banner3088

Yaşarken İz Bırakabilmek


Çok uzun olduğunu zannettiğimiz ömür meğer ne kadar kısaymış. İnsan bunu ancak iyice yaşlandıktan sonra anlaya biliyor. Geriye dönüp baktığımda sanki bağ yollarında kargıdan atlarımızla yarıştığımız daha dün gibiydi. Bizim çocukluğumuzda oyuncak denilen şeyler hemen, hemen yok gibiydi. Çelik çomak, kaydırak oynamak, uçurtma uçurmak ve bir de oyun olsun diye Tatar Bekir’in yol kenarına hayır için koyduğu su küpüne kum atmaktı tüm oyunlarımız. Yaz sıcağında susuzluktan yandığımızda içine kum attığımız suyu yine biz içerdik. Yaptığımız yaramazlıkların bedelini dayak ile ödememek için çok hızlı kaçmak zorundaydık. Eğer yakalanacak olursak yakalanın vay haline. Belki bu nedenle de çok sağlıklıydık. Oyuncak bakımından çok şansızdık ama sağlık bakımından zamanımızın çocuklarından çok daha şanslıydık. Zira tüm oyunlarımız güneş altında oynanırdı. Dahası yediğimiz içtiğimiz her şey doğaldı.

Yalnızca sağlıklı yaşamak yeter mi? Elbet de yetmez. Yaşamımız boyunca eğer arkamızda iz bıraka bilirsek ne mutlu iz bırakanlara. Gençlik yıllarında iz bırakmak gibi bir düşüncem olmamıştı. Tüm düşüncem insanlara, yaşadığım yöreye yararlı olabilmekti. Bin dokuz yüz elli sekiz yılında gazeteciliğe ilk adımımı attığımda yaşadığım yöreye nasıl yararlı olabileceğimden başka bir düşüncem yoktu. Doğup büyüdüğüm Menemen’in çevresi turizm gelirlerinden yararlanırken Menemen’in payına hiçbir şey düşmüyordu. Menemen’in antik ve turistik hiçbir değeri yok diyenlerin söylediklerini dikkate almadan araştırmalara başladım. Meğer Menemen’in her yerinden tarih fışkırıyormuş. İlk olarak Eoly federasyonunun baş devleti Larissa’dan başladım. Tüm Anadolu’da başka bir benzeri olmayan yaprak şeklindeki taşlarla inşa edilmiş olan duvarın ve savaş halinde devletin üç aylık su gereksinimini karşılayan sarnıcın fotoğraflarını çekerek Demokrat İzmir gazetesine gönderdim. Sekiz Şubat bin dokuz yüz atmış bir de yayınlanan yazım üzerine İzmir Turizm Komitesi üç gün sonra olağan üstü bir toplantı yaparak Menemen için çok önemli kararlar almıştı. Antik Larissa şehrinin bulunduğu tepeye bir yol ve tepenin üzerine de bir kır kahvesi yapılmasına, Aliağa plajlarına da turistlerin ilgisini kazandıracak düzenlemeler yapılmasına, dolayısıyla Menemen’in üçüncü sınıf turistik bölgelere dahil edilmesine karar vermişti. Ne yazık ki bu karar hiçbir zaman uygulanmadı. Buna rağmen çalışmalarımı sürdürdüm. Yamanlar dağı üzerinde bulunan, Ege’nin Abant’ı diye adlandırılan krater gölü Karagöl ile ilgili yazdığım öykü ve yayınlattığım fotoğraflar ile tüm Ege’de tanınmasını ve yolunun yapılmasını sağladım. Bu çalışmalarım sonunda meyvesini verdi ve Taş han aslına uygun olarak restore edildi. Bu günlerde de antik değeri olan kilisenin restorasyonu devam etmektedir.

Bin dokuz yüz atmış altı yılında yerleştiğim Muğla’nın küçük ama verimli ovası dikkatimi çekmişti. Ova kış aylarında göle dönüşmesinden, yaz aylarında ise susuzluktan verimli olarak işlenemiyordu. Göl haline gelmiş olan ovanın fotoğraflarını çekerek konu ile ilgili yazdığım yazıyla birlikte Ulus gazetesine gönderdim. Yazımın yayınlanması üzerine Devlet Su İşleri çalışma başlattı. Ovanın suyunu denize yönlendiren düdenlerin ağzı temizlendi. Ovanın Latif Sepil’in kireç fabrikasının karşısındaki bölüm için Akçaova’ya bir tünel açılmasına karar verildi. DSİ nin açtığı yüz elli metre derinlikteki artezyen kuyusu ile iki bin beş yüz dönümlük arazinin sulanması sağlandı. Datça’nın Reşadiye mahallesindeki antik Koca konağın fotoğraflarını çekip haber yaptıktan sonra konak sahip değiştirdi ve restore edilmesi sağlanmış oldu. Marmaris yolundaki dokuz kilometrelik okaliptüs ağaçlarının oluşturduğu tünelin ağaçları Dalaman kâğıt fabrikası için kesilecekti. Kesilmemesi için başlattığım kampanya başarılı oldu ve ağaçlar kesilmekten kurtuldu.

Büyükçekmece’ye yerleştiğimde eski bir ahşap bina dikkatimi çekmişti. Fotoğraflarını çektikten sonra bina ile ilgili bilgi topladım. Binaya Enver Paşa köşkü diyorlardı. Yaptığım incelemede binanın geçmişte denize sıfır noktada olduğunu ve köşk değil yalı binası olduğunu anladım. Binayı birkaç kez haber yaptım. Yaptığım haberler semeresini verdi ve bina için restore edilmesi kararı alındı. Bu arada binanın üst katı tinerciler tarafından yakıldı. İyi ki o fotoğrafları çekmişim. Binayı restore edecek olan firma binanın yanmadan önceki fotoğrafını bulamamış. İyi ki İnternet var. Binanın mimarı İnternet’ten bana ulaştı. Mimar sizde Enver Paşa Yalısının fotoğrafı varsa bana gönderir misin diye yazdığında hemen fotoğrafı gönderdim. Bendeki fotoğraf sayesinde bina aslına uygun olarak restore edildi.

Silivri’deki eski ahşap binaların da fotoğraflarını çekip gazetede yayınlanmasını sağlamıştım. Binalardan biri restore edildi. Bakalım diğerlerine sıra ne zaman gelecek?

Tüm bu çalışmaları hiçbir çıkarım olmadan yaptım. Keşke ekonomik durumum çok daha iyi olsaydı da daha fazlasını yapabilseydim. Tüm bu yaptıklarım yüzünden geride bir iz bırakabilirsem bunun mutluluğu bana yeter.

Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

 
YORUM EKLE

banner3205

banner3196

banner3550

banner3212