banner3088

Ya Benimsin Ya Toprağın…

Evet, bu düşünceye sahip çok fazla beyin var etrafımızda ve birçok yerde… Bu kıskançlık duygusunun evreleri farklı farklıdır malum. Bir yerde okumuştum aşk boyutuna göre değişiyor diye, işte burada başlıyor problem ve ironi. Paranoya ile başlayan kuşkular zamanla kaybetme korkusuna dönüşerek patolojik seviyeye daha doğrusu marazi aşka ulaşıyor ne yazık ki…

İnsanın sevdiklerini sahiplenmesi ve paylaşmak istememesi kadar doğal bir duygu yok kabul ama biz neyin dozunu insanca ayarladık ki bu duygununkini ayarlayacağız soruyorum. Ayarlayamayız çünkü biz toplum olarak şiddeti inkâr etsek de seviyoruz... Hayat sosyal medyaya benzemiyor ama hatırlatırım. Orada için kötüyse bile olumlu felsefi sözler paylaşınca saygı kazandığı düşünülüyor oysa birey sadece kendini değil tüm toplumu kandırmış oluyor bunun diğer adı da ihanettir! Genç kızlarımız bile daha ortaokuldan “benim için kavga ettiler” deyip gururlanıyor.

Yetişkin kızlar bu sözüm sizlere; erkek arkadaşlarınız “Bu eteği giyme kıskanıyorum” dediğinde, dudaklarınızı büzüp “Tomomm aşkommm” demeyi biliyorsunuz da, anne babanız güzelce söylediğinde bile çemkiriyorsunuz “Bana karışmayın” diye değil mi? Gerçekçi olalım hadi! Başkası size bunu sözel baskı olarak bile söylediğinde hoşunuza gidiyor… Burada şu ayrıntıyı kaçırıyorsunuz: Yarın onla evlendiğinde, bu baskının boyutu ve şiddeti artacaktır bunu hesaba katıyor musunuz?

Işıklarda durunca “Sen yanda ki arabaya baktın” deyip kadın hiç anlamadan fiziksel şiddet uygulayanlar var, haberiniz var mı acaba? Kendi öyle düşünüyor ve direk eyleme geçiyor anlatabiliyor muyum,  size sormuyor baktın mı bakmadın mı diye, yani söz hakkı bile tanımıyor. Bu tek bir olayda bile sayın ne kadar yanlış var, üşenmeyin sorgulayın lütfen! “Ohoo o kadar ince düşünemem” diyorsanız üzülürüm adınıza inanın… Sorgulamak yerine kabullenmek çok acı sonuçlar doğurur. Bakın istatistiklere ve kadına olan şiddet sayısını lütfen görün. Onlar rakamdan ibaret değil, bütün bir yaşam, yani yıl ay gün saat… Hepsi “Evlenince yapmaz, çocuk doğunca yapmaz” diyen o güzeller güzeli kadınlarımız!

Henüz bir evi paylaşmadan bunlara maruz kalıyorsunuz ve bunlara rağmen bir hayatı paylaşmayı göze alıyorsunuz. Bunun sonu çocuklarla anne baba evine dönmek de olsaydı keşke, sokaklarda öldürülüyorlar. İşte bütün bu küçük  “umursanmadığı” damlacıkların zamanla oluştuğu kötü bir okyanustur aslında…

Bunu kendinize yaptırtmayın! Bir kadını güçlü ve yıkılmaz kılan, özgür ifade hakkının olması, kendine olan saygısı, ahlaklı, kimseye eyvallahı olmayışı (bu saygısızlık ve dinlememek gibi algılanmasın), sevgisi ve adaletli eşitlik için olan dik başlılığı, masaya yumruk vurarak hayır diyebilmesidir!

Erkeğin egemen olduğu bir dünyada yaşamak zorunda değildir bir kadın!

Kızlar geleceğin kadını ve annesidir, ANNELER KORKUSUZ OLMALIDIR!

 Yapmayın ve yaptırtmayın! Anne babanızın dediklerine kulak verin, anlatın paylaşın, “Anlamazlar dinlemezler” demeyin.

Anne babanızla mutlaka paylaşın çünkü hiç ama hiç kimse sizi onlardan daha fazla sevmedi sevmeyecek.”Ama âşık olduğum kişi beni annem kadar seviyor, diyenleriniz olduysa, bir söz de benden size “YOK ÖYLE BİR AŞK BU DÜNYADA SOK BUNU O KAFANA YA DA YAZ BİR KENARA LAZIM OLACAK!”

Bir genç kız geleceğin kadını olarak demokrasiyi savunmalıdır. Toplumu oluşturmada kadının etkisi çok büyüktür. Demokratik bir toplumda sorunların çözümü hukukun üstünlüğü ilkesine göre gerçekleştiğini bilmelidir. Toplumda yaşayan her bir birey sorun çözümüne hak, özgürlük ve sorumluluk temelinde davranışların gösterilmesini savunmalıdır…

Herkes haklarını ve özgürlüklerini bilmelidir. Kuvvet, şiddet ve her türlü hukuk dışı yolla sorunları çözmeye çalışmak toplumun bir arada yaşama isteğine aykırıdır. Olmuyorsa, anlaşılamıyorsa bu birlikteliği bitirmek başlatmak kadar doğaldır, ayrıca doğrusu da budur!

Ya benimsin ya toprağın düşüncesi, benim için kavga etti, benim için mekân kapattı, mekân bastı vs. abuk sabuk güç göstergesi bir cehalet hastalığıdır! Kimseyi bir arkadaş olmayla veyahut bir imza atmayla satın almıyorsunuz!  Bu her iki taraf için de geçerli. İstisnasız herkesin bir yaşam hakkı vardır ve bunu sırf birilerinin isteği üzerine yaşayıp yok edemeyiz! Herkes herkesi olduğu gibi sevmeli saygı duymalıdır, basmakalıplarla kendi çerçevesine uyarlamakla ve bunun adını aşk sevda, tutku vs. koymakla o yüce duygu olan “SEVGİ’yi gölgede bırakamazsınız…

Çünkü seven sevdiğini incitmeden, hırpalamadan, hor görmeden sever! Başka türlüsü zorbadır, şiddettir, dayatmadır!

Yaşam denilen bu savaş arenasında adaletçe mertçe, şerefle ve ahlakla biri birimizi severek savaşalım…

Sevdiklerinizi Sevgiyle Severek Kalın…

YORUM EKLE

banner3205

banner3212

banner3153

banner3196