banner3088

Tükeniş


Bir Meddah Acar vardı. Çektiği onca acılara ve sıkıntılara rağmen neşesinden hiçbir şey kaybetmeyen. Çocuk denilecek bir yaşta Elazığ’da yayınlamakta olan Satveti-milliye gazetesinde fıkra yazarlığına başlamıştı. Türkiye genelinde bir ilkti onun yaptığı. Şimşir tahtasına oyduğu karikatürleri gazetede basılıp yayınlanıyordu. Gazetenin yayınlanmasında büyük zorluklarla karşılaşılıyordu ama onlar yılmıyorlardı. Gazeteyi basacak mürekkep bulamadıklarında kömür isiyle basıyorlardı. Meddah Hakkı boş durmayı sevmezdi. Bu yüzden o yılların en popüler aracı olan arabalara yağlı boya resimler ve figürler çizerdi. Ta ki yazdığı bir yazıdan dolayı hakkında idam kararı çıktığını öğrenene kadar. Hakkındaki idam kararını öğrendiğinde günlerce geceleri yol kat ederek Akdeniz’e varmış. Oradan da bir gemiye binerek İtalya’ya inmiş. Siyasi mülteci olarak İtalya’ya sığınmış. İtalya’da yapabileceği bir iş bulamadığı için yaşamını dilenerek sürdürmüştü. Ta ki Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşına kadar. O günün şartlarına göre en hızlı bir şekilde Balkanlara geçerek Kuvveyi-milliye yararına casusluk yapmaya başlamıştı. Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanınca Türkiye’ye dönmüştü. Kendisine yaptığı hizmetler karşılığında iki öneride bulunulmuştu. Birincisi ona madalya vermek, ikincisi ise para ödülü vermekti. Kaçak yaşadığı yıllarda parasızlık canına tak ettirdiği için madalyayı değil, parayı seçmişti. O gençlik yıllarında aklına gelir miydi bir gün ihtiyarlığın üzerine bir karabasan gibi çökeceğini? Bilseydi para yerine madalyayı almaz mıydı? Macar zade Hakkı Bey olarak tanınıyor olsa da o acıların insanıydı. Yerleşik bir iş kurmaktansa meddahlık yapmaya karar vermiş ve Türkiye’nin hemen, hemen her yerinde mesleğini icra etmiştir. Amacı savaşlar yüzünden her konuda geri kalmış olan ülkesinin insanlarını onlara keyif vererek aydınlatmaktı. Yaşlılık rüzgârları başında esmeye başladıktan sonra Menemen’de Sarraf hanının bir odasını kiralayarak yaşamını o küçücük odada sürdürmüştü. Zaman, zaman çevredeki ilçelere giderek meddahlık mesleğini sürdürüyordu. Geri kalan zamanında ise iş yerlerine tabelalar yazıyor. Cam üzerine ayetler yazıp satarak geçimini sağlıyordu. Yaz aylarında yaklaşık üç ay kadar Bozköy ılıcasında kalıyordu. Zira ılıcanın suyu onun romatizma ağrılarına çok iyi geliyordu. Ilıcaya gelenler onunla sohbet edebilmek için masalarına davet ederek hep birlikte yemek yiyorlar ve bir miktar da para veriyorlardı.

Bir gün traktörümüzde şoför olarak çalışmakta olan işçimizin o gün işe gitmediğini gördüm. Ona, hadi gel seni Bozköy ılıcasına götüreyim. Hem ılıcaya gireriz, hem de Meddah Hakkı ile sohbet ederiz dedim. Tamam dedi. Motor sıkletime binip Bozköy ılıcasına gittik. Motordan iner inmez ılıcayı işletene bize yirmi yumurtalı menemen yap dedim. İşçimiz ne yapıyorsun sen? O kadar yumurta yenir mi dedi? Az bile gelir dedim. Zira Meddah Hakkı amca konuğumuz olacak. Masamız hazırlanırken Hakkı amcaya seslendim. Hadi gel menemenimizi soğumadan yiyelim dedim. Yemeğimizi yerken bol, bol sohbet ettik.

Menemen’den ayrılıp Muğla’ya yerleştiğimde Hakkı amcadan bir mektup aldım. Mektubunda hasta olduğunu ve artık çalışamadığını yazmıştı. Menemen Devlet Hastanesi Başhekimine telefon edip Meddah Hakkı Acar’ı bu kış hastanenizde ağırlarsanız çok memnun olurum dedim. Başhekim yerimiz yok yatıramam dediğinde ona bir koridorda da mı yatıracak bir yer bulamıyorsunuz dedim? Tamam, öyle olur dedi. Bir arkadaşıma telefon edip Hakkı amcayı hastaneye götürmelerini ve bunun haber yapılmasını sağlamalarını söyledim. Dediğimi yaptılar. Haber gazetelerde çıkınca Menemen Belediyesi Hakkı amcaya üç yüz lira maaş bağladı. Menemen’e gittiğimde Hakkı amcayı ziyaret ederken başhekim yanımıza geldi. İyi ki Hakkı amcayı hastanemizde konuk ettik. O anlattığı fıkralarla hastalarımıza moral veriyor dedi.

Bir süre sonra Hakkı amcadan bir mektup daha aldım. Bu mektubu adeta bir tükenişin öyküsüydü. İlaçlarıma para yetiştiremiyorum. Muğla’ya gelip orada bir süre meddahlık yapmak istiyorum. Belki üç beş kuruş kazana bilirim diyordu. Nitekim geldi de. Ne yazık ki artık sinemalar meddahlık mesleğini yok etmişti. Ona Halk Eğitim Merkezi salonunda salon ücreti ödemeden meddahlık yapmasını sağladım. Belediye ses yayın sisteminde defalarca gösteriyi yayınlattığım halde ilk geceye onu yıllar öncesinden tanıyan beş yaşlı insan gelmişti. Bu kadar az insana gösteri yapılamayacağına karar verdik. Gelenler durumlarına göre hakkı amcanın eline para sıkıştırmıştı.

Gündüz okullarda temsil vermeye başlamıştı. Halk Eğitim Merkezinin salonunu Meddah Hakkı’ya bin nazla veren müdür, hakkı amcayı dinledikten sonra bana ne müthiş bir adammış bu dedi. Keşke onu okullarımız için kadrolu yapa bilseydik.

Hakkı amca okulun birinde temsil verirken birden ağzından burnundan kan gelmeye başlamış. Hastaneye kaldırmışlar. Duyar duymaz hastaneye gittim. Çok sevinçliydi. Zira Başhekim Ziya Özel onu ameliyat ederek kasıklarındaki otuz beş kiloluk urunu alacakmış. Bunun için de benden vasisi olarak olurumu alacakmış. Bevliye Uzmanı Doktor Saim Kuttaş ile konuştum. Sakın ha dedi. Karın kasları o yükten kurtulunca yukarı doğru kasılıp kalbe basınç yaparak ölümüne neden olur. O da biliyor böyle bir ameliyatın başarılı olamayacağını. Onun amacı otuz beş kiloluk uru ameliyat edip dünya tıp litarütürüne girmektir dedi.  Ameliyata izin vermedim.

Hakkı amcaya Kurtuluş Savaşı gazilerine bağlanan maaşın ona da bağlanması için onlarca yazışma yaptım. Ulus gazetesine Kurtuluş Savaşı kahramanlarımızdan Meddah Hakkı Acar seksen dört yaşında gözleri iyi görmemesine ve hasta olmasına rağmen Tire de Kemer dereli Halil Efenin kahvesinde meddahlık yaparak yaşamını sürdürmeye çalıştığını haber yaptım. Bir süre sonra Hakkı amcanın ölüm haberini aldım. Aynı gün bana bakanlıktan bir mektup geldi. Mektupta başvurunuz üzerine Meddah Hakkı Acar’a maaş bağlanması uygun görülmüştür diyordu. Ne yazık ki kendisine maaş bağlanmasının mutluluğunu bir gün dahi yaşayamamıştı. Meddah Hakkı ile birlikte ne yazık ki meddahlık da ölmüş oldu.

Özcan Nevres

 
YORUM EKLE

banner3205

banner3212

banner3153

banner3196