özellikleriyle görmesi olacaktır…!

Sonra da yine sosyal mecralarda “Eros sende bir yalansın.Aşk sevgi saygı yok “diye paylaşımlar yapılacak…Dekolteyle gelen aşk başka bir yerle gider denmeyecek…!

Bazı kadınlar dudağına popoya yatırım yaptığı sürece bu beyin boşluğu çok aşkı katledecek, çok canlar yakmaya devam edecek…

İdealleriniz olsun hayalleriniz olsun o uğurda çalışmalarınız olsun, üreten olun. Okuyan olun. Kaliteli filmler izleyip kaliteli şarkılar dinleyin. Sporu sağlığınız için yapın...Orijinal hobileriniz olsun ve hepsinden önemlisi "Düşünün".

Sevgi ve bilgiyle kalın…

Chenay Kobak

YORUM EKLE
YORUMLAR
i.yılmaz
i.yılmaz - 9 ay Önce

İşte olay budur...! Şenay hanım çok güzel özetlemişsiniz elinize yüreğinize sağlık.
Bu tür yazıların devamını yazmanız dileğimle.

banner2833

banner2250