banner3088

Yoksulluk ve Yolsuzluk

Dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonominin en çarpıcı özelliklerinden birisi de yoksulluk ve yolsuzluğun evrensel bir hal almış olmasıdır. Kapitalist küreselleşme ortaya çıkardığı bu yeni yapıda yolsuzluk ve yozlaşmayı sistemin bir unsuru haline getirmiştir. Yolsuzluk ve yozlaşma genelde düşük gelirli kesimlerin aleyhine işlemekte ve yoksulların daha fakirleşmesine yol açmaktadır. Bu da gelir eşitsizliklerinin artmasına neden olmaktadır. Gelir eşitsizliği derinleştikçe yoksulluk da hızla artmaktadır. Küreselleşen Türkiye ekonomisi aynı zamanda toplam nüfus içinde yoksulluk oranı gittikçe artan, gelir dağılımı günden güne bozulan bir görünüm sergilemektedir.

Yolsuzluklar, öncelikle kamusal mal ve hizmetlere tüm vatandaşların eşit ulaşabilme olanaklarını yok etmektedir. Yolsuzluk ve yoksulluk salt ülkemizin sorunu değildir. Gerek gelişmiş gerekse yoksul ülkelerin tamamında yolsuzluk olayları gün geçtikçe artmaktadır. Neoliberalizm iş yapabilmek için her türlü yola başvurmayı mübah görmektedir.  Deregülasyon süreci mevcut düzenlemeleri yok ettiğinden adeta hukuk ve adaletten uzaklaşarak, kuralsız bir ortamda "Kleptokrasi" sistemi gelişmeye ve yerleşmeye başlar.

Yolsuzluk, iç ve dış yatırımları caydırarak, ekonomik büyümeyi engeller, kamu altyapı tesislerinin kalitesini düşürür, vergi gelirlerini azaltır ve kamu harcamalarının yapısını bozar. Ayrıca, yolsuzluk, ekonomik büyümeyi sınırlayarak, gelir eşitsizliğini kat kat artırır. Yolsuzluk, bazılarına diğerlerinden daha fazla çıkar sağladığı ve kamu kaynaklarının ve hizmetlerinin haksız dağılımına yol açtığı için ekonomiyi, yasal ve siyasal düzeni bozar. Sonuç olarak, yolsuzluk yoksulluğu kat kat artırmakta ve yoksulluk yaratmaktadır.

Yoksulları kendi kaderlerine ya da varlıklı vatandaşlar-hayırseverlerle gönüllü yardım kuruluşlarının vicdanına terk etmek sosyal devlet anlayışıyla açıklanamaz.  Oysa yoksullukla mücadele, politik bir süreçtir ve başarı büyük ölçüde devletin etkin rolüne bağlıdır. Yoksulluğu ve yolsuzluğu önleyecek, küreselleşmenin olumsuzluklarını bertaraf edecek olan "Tüccar Devlet" değil "Sosyal Devlet'tir.

Yolsuzlukla ve yoksullukla mücadelede Gandhi’nin  müritlerinden  Anna Hazare  şiddetsizliğe inanmış Hintli bir eylemcidir. Srdja Popovic & Matthew Miller  Hazare’nin hikayesini şöyle anlatmaktadır: Yaşadığı köyünde yaşam şartlarını iyileştirmek için yorulmak bilmeksizin mücadele etmiş. Hazare ihtiyaç sahibi çiftçilerin asla aç kalmamasını sağlamak için bir tohum bankası kurmuştur. İnsanları güçlü kılmak için bir hayır vakfının kurulmasına destek olmuş ve çabaları sayesinde bölgenin eğitim seviyesi büyük ölçüde yükselmiş, yeni okullar kurulmuş ve kast sisteminin ortadan kaldırılması için yürütülen kampanyanın başarıya ulaşmasına katkıda bulunarak  “dokunulmaz” olarak görülenlerin kaderini dramatik şekilde değiştirmiştir.

2011’de artık yaşlı bir adam olan Hazare, hayatının en büyük kavgası olarak; Hindistan’ın ekonomisini ve toplumunu ezelden beri felce uğratan en yaygın  ve istilacı sorun olan yolsuzluğa karşı hücum etmiştir.  Örneğin 2005’te Uluslararası şeffaflık örgütü tarafından yürütülen bir çalışma, Hintlilerin yüzde 62’den fazlasının temel kamu hizmetlerinden yararlanmayı garantileyebilmek adına rüşvet verdiğini itiraf ettiğini ortaya koymaktadır. (India Corruption Study, Uluslararası Şeffaflık Örgütü Hindistan)

Hazare tüm bunlara bir son vermek isteği ve planı, yolsuzluk suçu işleyen memurlara daha sert cezai tedbirler uygulanması ve vatandaşlar adına hızla müdahale etme yetkisi olan yerel ve güçlü bir ombudsmanlık sistemi kurulması çağrısı yaptı.

Hükümet Hazare’nin planını reddetti – yürütülmesi siyasi açıdan fazlasıyla karmaşık olacaktı – ve o da 5 Nisan 2011 tarihinde açlık grevine başladı. “Oruç tutacağım” dedi basın toplantısında, “yolsuzluk karşıtı yasa onaylanana kadar.”

Yüzlerce insan Hazare’nin orucuna katıldı ve yüz binlercesi de onu destekleyen tweet’ler attı. Hazare’nin mesajı yeterince basitti – yolsuzluğa bir anda son verilmesini istememiş, sadece yasamanın bir kanun çıkarmasında ısrar etmişti.  Çok geçmeden, Hindistan’ın en büyük şehirlerinin her köşesinde on binlerce destekçisi gösteriler düzenlemeye başladı. Hükümet beş gün sonra kanunu geçireceğine söz verdi. Hazare zaferini ilan etti. “Tüm dünyaya sadece beş gün içinde memleketimizin meselesi uğruna birlik olabildiğimizi gösterdik. Bu hareketteki gençlik gücü, umudun işaretidir.”

Demokrasi, insan hakları ve şeffaflık gibi davalar, tomurcuklanmak ve hayatta kalmak için çok çaba, net stratejiler ve güçlü sivil kurumlar gerektiren ve ağır boy atan ekinlerdir. Başladığımız işi bitirmek sorumluluk ve kararlılık sergilemekle olur.

İstediğimiz yaşamı tesis etmek ve devam ettirmeyle ilgili Darel Rutherford’un  “Her zaman istediğiniz yaşam, siz ona sahip olduğunuzu ilan edebilecek özgüvene ve onu kendiniz için kabul edebileceğiniz öz değere sahip olduğunuz gün sizin olacaktır.” sözünü  şiar edinmemizle hayat bulacaktır.

Hasbi Demirtaş

YORUM EKLE

banner3205

banner3153

banner3212

banner3196