banner3088

Yorgun Hayatlar...

Hayat bir yolculuktur. Tek başına yürümediğin, yürüyemeyeceğin kadar uzun bir yolculuktur.

Kah mutlu olduğun, mutluluğu sana özgün doruklarında yaşadığın kah yaşamın öznesinde hüzüne gark olduğun, paylaştıkların ya da paylaşamadıklarınla…  Uzun bir yolculuk…                                               

Bir ağaç gölgesinde,

sessizlik yüreğinde

Bağdaş kurup oturduğun,

gözlerin yumulu, başın hafif yukarıda

İçine dönüp, derin bir nefes alırsın.

Yorgunluğundan sıyrılmaya çalışırsın hayatın.

Birlikte yürümeye karar verdiğin yol arkadaşın bu yolu ya kolaylaştıracaktır ya da yaşadığın zorluğa zorluk katarak çekilmez hale getirecektir.

Hayata dair tercih yapmak, birlikte yürümek istediğin insan bazen tesadüf bazen şans olarak karşına çıkar. Doğru seçim hayatı kolaylaştıran, paylaşan, bölüşen yol arkadaşıdır. Birlikte nefes almak kendini iyi hissettiriyor ve huzur veriyorsa doğru insanla yürüdüğün anlamındadır.

Yolda bulduklarını birlikte yola çıktıklarına tercih edersen hem hedefine ulaşamazsın hem de yolculuğun azaba dönüşür. Hayatı paylaştığın yol arkadaşını, bir ömür boyu birlikte yürüyeceği insanı, sadece belli zamanlar da zorunluluktan bir araya geldiklerin için üzme, kırma, rencide etme. Sadakat, bu uzun yolda pusulan olsun.

Yaşamak başka şeydir

Mutlu olmak başka bir şey

Kaybedilen miyiz?

Kaybeden mi yoksa

Tabii ki kestirmek zor

Lakin bir gerçek var ki

O da;

Biz bu Dünya’ya dahiliz sadece

Ait değil…

Bu gerçekle; ait gibi değil de dahil gibi yaşanırsa, kendinize özgün hayatı dizayn edebilirsiniz. Ne eksenli yaşamak istiyorsanız yaşamın odağına onu koyun. Huzur, sağlık, mutluluk, sevgi, saygı, muhabbet ya da mal, mülk, meta… v.b.

Hayatın içinde birlikte yürünen en uzun yolculuk evliliktir. “Ben” den, birinci tekil şahıstan evirilip biz olmaktır, olabilmektir. Sağlıklı ve mutlu bir birliktelik için yaşam alanını paylaşmak, karakterinizi paylaşmak, sert yönlerinizi yumuşatmak gerekir. Sarsıldığın, sallanmaya başladığın yerde payandadır, en büyük destektir eşin; yol arkadaşın. Tuttuğun, tutunduğun en güvenilir yaşam dalındır. Yoruldum diyemediğin, yorulduğunda mola veremediğin, her anı yaşama farklı bir renk katan sevdiklerinle yaptığın uzun bir yolculuktur hayat. Zaman zaman fikirlerin çatışmasından korkmayın. Fikirlerin çatışmasından barika-i hakikat (hakikat şimşeği) doğar.   

Zorluk ve sıkıntıların yaşandığı süreçte şüphesiz ki taraflar olumsuz anlamda bir bedel öder. Yaşanan stres iki tarafı da örseler. ABD’de yürütülen bir araştırmada, kötü evliliklerin eşlerin sağlıklarını bozduğunu ve bundan en çok da erkeklerin olumsuz etkilendiği ortaya çıkarmış.

Nevada ve Michigan üniversitelerinin birlikte yaptıkları son araştırmada sıklıkla tartışmaların yaşandığı evliliklerin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtilmiş. 370 çift üzerinde yapılan araştırmada fikir ayrılıklarının çiftlerinin sağlığını bozduğu belirlenmiş.

Aile içi geçimsizliğin her iki eşin sağlığını kötü etkilediğini, yaşanan anlaşmazlıkların sağlık üzerindeki negatif etkisinin erkeklerde kadınlara göre daha fazla tespit edildiği dikkati çekmiş.  Hayatı bu stresten arındırıp, daha yaşanılır hale getirmek her insanın kendi elindedir.

                     

Bazen; kendimize direnç gösteremeyecek kadar yorulduğumuz olur. Ve her şeyin üstüne üstüne geldiğini hissedersin. O an’lar yorgunluğuna yorgunluk katar. Saz yorar – söz yorar, şarkılar yorar… Özlem ve özlemek yorar… Beklemek yorar… Hoş görmek yorar… Affetmek yorar… Boş vermek bile yorar… Ve bazen; hayat yorar insanı.  Söylenmemiş şeylerin söylenmeye yakın olduğunu hisseder insan, elinden geleni yapar ve sükût eder… Her şeye, herkese rağmen…

Bazen kendimizi Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun mısralarında betimlediği gibi hissederiz:

“Eskiden yeterdim kendime

Artardım bile

Şimdi ne yapsam nafile!

Ve

Kim demiş “can eskimez” diye

Bu can tedirgin tende

Can da eskimiş

Ben de…”

Paylaşmak, karşılıklı değerlerin en azından asgari değerinde buluşmaktır. Bireysel çıkar ve doğrularımızı, alışkanlıklarımızı, beklentilerimizi birlikte hayatı paylaştıklarımıza dikte ederek farklı bir karakter oluşturmaya ve evirmeye çalışmak salt üzüntü ve zaman kaybıdır. Bu davranış şekli o insana senin değerlerini kabul etmiyorum, benim doğrularımla ve beklentilerim doğrultusunda yaşayacaksın anlamına gelir. Dominant karakterli insanlar hem kendini hem de birlikte olduğu insanı beyhude yorar. Bu da hayatın doğal seleksiyonuna aykırıdır.

Birlikte olduğunuz insanın karaktere dönüşmüş davranışlarını değiştirmeye çalışarak zamanı heba etmektense tahammül ve hoşgörü göstererek yaşadığımız “an” dan keyif alma seviyesini yükseltebiliriz.

Mutluluk kolay elde edilecek, elini uzattığında tutabileceğin ve sahip olacağın bir şey değildir. Emek ister, sevgi ister, hoşgörü ister, fedakarlık ve hatta feragat ister. Bedeli ödenmeden sahip olduğumuz hiçbir şeyin kıymeti harbiyesi yoktur. Sahip olduğumuz her ne varsa onu değerli yapan, ona değer katan, onun için ödediğimiz nesnel ve nicel olarak bedeldir. Aksi halde kolay ve hızlı bir şekilde elde ettiklerimizi aynı şekilde hızla kaybederiz. Elimizden sabun köpüğü gibi kayar gider.

Hayat, onda görebildiğiniz ne ise o olur. Hayat ona nasıl baktığımız, nasıl algıladığımızdır. Tam da bu hayatta, aramızda mutluluk dolu insanlar da var, karanlıkla, mutsuzlukla dolu yeise düşmüş insanlar da. Hayat aynı hayattır, ama hayata farklı bakmanın yolları vardır. Eğer hayata üzgün ve karanlık gözlerle bakmayı alışkanlık edinirsek, hayatta acı ve kederi görmeye eğilimliysek hayatın güzelliklerinden kendimizi mahrum bırakmış oluruz.

Birlikte yaşanan hayatı kolaylaştıracak enstrümanlardan diğerkâmlık ve saygı yok sayıldığı takdirde bedeli ağır ve çekilmez durum hasıl olur. Bu kavramlar evrenseldir. Karşımızdakini olduğu gibi görüp o şekliyle kabul edip onun sınırlarına, kendisi olma biçimine saygı göstermek zor başarılan ancak kıymetli bir davranıştır. Aynı fikirde olmamak, karşımızdaki insanı zorlama hakkını vermez. Olmuyorsa zorlamayın, tutunmayın, bırakın ve yolunuza devam edin.

Mevlana’nın deyişiyle hayattan ne öğrendim:

“Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;

aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.

Yarıştım onunla…

Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…

Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.”

Huzurlu ve mutlu bir hayat için;

Kendi çıkar ve menfaatlerini ön planda tutarak sizi yargılayan, eleştiren, beklentileriyle sizi yönetmeye çalışan, kendi başarısızlıklarının, hayal kırıklıklarının, kıskançlıklarının, öfke ve kızgınlıklarının hıncını ve hırsını sizden çıkarmaya çalışan; bu duygu ve düşüncelerini kendince gizleyerek, sizin daha iyi olmanızı, sizi sevdiğini, gelişmenizi istediğini, iyiliğinizi ve başarınızı istediğini vb söyleyerek duygularınızı ihlal eden insanları bırakın ve hayatınızdan uzak tutun. Kendiniz olmaktan sizi uzaklaştırmalarına asla izin vermeyin.

Hasbi Demirtaş

YORUM EKLE

banner3205

banner3212

banner2251

banner3196