banner3088

Ulu Çınar

Biz gerçeği olduğu gibi değil,

Olduğumuz gibi görebiliriz. Kant

 

Ulu Çınar

Mutlu çocuklar, mutlu ailelerin el emeği göz nurudur. Çocukların gönlünü sevgiyle mamur etmek, dolayısıyla kendi gönlünü de mamur etmektir. Çocukların ufkunu açmada, kendi zamanlarında yaşamaya hazırlamada; onları dinleyerek, yeri geldiğinde fikirlerini sorarak, yaş ve olgunluklarına göre sorumluluk vererek, hayatta doğru bir yolu seçmede ve bu yol üzerinde yürümede, huzurlu bir yaşama biçiminin önemini damla damla çocuklara aktarmak ve sevdirmek gerekir.

Çocuklarımızı eleştirmek yerine onları anlamaya çalışalım. Ne yapmak istediklerini anlayalım.  Sevgi, hoşgörü eleştiriden çok daha yaralıdır. Kınamadan, şikayet etmeden hatalarından ders çıkarmalarına yardımcı olalım. Zira bilmek affetmektir.

Her zaman bizi sarıp sarmalayan, koruyup, kollayan bir sevgi vardır üzerimizde.  Şartlar ne olursa olsun bizi hiç yalnız bırakmayacağının güveni içinde olduğumuz, kah iyi arkadaşımız, kah kalp kırıklarımız; ama her koşulda hissettiğimiz kalp atışlarımız.  Naif, müşfik, kararlı, güçlü, koruyan ve güvenilir olarak tanıdığımız, sığındığımız ilk insan, dünyaya geliş sebebimiz babamız. Bizi hayatta en çok seven iki kişiden biri. Annelerin gözyaşlarından çok, babamızın gözlerinde gördüğümüz ıslaklık,  nemli gözleri bizi daha çok duygusal yapar. Bunun için çok daha fazla hislenir, içleniriz ağlayan bir baba gördüğümüzde.

Evladın dünyaya gelişi ile büyük sorumluluk yüklenen ve bu durumdan hiç şikayet etmeyen, aksine bütün çabalarını severek ve büyük bir keyifle yerine getiren annelerin ve babaların tek isteği, beklentisi çocuklarının mutluluğu, tek bir gülüşü, hayata karşı utkusudur kuşkusuz. Birlikte aynı yolda yürümek denge ister, emek ister, istikrar ister, sevgi ister, paylaşmak ister, kendinize ait birçok şeyden feragat ister. Hayatın rampa yukarı anlarında kuvvet, inişlerinde sabır ister.

Düştüğünde anne diye bağıran çocuk, bilirki koşup gelecek onu düştüğü yerden tutup kaldıracak babasıdır.  Çoğu kez bu güven duygusuyla adım atar, bilir ki başı sıkıştığında arkasında babası olacaktır. Ve bu güven duygusunu çocuk yaşamın hiçbir sürecinde yitirmez.

Yaşamın gök gürültüsü içinde devam ederken hayat; her sağanakta sığınacak bir liman, korunacak bir saçak altı arar insan. Paylaşmadıklarımız içimizde volkana, düşlerimiz yeise dönüştüğünde, yüreğimiz parça parça olduğunda, dingin bir yer arar gönül. Orası ulu çınarın altıdır, bütün dallarıyla seni hiçbir beklentisi olmadan karşılıksız sımsıcak sardığını hissedersin. O çınar babadır. “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.” İsra/23

 

Babam Seyrediyor 

Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç, babasıyla birlikte yaşıyordu. Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı. Genç, okulun futbol takımındaydı. Takımdaydı ama, ufak-tefek yapısı ve tecrübesizliği nedeniyle hocası ona bir türlü maçlarda görev vermiyordu. Bu yüzden, her maçta yedek kulübesinde oturuyordu. Buna rağmen, babası hiçbir maçı kaçırmaz ve hep ayağa kalkıp tezahürat yapardı.... 

Liseye girdiğinde sınıfının en sıska öğrencisiydi gencimiz. Fakat babası onu hep futbol oynamaya teşvik etti; bununla birlikte, istemezse oynamayabileceğini de belirtti. Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi. Her idmanda elinden geleni yapıyor ve takımın as oyuncularından bir olmaya çalışıyordu. Bütün lise hayatı boyunca hiçbir idmanı veya maçı kaçırmadı. Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. İnançlı babası her zaman ki gibi tribünlerde yerini alıyor ve oğlunu destekleyici tezahüratlarda bulunmaya devam ediyordu.

Genç, üniversiteye başladığında futbol onun için önemini kaybetmeye yüz tuttu, ama yine de elinden geleni yaptı. Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emin olsa da, bunu başardı. Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini, çünkü her idmanda yüreğini koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. Takıma girebildiği haberi onu o denli heyecanlandırdı ve sevindirdi ki, soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi. Onun bu mutluluğunu paylaşan babası, kendisine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi. Üniversitedeki dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç, ne yazık ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru, büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde bir telgrafla antrenörü geldi. Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü. Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyleyebildi: ”Bu sabah babam ölmüş. İzninizle bugünkü idmana gelmesem?” Hocası kolunu şefkatle omzuna doladı ve “Bu hafta dinlen evlat” dedi, ”cumartesi günkü maça gelmeyi de aklından geçirme. ”

Cumartesi geldi çattı, ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi. Maçın sonlarına doğru, bir kişi soyunma odasına sessizce girdi, formasını ve futbol ayakkabılarını giyip saha sahanın kenarına çıktı. Babası ölen ufaklıktı bu! Antrenör ve oyuncular azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede tekrar aralarında görmekten dolayı son derece şaşırmışlardı.

Hocasının yanına giden genç ”Lütfen izin verin oynayayım” dedi. ”Bugün oynamak zorundayım. ” Hocası önce onu duymamış gibi davrandı. Böylesine zor bir eleme maçında takımın en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu. Ama genç o kadar ısrar etti ki, sonunda ona acıyan hocası razı oldu: ”Pekala oyuna girebilirsin. ”

Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki, hem hoca, hem oyuncular, hem de maçı izleyenler gördüklerine inanamadılar. Daha önce hiç oynamamış olan bu meçhul ufaklığın her hareketi harika, attığı her pas isabetliydi. Karşı takım oyuncuları onu durduramıyordu. Koşuyor, pas veriyor, savunmaya yardım ediyor ve maçın yıldızı olarak parlıyordu. Sonunda, gencin takımı aradaki farkı kapattı, nihayet atılan bir golle de beraberliği yakaladı. Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı. Maç bitmişti. Okulunun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor, arkadaşları onu omuzlarında taşıyordu.

Seyirciler tribünü terk ettikten, oyuncular duşlarını alıp soyunma odasını boşalttıktan sonra, takımın hocası gencin köşede tek başına sessizce oturduğun fark etti. Yanına gidip inanamıyorum. Bugün bir harikaydın” dedi. “Sana ne oldu, bunu nasıl yaptın, anlat bana! “.

Genç hocasına baktı, gözlerine yaşlar doldu ve şöyle dedi:

“Babamın öldüğünü biliyorsunuz. Peki onun gözlerinin görmediğini biliyor muydunuz?”. Delikanlı zorlukla yutkundu, gülümsemeye çalıştı: Babam bütün maçlarıma geldi, çünkü görmediği halde beni desteklemek istiyordu. Ve ilk defa bugün beni oynarken görebilirdi. Ben de bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istedim.

YORUM EKLE

banner3205

banner3212

banner2252

banner3196