banner3088

Yanıltıcı Reklamlar

Yanıltıcı Reklamlar

Aldatıcı reklamlar tam gaz devam ediyor. Bakanlığın toplatma kararı almış olduğu sözde gıda takviyesi ürünler için sanki öyle bir karar alınmamış gibi reklamlarına devam ediyorlar. Şimdide elektriğe yapılan zamdan bunalan elektrik abonelerini aldatma kampanyaları sürüyor. Okurlarımı bilgilendirmek için hiçbir işe yaramayacağını bildiğim halde www.yakaladinyakaladin.com dan bir elektrik tasarruf kutusu getirttim. Kutunun bedeli on beş lira. Aynı koli içinde iki de kamera göndermelerini istedim. Böylece üçüne birden altı buçuk lira kargo parası ödedim. Bu durumda bu uyduruk tasarruf kutusu bana on yedi liraya mal olmuş oldu. Üçlü prize iki bin vatlık bir güç bağlayıp çektiği amperi ölçtüm. Çektiği akım sekiz amperdi. Aynı üçlü prize tasarruf kutusunu taktım. Ampermetrenin ibresi oynamadı bile. Kutunun üzerinde yüzde otuz tasarruf yazıyor. Bu durumda altı yüz vatlık tasarruf için ampermetre ibresinin altı buçuk amperi göstermesi gerekiyordu ama bırakınız iki buçuk amper gerilemeyi, kımıldamadı bile. Aldığım tasarruf kutusunda artık piyasaya hâkim olmuş olan PRC yazıyordu. Yani bu kutu Hindistan’dan ithal edilmişti. Aklımın ermediği bir durum var. Ticaret Bakanlığı bu uyduruk cihazların ithaline nasıl izin verebiliyor. Üstelik cari açık yüz on milyar doları aştığı halde. Bu gidiş bana Demokrat Partinin bin dokuz yüz elli beş yılına kadar uyguladığı ithalat rejimini anımsatıyor.

Ben bu konuyu birçok defa yazmıştım ama bu defa daha anlaşılır bir şekilde yazacağım. Demokrat Parti iktidara gelmeden önce iktidara geldiklerinde Türkiye’yi Küçük Amerika yapacaklarını söylemişlerdi. Küçük Amerika olabilmek için ne yapılmalıydı? Amerika’da ne varsa Türkiye’de de olmalıydı. Bu yüzden ne buldularsa ithal ettiler. Ta ki CHP nin dolu bıraktığı hazineyi tamtakır bırakana kadar. Zihniyetleri tam bir miras yedi zihniyetiydi. Atalarımızın çok değerli bir sözü vardır. Hazıra dağ dayanmaz derlerdi. Dış ülkelere satacak mal üretmeden dış alımların bedelini borçtan hazır paralardan ödediler. Para bitince borçlanmaya yöneldiler. Tüketim çok hızlıydı ama üretim hemen, hemen yok gibiydi. Ürettiklerimiz iç piyasaya bile yetmiyordu. Dış ülkelere tarım ürünleri satan Türkiye, dış ülkelerden tarım ürünleri alan bir ülke oldu. Giderek önü alınamaz bir ekonomik çöküntüye uğrayan piyasa yüzünden Türkiye yoklar ve zamlar ülkesi oldu. Kilosu kırk kuruş olan fasulyenin kilosu yedi buçuk lira oldu. Fasulyeye oy fasulyem yedi buçuk lira diye ağıtlar yakıldı. Hükümet çaresiz Milli Korunma Kanununu çıkardı. Nice esnaf karaborsadan aldığı üreni ürünün narh bedelinden fazla bir bedelle sattıkları için yıllarca hapis yattılar ve para cezası ödediler. Bu yasa da ülkeyi yokluklar ülkesi olmaktan kurtaramadı. Çiftçi sabanının ucuna ekletebileceği bir demir parçasını bile bulamıyordu. Devlet dairelerinde iki evrakı biri birine tutturacak toplu iğne, yazışmalarda kullanmak için birinci hamur A4 kağıdı bulamıyorlardı.

Şimdi piyasada ne ararsan var. Peki, nereye kadar? Cari açık yüz on milyar doları aşmış. Sıcak para ekonomisi de soğumaya başladı. Demokrat Partinin uğradığı ekonomik hezimetin benzerine uğramamak için ithalatın frenlenmesi ve tasarruf tedbirlerinin alınması gerekir. Buna rağmen lüks tüketim tüm hızıyla devam ediyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’deki kadar resmi araç yok. Resmi araç sayısı üç yüz elli bini aşmış. Bırakınız bakanları, bakanlıkta görevli olanlara bile araba beğendiremiyorlar. Sayın Başbakanımıza yedinci uçak alınmış. Bir de helikopter alınmış. Bu yakınlarda özel işlerde kullanılmak üzere üç helikopter daha alınacak. Tüm bunlar israf değilse ne?

Bir Türk genci Amerika’da okumakta olduğu üniversiteyi birincilikle bitirir. Kural gereği göndere birinci olanın ülkesinin bayrağı çekilir. Mezun olan öğrenciye çok cazip iş teklifleri yapılır ama o kabul etmez. Benim ülkemin güneyinde petrol aranmaktadır. Ülkeme gidip bu çalışmalara katılacağım der. Gencimiz dediği gibi artık ülkesinde çalışmakta ve başarılarına başarılar katmaktadır. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e Amerika’dan bir mektup gelir. Mektupta ülkenizde petrol arama çalışmalarında olan kişi (Turgut Ergenol diye anımsıyorum ama yanlış olabilir) Öğrenciliği zamanında komünizm çalışmalarına katılmış azılı bir komünisttir denilmekte ve gereğinin yapılması istenilir. Gencin işine hemen son verilir. Genç tekrar işine dönmek için çok çaba sarf eder ama bir türlü işine dönemez. Sirkeci’de otel kâtipliği yaparak geçimini sağlarken patron aldığı talimatla genci işten atar. Sirkeci de hamallık yapmaya başlar. Hamal başı aldığı talimatla genci işten atar. Tam bu sırada gence Amerika Kiliseler birliğinden bir mektup gelir. Zarfın içinde uçak bileti ve para ile birlikte bir de mektup vardır. Mektupta biz kiliseler birliği olarak sizin üniversite yıllarındaki başarılarınızı yakından takip etmiştik. Eğer Amerika’ya gelirseniz işiniz hazır diye yazmaktadır. Genç mektubu alır ve Ankara’ya gider. Başbakan Adnan Menderes ile iki kez görüşme talep eder ama kabul edilmez. Bunun üzerine lanet olsun der ve Amerika’ya gider. Kendisine çok önemli bir iş sağlarlar. Amerikalı bir bayanla evlenince de dinini değiştirir ve tam bir Amerikan vatandaşı olur.

Yıllar sonra bu gencimiz Ergani Bakır İşletmesinin geliştirilmesi için gelen yabancı uzman ekibin içindedir. Bu arada ekip başı yemekte sofralarında havyar olmadığı için işletme müdürüne çok kızar. Gencimiz ekip şefine Türkler fakir insanlardır. Size sunmakta oldukları bu yemekler zenginliklerinden değil konuk severliklerindendir der. Bunun üzerine ekip başı geri adım atmak zorunda kalır. Ne yazık ki o günden bu güne kadar geçen yarım asırlık bir zamana rağmen halen içimizde açlık sınırları içinde yaşayan, nafakalarını çöp bidonlarından aramakta olan insanlarımız var. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın tek yolu üretimdir. İthalat değildir. Zaman ayağımızı yorganımıza göre uzatmanın zamanıdır.

Özcan Nevres  
YORUM EKLE

banner3205

banner3153

banner3197

banner3196